Kalsifikasyon, vücut dokularında kalsiyum tuzlarının anormal biçimde birikmesiyle oluşan bir durumdur. En sık meme, damar yapıları, böbrekler ve yumuşak dokularda görülür. Görüntüleme yöntemlerinde kireçlenme benzeri yoğunluklar şeklinde saptanır ve bazı durumlarda altta yatan hastalıkların göstergesi olabilir. Her kalsifikasyon patolojik olmak zorunda değildir; bazıları yaşla ilişkili, dejeneratif veya tesadüfi benign bulgulardır.
Dokularda kalsiyum birikimi nedenleri arasında yaşlanma, kronik inflamasyon, doku hasarı ve metabolik bozukluklar yer alır. Özellikle meme dokusunda görülen mikrokalsifikasyonlar mamografi ile tespit edilir ve iyi huylu ya da kötü huylu süreçlerin ayırt edilmesi için klinik değerlendirme gerektirir.
Kalsifikasyon teşhis yöntemleri radyolojik görüntüleme tekniklerine dayanır. Mamografi, ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme gibi yöntemler kalsiyum birikimlerinin yerini, boyutunu ve dağılımını belirlemede kullanılır. Gerekli durumlarda biyopsi ile histopatolojik inceleme yapılır.
Kalsifikasyon tedavisi altta yatan nedene göre planlanır. İyi huylu ve semptom vermeyen kalsifikasyonlar genellikle yalnızca düzenli takip gerektirir. Enfeksiyon, tümör veya metabolik hastalıklara bağlı gelişen olgularda ise medikal tedavi, cerrahi müdahale veya hedefe yönelik tedavi yaklaşımları uygulanabilir.
| Bilmeniz Gerekenler | Bilgi |
| Kalsifikasyon Tanımı | Kalsifikasyon, vücut dokularında normalin dışında kalsiyum birikimi olması durumudur. Bu birikim yumuşak dokularda veya organlarda gerçekleşebilir ve genellikle sertleşmelere veya kireçlenmelere yol açar. |
| Oluşum Nedenleri | Travmalar, enfeksiyonlar, inflamasyon, bazı metabolik hastalıklar (örneğin hiperkalsemi), damar hastalıkları, yaşlanma, bazı tümörler ve genetik faktörler kalsifikasyona neden olabilir. |
| Türleri | 1. Distrofik Kalsifikasyon: Normal kalsiyum seviyelerinde hasarlı dokuda birikir. 2. Metastatik Kalsifikasyon: Yüksek kalsiyum seviyelerine bağlı olarak normal dokularda kalsiyum birikimidir. |
| En Sık Görüldüğü Alanlar | Damarlar (aterosklerotik plaklarda), kalp kapakçıkları, akciğer, böbrek, meme dokusu, tendonlar ve kaslar. |
| Belirti ve Bulgular | Kalsifikasyonun bulunduğu bölgeye bağlı olarak değişir. Bazı durumlarda belirti vermezken, bazı durumlarda ağrı, hareket kısıtlılığı, fonksiyon kaybı veya organ yetmezliği görülebilir. |
| Teşhis Yöntemleri | – Röntgen – Ultrasonografi – BT (Bilgisayarlı Tomografi) – MRG (Manyetik Rezonans Görüntüleme) – Kan testleri (özellikle kalsiyum ve fosfat düzeyleri) – Biyopsi (gerektiğinde) |
| Ayırıcı Tanı | Kalsifikasyon, tümör, enfeksiyon, kist veya yabancı cisimlerle karıştırılabilir. Görüntüleme ve histopatolojik inceleme ile ayırıcı tanı yapılır. |
| Tedavi Yöntemleri | – Nedene yönelik tedavi (örneğin hiperkalsemi tedavisi) – Cerrahi müdahale (belirgin kitle veya fonksiyon bozukluğu durumlarında) – Fizik tedavi (özellikle kas-iskelet sistemi tutulumlarında) – İlaç tedavisi (iltihap önleyici, ağrı kesici vb.) |
| Önlenme Yöntemleri | – Altta yatan hastalıkların kontrolü – Kalsiyum ve fosfat metabolizmasının düzenlenmesi – Düzenli sağlık kontrolleri |
| Takip ve İzlem | Kalsifikasyon ilerleyebileceği için düzenli aralıklarla görüntüleme ve laboratuvar testleri ile takip edilmelidir. Özellikle sistemik hastalığı olan bireylerde dikkatli izlem gereklidir. |
Kalsifikasyon Nedir ve Vücudumuzda Neden Oluşur?
Kalsifikasyon gelişim süreci aslında bedenin bir tür savunma veya yalıtım mekanizması olarak da düşünülebilir. Sağlıklı, bütünlüğü bozulmamış ve oksijenlenmesi tam olan hiçbir yumuşak doku normal şartlarda kalsiyum birikimine izin vermez. Hücre zarları, kalsiyumun doku içine kontrolsüz bir şekilde girmesini engelleyen çok sıkı güvenlik kapılarına sahiptir. Ancak bir doku herhangi bir nedenden dolayı sürekli strese maruz kaldığında, zedelendiğinde veya canlılığını yitirmeye başladığında bu güvenlik kapıları yıkılır.
