Damar hastalıkları, arter, ven ve kılcal damarların yapısını veya kan akışını bozan patolojik durumları ifade eder. Ateroskleroz, varis ve damar tıkanıklıkları bu grubun en yaygın örnekleridir. Dolaşım sisteminin bozulması dokulara oksijen taşınmasını azaltır ve erken tanı konulmadığında ciddi kardiyovasküler komplikasyonlara yol açabilir.

Damar hastalıklarının belirtileri, etkilenen damar tipine ve hastalığın ilerleme derecesine bağlı olarak değişir. Bacaklarda ağrı, şişlik, cilt renginde değişiklik, uyuşma ve yürürken ortaya çıkan kramp benzeri ağrılar sık görülen klinik bulgulardır. İleri evrelerde yara iyileşmesinde gecikme ve soğukluk hissi gibi dolaşım bozukluğu belirtileri ortaya çıkabilir.

Damar hastalıklarının nedenleri arasında damar duvarında plak birikimi, genetik yatkınlık ve yaşam tarzına bağlı risk faktörleri önemli yer tutar. Sigara kullanımı, yüksek kolesterol düzeyi, diyabet, hipertansiyon ve hareketsiz yaşam damar yapısının bozulmasını hızlandırır. Bu faktörler zamanla damar daralmasına ve kan akışının azalmasına neden olabilir.

Damar hastalıklarının tedavi yöntemleri hastalığın türüne ve şiddetine göre planlanan tıbbi ve girişimsel uygulamaları kapsar. İlaç tedavileri, yaşam tarzı değişiklikleri ve düzenli egzersiz dolaşımı destekler. İleri vakalarda anjiyoplasti, stent uygulaması veya cerrahi bypass gibi işlemler damar açıklığını yeniden sağlamayı hedefler.

Bilmeniz Gerekenler Bilgi
Hastalık Grubu Damar Hastalıkları (Vasküler Hastalıklar)
Alt Türleri Ateroskleroz, Derin Ven Trombozu (DVT), Varis, Periferik Arter Hastalığı (PAH), Anevrizma, Raynaud Hastalığı, Venöz Yetmezlik
Belirtiler Bacaklarda ağrı veya kramp (özellikle yürürken), uyuşma, soğukluk hissi, morarma, ciltte renk değişikliği, şişlik, varisli damarlar, açık yaralar (özellikle ayak bileklerinde), göğüs ağrısı (koroner damar hastalıklarında), nefes darlığı
Yaygın Nedenler Ateroskleroz (damar sertliği), hipertansiyon, diyabet, sigara kullanımı, kolesterol yüksekliği, obezite, genetik yatkınlık, hareketsiz yaşam tarzı, uzun süre oturma veya ayakta durma
Risk Faktörleri İleri yaş, aile öyküsü, sigara ve alkol kullanımı, kötü beslenme, yetersiz fiziksel aktivite, stres, hormonal değişiklikler (özellikle kadınlarda), bazı kronik hastalıklar (örneğin lupus, romatoid artrit)
Tanı Yöntemleri Doppler ultrason, BT anjiyografi, MR anjiyografi, klasik anjiyografi, kan testleri, ayak bileği-brakiyal indeks (ABI), EKG (koroner arter hastalığı şüphesinde)
Tedavi Yöntemleri Yaşam tarzı değişiklikleri: düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme, sigarayı bırakmaİlaç tedavisi: kan sulandırıcılar, tansiyon düşürücüler, kolesterol düşürücülerGirişimsel tedavi: anjiyoplasti, stent yerleştirmeCerrahi tedavi: bypass ameliyatı, damar onarımları, varis cerrahisiDestek tedavileri: varis çorabı kullanımı, fizik tedavi
Komplikasyonlar Kalp krizi, felç (inme), bacaklarda doku ölümü, akciğer embolisi, organ yetmezlikleri, amputasyon gereksinimi
Önleme Yöntemleri Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, sigarayı bırakma, tansiyon ve kolesterol kontrolü, diyabetin yönetimi, düzenli doktor kontrolleri

Yazı İçeriği

Damar Hastalıkları Neden Ortaya Çıkar?

Damar yollarında zamanla meydana gelen bozulmalar aniden ortaya çıkan durumlar değildir; genellikle yıllar süren sessiz bir sürecin sonucudur. Atardamarlarda görülen hastalıkların en temel nedeni tıpta ateroskleroz olarak adlandırdığımız damar sertliğidir. Kanın içinde dolaşan kolesterol, kalsiyum ve çeşitli hücresel atıklar, yıllar içinde damarın iç yüzeyine tutunmaya başlar. Bu tutunma süreci, damar duvarında “plak” adı verilen sert, kireçli yapıların oluşmasına neden olur. Bir su borusunun zamanla kireçlenerek içinin daralmasını andıran bu durum kanın o bölgeden rahatça geçmesini engeller. Damar ne kadar daralırsa, kanın ulaşması gereken dokular o kadar oksijensiz ve besinsiz kalır.

Toplardamarlarda meydana gelen sorunların altında yatan temel neden ise sistemin çalışma prensibindeki aksaklıklardır. Toplardamarlar, özellikle bacaklarımızdaki kirli kanı yerçekimine karşı koyarak kalbe doğru itmekle görevlidir. Bu zorlu görevi yerine getirirken, kanın aşağıya doğru geri kaçmasını engelleyen tek yönlü çalışan küçük kapakçıklardan yardım alırlar. Ancak zamanla, artan basınç veya damar duvarındaki zayıflamalar nedeniyle bu kapakçıklar esnekliğini yitirir ve tam kapanamaz hale gelir. Kapakçıkların işlevini yitirmesiyle birlikte kan, kalbe doğru ilerlemek yerine geriye doğru kaçar ve bacakların alt kısımlarında göllenmeye başlar. Bu göllenme, damarın içeriden gelen basınçla balon gibi şişmesine, kıvrımlı bir hal almasına ve yapısal olarak tamamen bozulmasına yol açar.

Damar Hastalıkları Açısından Risk Faktörleri Nelerdir?

Vücudumuzdaki damar ağının sağlığını tehdit eden ve bahsettiğimiz tıkanıklıklara veya genişlemelere zemin hazırlayan birçok çevresel ve genetik faktör bulunmaktadır. Bu faktörlerin bir kısmı yaşlanma gibi müdahale edilemeyen süreçlerken, büyük bir çoğunluğu yaşam tarzı alışkanlıklarıyla doğrudan ilişkilidir.

Damar sağlığını olumsuz etkileyen temel faktörler aşağıda listelenmiştir.

  • Sigara kullanımı
  • Şeker hastalığı
  • Yüksek tansiyon
  • Yüksek kolesterol
  • İleri yaş
  • Hareketsiz yaşam tarzı
  • Obezite
  • Genetik yatkınlık

Bu listedeki maddeler arasında özellikle tütün kullanımı, damar hastalıklarının en büyük ve en yıkıcı tetikleyicilerinden biridir. Sigara dumanındaki zehirli maddeler kana karıştığında, damarın iç yüzeyini döşeyen ve teflon bir tava gibi kanın kayıp gitmesini sağlayan o pürüzsüz tabakaya doğrudan zarar verir. Bu tabaka hasar gördüğünde, kolesterol ve kalsiyumun damar duvarına yapışması çok daha kolay hale gelir. Şeker hastalığı ise kan şekerinin sürekli yüksek seyretmesi nedeniyle zamanla damar duvarındaki protein ve yağ yapılarını bozarak hücresel düzeyde hasara neden olur. Yüksek tansiyon, damar duvarına içeriden sürekli ve şiddetli bir basınç uygulayarak esnekliği yok ederken, hareketsiz yaşam ve obezite de dolaşım sisteminin tembelleşmesine ve özellikle bacak toplardamarlarındaki yükün artmasına neden olarak hastalık sürecini hızlandırır.

Damar Hastalıkları Hangi Belirtiler İle Kendini Gösterir?

Damarlardaki sorunların vücutta yarattığı belirtiler sorunun atardamarda mı yoksa toplardamarda mı olduğuna ve hangi organı etkilediğine göre büyük farklılıklar gösterir. Atardamar tıkanıklıklarında dokulara temiz kan gitmediği için temel sorun hücresel açlık ve oksijensizliktir. Bacak atardamarlarında bir darlık meydana geldiğinde, kaslar normalde ihtiyaç duyduğu enerjiyi bulamaz. Bu nedenle kişi yürümeye başladığında baldırlarında kramp tarzında, sıkıştırıcı ve çok şiddetli bir ağrı hisseder. Bu ağrı kişiyi durup dinlenmeye mecbur bırakır. Dinlenildiğinde kasların oksijen ihtiyacı azaldığı için ağrı geçer, ancak yürüyüşe tekrar başlandığında aynı mesafede ağrı yeniden ortaya çıkar. Hastalığın daha ileri evrelerinde ise ayaklarda sürekli bir buz gibi olma hissi, ciltte soluklaşma veya morarma ve en küçük bir çarpma sonucu oluşan yaraların aylarca iyileşmemesi durumu görülür.

Toplardamar hastalıklarında ise sorun kanın geri dönüşünde yaşandığı için belirtiler daha çok basınç ve sıvı birikimi ile ilgilidir. Hastalar genellikle günün ilerleyen saatlerinde, özellikle uzun süre ayakta kalındığında bacaklarda giderek artan bir ağırlık hissi, yorgunluk ve şişlik yaşarlar.

Atardamar ve toplardamar hastalıklarında karşılaşılan genel şikayetler aşağıdaki gibidir.

  • Baldır ağrısı
  • Ayaklarda soğukluk
  • İyileşmeyen yaralar
  • Bacaklarda şişlik
  • Renk değişiklikleri
  • Damar belirginleşmesi
  • Gece krampları

Şah damarı gibi beyne giden kritik damarlardaki daralmalar ise çok daha farklı ve sinsi belirtiler verebilir. Bazen kısa süreli geçici görme kayıpları, konuşmada peltekleşme, kolda veya bacakta anlık güç kayıpları yaşanabilir. Bu tür belirtiler aslında beynin kısa süreli oksijensiz kaldığının veya damardaki kireçten kopan minik bir parçanın beyne ulaştığının çok önemli uyarıcı işaretleridir.

Girişimsel Radyoloji Damar Hastalıkları Tedavisinde Nasıl Bir Rol Oynar?

Tıp dünyasında son yirmi yılda yaşanan en büyük devrimlerden biri, hastaları büyük ameliyat masalarından kurtaran minimal invaziv, yani en az müdahale gerektiren yöntemlerin geliştirilmesidir. Girişimsel radyoloji, tam da bu değişimin kalbinde yer alır. Eskiden damar hastalıklarının tedavisi denildiğinde akla ilk olarak ciltte açılan uzun kesiler, damarın tamamen vücut dışına çıkarılması veya yerine başka bir damar dikilmesi (bypass) işlemleri gelirdi. Bu açık ameliyatlar, hastalar için uzun anestezi süreleri, günlerce süren hastane yatışları ve haftalar alan ağrılı iyileşme dönemleri anlamına geliyordu.

Bugün gelinen noktada girişimsel radyoloji, ileri tıbbi görüntüleme teknolojilerini birer yol gösterici harita olarak kullanarak vücudun içine adeta küçük bir kamera sistemiyle bakar. Bu sayede devasa ameliyat kesilerine ihtiyaç duyulmadan, genellikle kasık, bilek veya boyun bölgesinden sadece bir iğne deliği büyüklüğünde bir noktadan damar sisteminin içine girilir. Damarın kendi iç boşluğu bir yol gibi kullanılarak, milimetreden daha ince kateterler ve mikro cihazlar vasıtasıyla hastalıklı bölgeye doğrudan ulaşılır. Tıkalı olan damarlar bu küçük tünellerin içinden açılır, balonlaşarak patlama riski taşıyan damarlar içeriden desteklenir veya kanayan bölgeler nokta atışı yapılarak kapatılır. Bu modern yaklaşım dokulara zarar vermediği için enfeksiyon riskini neredeyse ortadan kaldırır ve hastanın tedavi sonrası normal yaşantısına dönüşünü olağanüstü bir hızda gerçekleştirir.

Damar Hastalıkları Teşhisinde Hangi Görüntüleme Yöntemleri Kullanılır?

Başarılı ve kalıcı bir tedavinin en önemli şartı, sorunun kaynağını tespit etmektir. Damar haritasının çıkarılması, tedavi planlamasının en kritik aşamasıdır. Bu amaçla kullanılan teşhis yöntemleri, sadece hastalığın varlığını değil darlığın veya genişlemenin derecesini, çevre dokularla ilişkisini ve kan akışının dinamiklerini de detaylı olarak ortaya koyar.

Renkli Doppler ultrasonografi, damar sağlığı değerlendirmelerinde radyasyon içermeyen ve ses dalgalarıyla çalışan ilk basamak ve en güvenilir yöntemlerden biridir. Damarın içindeki kan akışının hızını, yönünü ve damar duvarındaki plak yapılarını anlık ve canlı olarak ekrana yansıtır. Özellikle bacaklardaki varis sorunlarında, hangi kapakçığın görevini yapamadığını ve kanı geriye kaçırdığını milimetrik olarak belirlemede en değerli araçtır.

Bilgisayarlı tomografi anjiyografi, özellikle büyük damarların durumunu değerlendirmede devrim yaratmış bir teknolojidir. Koldaki bir toplardamardan verilen özel bir sıvı sayesinde, saniyeler içinde tüm vücut damar ağının üç boyutlu ve yüksek çözünürlüklü sanal haritası çıkarılır. Karın bölgesindeki damar genişlemelerinde veya bacak damarı tıkanıklıklarında, yerleştirilecek yapay damarın veya stentin milimetrik ölçümlerinin yapılmasında bu üç boyutlu görüntüler kusursuz bir rehberlik sunar. Manyetik rezonans anjiyografi ise benzer bir haritalamayı radyasyon kullanmadan manyetik alan yardımıyla yapar. Dijital subtraksiyon anjiyografi (DSA) yöntemi ise hem teşhisin hem de tedavinin aynı anda yapılabildiği altın standarttır. İnce bir kateterle doğrudan damar içine girilip renkli sıvı verilerek çekilen bu filmlerde, damar dışındaki kemik ve organ görüntüleri bilgisayar ortamında silinir. Geriye sadece incelenmek istenen damar ağının en net hali kalır, bu da en ince kılcal damarlardaki sorunların bile tespit edilebilmesini sağlar.

Bacak Damar Tıkanıklıkları Ameliyatsız Nasıl Tedavi Edilir?

Halk arasında bacak damar tıkanıklığı olarak bilinen periferik arter hastalığı, eskiden sadece açık bypass ameliyatlarıyla tedavi edilebilen ciddi bir sorundu. Bu ameliyatlarda vücudun başka bir yerinden alınan bir damar veya suni bir damar, tıkalı bölgenin önüne ve arkasına dikilerek kan için yeni bir yol oluşturulurdu. Günümüzde ise girişimsel yöntemler sayesinde, tıkalı damarın kendi orijinal yapısı kullanılarak içeriden açma işlemleri standart hale gelmiştir.

Lokal anestezi altında kasık bölgesindeki atardamardan girilerek tıkalı veya daralmış bölgeye özel kılavuz teller eşliğinde ulaşılır. İlk aşamada genellikle balon anjiyoplasti işlemi uygulanır. Damar içine sönük halde ilerletilen son derece dayanıklı mikro balonlar, darlığın tam ortasında dışarıdan verilen basınçla şişirilir. Şişen balon, damarın içini daraltan kireçli plağı damar duvarına doğru ezerek kan akışı için gereken tüneli tekrar açar. Balon indirildiğinde kanın yeniden dokulara ulaştığı anında görülür. Ancak bazı durumlarda, ezilen plak yapısı esnek olmadığı için balon çıkarıldıktan sonra damar tekrar kendi üzerine çökebilir. Bu durumu engellemek için açılan bölgeye ince tel kafes yapısında olan stentler yerleştirilir. Stent, damar içinde kalıcı bir iskele görevi görerek damarın açık kalmasını garanti altına alır. Plakların taş gibi sertleştiği ve kireçlendiği ileri durumlarda ise balon tek başına yeterli olmaz; aterektomi adı verilen özel traşlama cihazlarıyla damar içindeki bu sert plaklar adeta bir oyucu gibi parçalanarak veya kazınarak temizlenir ve vücut dışına alınır.

Şah Damarı Hastalıkları İnme Riskini Nasıl Tetikler ve Tedavisi Nasıldır?

Boynumuzun her iki yanında yer alan ve beynimize hayat veren kanı taşıyan şah damarları (karotis arterler), damar sertliğinin en sık hedef aldığı bölgelerden biridir. Bu damarlarda oluşan daralmalar, sadece beyne giden kan miktarını azaltmakla kalmaz, çok daha sinsi ve ölümcül bir tehlike barındırır. Damar duvarında biriken kireçli plakların üzeri zamanla çatlayabilir. Bu çatlaklardan kopan mikroskobik boyutlardaki kireç veya pıhtı parçaları, kan akışıyla birlikte doğrudan beyin damarlarına sürüklenir. Beyin içindeki kılcal bir damarı tıkayan bu parçacıklar, inme yani felç tablosunun en önemli nedenidir.

Şah damarındaki bu darlık kritik bir seviyeye ulaştığında hastaya mutlaka müdahale edilmesi gerekir. Eskiden boyun kesilerek damarın içinin temizlendiği açık ameliyatlar yapılırken, bugün şah damarı stentleme işlemi ile kasıktan girilerek güvenle tedavi sağlanmaktadır. Bu işlemin en hayati kısmı, müdahale sırasında daralmış bölgedeki plağa dokunulduğunda kopabilecek parçaların beyne kaçmasını engellemektir. Bunun için, darlığın ilerisine çok ince, şemsiye veya sepet benzeri yapıda “emboli koruma filtreleri” yerleştirilir. Bu filtre açıldıktan sonra dar bölge balonla genişletilir ve stent yerleştirilerek kireçli plak damar duvarına hapsedilir. İşlem sırasında eğer plaklardan herhangi bir parça koparsa, beyne gitmeden önce bu filtrenin içine takılır. İşlem başarıyla tamamlandıktan sonra filtre, içine hapsettiği bu tehlikeli atıklarla birlikte toplanarak vücut dışına çıkarılır.

Aort Anevrizması Nedir ve Kesi Olmadan Onarım Yöntemleri Nelerdir?

Vücudumuzun en büyük ve en önemli atardamarı olan aort, kalpten çıkan ve tüm organlarımıza temiz kanı dağıtan ana su şebekesi gibidir. Kalbin her atışında oluşan devasa basıncı doğrudan göğüsleyen bu kalın damar duvarı, yaşlanma, sigara kullanımı veya genetik nedenlerle zamanla zayıflayabilir. Özellikle aortun karın bölgesindeki bölümünde damar duvarının zayıflaması sonucu, normal çapının çok üzerine çıkarak balon gibi şişmesine abdominal aort anevrizması denir. Bu durum saatli bir bomba gibidir; anevrizma belirli bir çapa ulaştığında damar duvarı dayanamayarak yırtılabilir ve bu iç kanama tablosu çoğu zaman hayati tehlike yaratır.

Geçmişte bu durumun tedavisi, hastanın karnının boydan boya açıldığı, aortun hastalıklı bölümünün kesilip çıkarılarak yerine suni bir damarın dikildiği çok büyük ve riskli bir açık cerrahi operasyonla yapılırdı. Günümüzde ise bu hayati sorun, “Endovasküler Aort Anevrizma Onarımı” adı verilen yöntemle, sadece kasıklardaki atardamarlardan girilerek kesişiz şekilde çözülmektedir. Sistem şu şekilde işler: Kasıktan ilerletilen kateterler yardımıyla, aort damarının içine dışı özel bir kumaşla kaplı, içi ise sağlam bir metal iskeletten oluşan stent greft (yapay damar) yerleştirilir. Bu yapay damar, balonlaşmış olan bölgenin hemen öncesinde ve sonrasında sağlam damar duvarına sıkıca tutunur. Kan akışı artık eski zayıf damar duvarına dokunmadan, tamamen bu yeni ve sağlam borunun içinden geçmeye başlar. Böylece balonlaşmış olan dış bölgeye yapılan basınç anında sıfırlanır ve anevrizmanın yırtılma riski kalıcı olarak ortadan kaldırılmış olur.

Varis ve Venöz Yetmezlik Hastalıkları Tedavisinde Güncel Yöntemler Nelerdir?

Toplardamar sistemi hastalıklarının en sık görülen formu olan varis, toplumda çoğu zaman sadece kozmetik bir sorun olarak algılansa da aslında altında yatan ciddi bir dolaşım bozukluğudur. Bacaklardaki kirli kanı yukarı taşımakla görevli ana toplardamarların içindeki kapakçıkların bozulması, kanın aşağıda göllenmesine ve damarların genişlemesine neden olur. Geleneksel açık cerrahi döneminde varis tedavisi, boydan boya genişlemiş olan bu sorunlu damarın kasıktan ve ayak bileğinden açılan kesilerle bulunup, bir tel yardımıyla koparılarak bacağın içinden tamamen çekilip çıkarılması işlemine dayanıyordu. Son derece travmatik olan bu yöntem günümüzde yerini, damarı dışarı çıkarmak yerine içeriden kapatıp iptal etme prensibine dayanan modern teknolojilere bırakmıştır.

Uygulanan başlıca ameliyatsız tedavi seçenekleri aşağıda belirtilmiştir.

  • Lazer ablasyon
  • Radyofrekans ablasyon
  • Tıbbi yapıştırıcı uygulaması
  • Mekanokimyasal ablasyon
  • Skleroterapi

Bu yöntemlerde ultrason cihazının rehberliği eşliğinde, dikiş gerektirmeyen minik bir noktadan sorunlu damarın içine girilir. Lazer veya radyofrekans ablasyon yöntemlerinde damar içine yerleştirilen ince fiber optik kablonun ucundan verilen ısı enerjisi ile damar duvarı içeriden yakılarak büzüştürülür ve damar kendi üzerine kapanarak iptal edilir. Tıbbi yapıştırıcı yönteminde ise hiçbir ısı kullanılmadan, damar içine insan dokusuna uyumlu çok güçlü bir doku zamkı sıkılarak damar saniyeler içinde kalıcı olarak yapıştırılır. Kapatılan bu hastalıklı damarın görevini, bacağın içinde bulunan sayısız sağlıklı yedek toplardamar anında devralır. Yüzeyde görülen ince kılcal damarlar için ise ince iğnelerle damarın içine kurutucu bir ilaç enjekte edilerek bu yüzeyel sorunların silinmesi sağlanır.

Derin Ven Trombozu Adı Verilen Damar Hastalıkları Nasıl Temizlenir?

Derin ven trombozu (DVT), bacaklarımızın derinliklerinde, kasların arasında seyreden ana toplardamarların aniden büyük bir kan pıhtısı ile tamamen tıkanması durumudur. Kanın yukarıya çıkışı bir anda kesildiği için bacak süratle şişer, gerginleşir, morarır ve şiddetli bir ağrı tablosu ortaya çıkar. Bu durumun en korkutucu tarafı bacağın şişmesi değil bu taze pıhtıdan kopabilecek bir parçanın kan akışıyla akciğer damarlarına giderek orayı tıkaması ve hayati fonksiyonları durdurması riskidir.

Klasik tedavide hastalara sadece kan sulandırıcı ilaçlar verilir. Ancak kan sulandırıcılar sadece yeni pıhtı oluşumunu engeller, mevcut pıhtıyı eritmezler. Vücudun bu sert pıhtıyı kendi kendine eritmesi aylar sürer ve bu süreçte damar kapakçıkları kalıcı olarak hasar görür. Girişimsel radyologlar ise bu duruma çok daha aktif bir müdahale gerçekleştirir. Ultrason eşliğinde diz arkasından veya kasıktan girilerek doğrudan pıhtının tam kalbine bir kateter yerleştirilir. Özel cihazlar yardımıyla bu pıhtının içine hem pıhtıyı anında eriten güçlü ilaçlar püskürtülür hem de dönen başlıklarla pıhtı mekanik olarak parçalanarak bir elektrik süpürgesi gibi vakumlanıp vücut dışına alınır. Bu sayede damar aynı gün içinde tamamen açılır, bacağın şişliği iner ve hasta gelecekte yaşayabileceği kalıcı dolaşım bozukluklarından kurtarılmış olur.

Embolizasyon Yöntemleri Rahim Miyomları ve Varikosel Gibi Hastalıkları Nasıl Tedavi Eder?

Girişimsel radyolojinin damar hastalıklarına yaklaşımı sadece tıkanmış damarları açmakla sınırlı değildir. Bazen tedavi, tam tersi bir mantıkla, hastalıklı bir dokuyu veya organı besleyen damarların kasıtlı olarak içeriden tıkanmasıyla sağlanır. Bu işleme embolizasyon adı verilir. Tümörler, miyomlar veya yapısal olarak bozulmuş damar yumakları, büyümek ve hayatta kalmak için yoğun bir kan akışına ihtiyaç duyarlar. Embolizasyon, bu hastalıklı yapıların gıda yollarını keserek onları küçülmeye veya sönmeye mahkum eden son derece etkili bir yöntemdir.

Kadınlarda çok sık karşılaşılan, yoğun kanama ve şiddetli pelvik ağrılara neden olan rahim miyomları, geçmişte çoğu zaman rahmin tamamen alınmasına yol açan ameliyatlara neden olurdu. Bugün miyom embolizasyonu işlemi ile kasıktan girilerek rahmi besleyen atardamara ulaşılır. Sadece miyom kitlesini besleyen kılcal damarların içine mikroskobik boyutlarda tıkayıcı tanecikler enjekte edilir. Kan desteğini kaybeden miyomlar aylar içinde kuruyarak küçülür, hastanın kanama şikayetleri kaybolur ve en önemlisi rahim organı vücutta kalmaya devam eder. Erkeklerde görülen ve testis torbasındaki toplardamarların varisleşerek genişlemesi durumu olan varikosel de benzer bir mantıkla tedavi edilir. Kısırlığa ve ağrıya yol açan bu ters kan akışı, kasık veya boyun toplardamarından girilip sorunlu damarın içine minik platin sarmallar bırakılarak kesilir. Cerrahi bir kesi olmadığı için hastalar aynı gün taburcu olarak normal hayatlarına geri dönerler.

Diyabetik Ayak ve Böbrek Damar Hastalıkları Süreçlerinde Neler Yapılır?

Damar sorunları vücudun sadece belirli bölgelerinde değil en hassas organlarımızda ve en uç noktalarımızda da tahribat yaratabilir. Şeker hastalığının ilerleyen yıllarda yarattığı en büyük sorunlardan biri diyabetik ayak yaralarıdır. Yüksek şeker, zamanla dizin altındaki ve ayak bileğindeki kılcal damarları tamamen tıkayarak dokuların beslenmesini engeller. Ayakta oluşan küçük bir çizik bile oksijensizlik yüzünden iyileşemez ve giderek büyüyen kangrenli yaralara dönüşür. Bu hastalar sıklıkla ayağın veya bacağın kesilmesi tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar. Girişimsel radyologlar, standart cihazların giremeyeceği kadar ince olan bu bacak altı damarlarına özel mikro kateterlerle girerek o milimetrik darlıkları balonlarla genişletirler. Kanın tekrar ayak parmaklarına ulaşmasının sağlanması, yaranın iyileşmesi ve organın kurtarılması için atılan en hayati adımdır.

Böbreklerimizin sağlığı da doğrudan kendilerini besleyen böbrek atardamarlarına bağlıdır. Bu damarlarda daralma meydana geldiğinde, böbrek yeterli kan alamadığı için vücudun tansiyonunu sürekli yükselten bir hormon salgılamaya başlar. Özellikle genç yaşlarda görülen ve ilaçlara dirençli şiddetli yüksek tansiyonun ardında genellikle bu damar darlıkları yatar. Bu damarlar balon veya stent ile açıldığında tansiyon dengelenir ve böbrek yetmezliğine giden süreç durdurulur. Aynı şekilde böbrek yetmezliği nedeniyle diyalize giren hastaların kollarında oluşturulan yapay damar yollarının (fistüllerin) pıhtı ile tıkanması durumunda da bu damarların içi temizlenerek fistülün ömrü uzatılır ve hastanın diyaliz tedavisine kesintisiz devam etmesi sağlanır.

Girişimsel İşlemler Öncesi Hazırlık ve Sonrası İyileşme Yöntemleri Nelerdir?

Girişimsel radyolojik yöntemler hastayı bedensel olarak yormasa da sürecin güvenliği için çok titiz bir klinik hazırlık ve takip protokolü uygulanır. Hastaların operasyondan önce belirli bir süre aç kalmaları istenir. Öncesinde yapılan detaylı kan testleri ile böbreklerin işlem sırasında kullanılacak renkli sıvıyı süzebilme kapasitesi ve kanın pıhtılaşma değerleri incelenir. Gerekirse hastanın kullanmakta olduğu kan sulandırıcı veya şeker ilaçlarının dozları işlem gününe göre yeniden düzenlenir. Müdahalelerin büyük bir çoğunluğunda genel anestezi uygulanmaz, sadece giriş yapılacak küçük alan uyuşturulur ve hastalar işlem boyunca uyanık kalarak iletişim kurabilirler.

İşlem tamamlandıktan sonra hastaların dikkat etmesi gereken bazı temel konular aşağıda belirtilmiştir.

  • Yatak istirahati
  • Bol sıvı tüketimi
  • Ağır kaldırmaktan kaçınma
  • İlaçların düzenli kullanımı

Kasıktan veya koldan iğne ile girilen noktadan iğne çıkarıldığında, kanamayı durdurmak için kısa bir süre baskı uygulanır ve bazen küçük bir tıkaç yerleştirilir. Dikiş atılmasına gerek kalmaz. Hastalar genellikle giriş yeri kontrol altına alındıktan sonra 4 ila 6 saat arası gözetim altında tutulur ve aynı gün evlerine gönderilir. İşlem sonrası böbrekleri korumak adına sıvı alımı artırılmalıdır. Açılan damarın durumunu korumak için reçete edilen ilaçların, özellikle kan sulandırıcıların aksatılmadan kullanılması tedavinin uzun vadeli başarısı için kritik öneme sahiptir.

Girişimsel Radyolojinin Geleneksel Cerrahiye Göre Avantajlı Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Modern tıbbın damar hastalıklarına yaklaşımında yaşanan bu büyük dönüşüm, tedavinin odağına doğrudan hastanın konforunu ve güvenliğini yerleştirmiştir. Girişimsel yöntemlerin açık cerrahi operasyonlara kıyasla sunduğu avantajlar son derece nettir. En büyük kazanım, vücutta travma yaratacak devasa kesilerin yapılmamasıdır. Doku bütünlüğü bozulmadığı için hastalarda cerrahi sonrası yaşanan şiddetli ağrılar, haftalar süren yara bakımı süreçleri ve kesi yerinde oluşabilecek tehlikeli enfeksiyon riskleri neredeyse tamamen ortadan kalkar.

Genel anestezi yerine çoğunlukla lokal anestezi kullanılması, kalp ve akciğer gibi hayati organlar üzerindeki baskıyı en aza indirir. Bu durum özellikle yaşlı, ileri kalp yetmezliği veya solunum problemleri olan ve açık ameliyat masasına yatması imkansız görülen yüksek riskli hastalar için hayata tutunacak yeni bir kapı açar. Hastanede yatış süresinin haftalardan saatlere inmesi, sadece psikolojik olarak büyük bir rahatlama sağlamakla kalmaz, aynı zamanda kişinin günlük yaşantısına, işine ve sosyal hayatına hemen ertesi gün dönebilmesine imkan tanır. Damar sisteminin kendi doğal yapısı korunarak, sorunun en az müdahale ile içeriden çözülmesi prensibi, vasküler tıbbın ulaştığı en ileri noktadır.

Sıkça sorulan sorular

Damar hastalıkları, atardamarları, toplardamarları ve lenf damarlarını etkileyen geniş bir hastalık grubudur. Damar tıkanıklıkları, varisler, anevrizmalar ve periferik arter hastalıkları en sık görülen damar problemleri arasında yer alır.
Bacak ağrısı, şişlik, uyuşma, cilt renk değişiklikleri, damar belirginleşmesi, soğukluk hissi ve yürürken gelişen kramplar damar hastalıklarının sık görülen belirtileri arasında bulunur.
Sigara kullanımı, diyabet, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, obezite, hareketsiz yaşam tarzı ve genetik yatkınlık damar hastalıklarının gelişme riskini artıran önemli faktörler arasında yer alır.
Atardamar hastalıkları organ ve dokulara yeterli kan ulaşmasını engelleyebilir. Bu durum kalp krizi, felç, bacak damar tıkanıklıkları ve organ fonksiyonlarında bozulma gibi ciddi sonuçlara neden olabilir.
Toplardamar hastalıklarında bacaklarda şişlik, ağrı, ağırlık hissi, varis oluşumu ve cilt değişiklikleri görülebilir. İleri vakalarda iyileşmeyen yaralar ve dolaşım bozuklukları gelişebilir.
Tanıda fizik muayene, Doppler ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi anjiyografi, manyetik rezonans anjiyografi ve gerektiğinde klasik anjiyografi gibi yöntemlerden yararlanılabilir.
Yürürken bacak ağrısı, ayaklarda soğukluk, nabız zayıflığı, iyileşmeyen yaralar ve ani gelişen ağrı damar tıkanıklığını düşündürebilir. Bu belirtiler görüldüğünde uzman değerlendirmesi önemlidir.
Tedavi altta yatan hastalığa göre değişir. İlaç tedavileri, yaşam tarzı değişiklikleri, endovasküler girişimler, anjiyoplasti, stent uygulamaları ve cerrahi yöntemler kullanılabilir.
Düzenli egzersiz yapmak, sigaradan uzak durmak, sağlıklı beslenmek, ideal kiloyu korumak ve kronik hastalıkları kontrol altında tutmak damar sağlığının korunmasına yardımcı olabilir.
Bacaklarda geçmeyen ağrı, ani şişlik, belirgin damar genişlemeleri, iyileşmeyen yaralar veya dolaşım bozukluğu belirtileri görüldüğünde kalp ve damar cerrahisi uzmanına başvurulmalıdır. Erken tanı tedavi başarısını artırabilir.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Call Now Button