Hücrelerin ölümüyle veya dokulardaki uzun süreli iltihaplanmalarla birlikte o bölgede asidik bir ortam ve serbest radikaller adı verilen zararlı moleküller birikir. Bu kimyasal karmaşa, kandaki kalsiyumun hızla hasarlı dokunun içine çekilmesine yol açar. Vücut, hasar gören ve artık eski esnekliğini kaybeden o bölgeyi onaramadığını anladığında, adeta orayı kireçle kaplayarak dondurmaya, yalıtmaya ve sorunun daha fazla yayılmasını engellemeye çalışır. Başlangıçta mikroskobik düzeyde başlayan bu mineral çökelmeleri, aylar veya yıllar içinde gözle görülebilir, dokunulduğunda hissedilebilir, hatta röntgen filmlerinde kemik kadar parlak ve sert yapılar haline gelir.
Süreci hızlandıran hücresel faktörler şunlardır:
- İltihaplanma
- Oksijensizlik
- Asidoz
- Hücre ölümü
Bu faktörlerin bir araya gelmesiyle kıkırdak benzeri hücreler yumuşak dokunun içinde çoğalır ve kalsiyum kristalleri salgılayarak süreci geri dönülmez bir yola sokar.
Distrofik ve Metastatik Kalsifikasyon Arasındaki Farklar Nelerdir?
Vücutta meydana gelen mineral birikimlerini anlamlandırmak ve doğru tedavi stratejisini kurabilmek için bu sorunun kaynağını iki ana kategoriye ayırmak tıp dünyası için hayati bir önem taşır. Bu ayrım, problemin sadece belirli bir bölgede mi yoksa tüm vücut sisteminde mi olduğunu gösterir.
Distrofik kalsifikasyon mekanizmasında, hastanın kan tahlillerine bakıldığında kalsiyum ve fosfor değerleri tamamen normal sınırlar içindedir. Sorun kan dolaşımında veya minerallerin miktarında değil kireçlenmenin olduğu dokunun bizzat kendisindedir. Geçirilmiş bir meme ameliyatı sonrası oluşan yağ nekrozları, yıllarca zorlanmış ve yıpranmış omuz tendonlarındaki kireçlenmeler veya kolesterolden tıkanmaya başlamış damar duvarlarındaki taşlaşmalar tamamen bu gruba girer. Doku hastalandığı için kalsiyumu üzerine çeker.
Metastatik kalsifikasyon tablosunda ise durum tam tersidir. Kireçlenen dokular aslında tamamen sağlıklıdır, ancak kandaki kalsiyum dengesi öylesine bozulmuş ve seviyeler o kadar yükselmiştir ki mineral mecburen yumuşak dokulara taşarak çökmeye başlar. Bu adeta bir barajın kapaklarının yıkılıp suyun hiç olmaması gereken vadileri basması gibidir.
Metastatik sürece yol açan hastalıklar şunlardır:
- Hiperparatiroidizm
- Sarkoidoz
- Böbrek yetmezliği
- Hiperkalsemi
Bu sistemik hastalıklar düzeltilmeden dokulardaki kireçlenmeyi durdurmak veya geri çevirmek tıbben pek mümkün olmaz.
Yaşam Tarzı ve Genetik Faktörler Kalsifikasyon Oluşumunu Nasıl Etkiler?
Bedenimizdeki dokuların kireçlenmesi tamamen rastgele gelişen bir şanssızlık değildir; genetik mirasımız ve yıllar boyunca sürdürdüğümüz günlük alışkanlıklarımız bu süreci ilmek ilmek dokur. Özellikle beyin dokusunda ve damar sisteminde karşılaştığımız kalsifikasyonlarda kişinin yaşam öyküsü en belirleyici faktördür. Ailesel geçiş gösteren bazı özel genetik mutasyonlar, hiçbir metabolik hastalık olmamasına rağmen beynin hareketleri kontrol eden derin merkezlerinde kalsiyum birikimine zemin hazırlayabilir.
Yaşam tarzı söz konusu olduğunda ise tablo çok daha nettir. İnsan bedeni, dışarıdan gelen toksinlere ve kötü beslenmeye karşı damar duvarlarında kronik bir iltihap süreci başlatarak yanıt verir. Tütün ürünlerinin içindeki zehirli maddeler kana karıştığında damar iç yüzeyini adeta zımparalar. Kontrolsüz seyreden diyabet hastalığında kanda sürekli yüksek olan şeker kristalleri damarlara zarar verir. Bu hasarlar zamanla damar içinde yağ birikimine, ardından da bu yağların kireçlenerek taşlaşmasına neden olur.
Kireçlenmeyi hızlandıran yaşam tarzı unsurları şunlardır:
- Sigara
- Diyabet
- Hipertansiyon
- Hareketsizlik
Bu olumsuz faktörler bir araya geldiğinde damar duvarındaki esneklik tamamen kaybolur ve sağlıklı kan akışı ciddi şekilde tehlikeye girer.
Kalsifikasyon Tanısında Hangi Görüntüleme Yöntemleri Kullanılır?
Kalsifikasyonların vücuttaki yerini, yaygınlığını ve ne kadar sertleştiklerini belirlemek, tıbbi müdahalenin başarısı için en kritik adımdır. Girişimsel radyologlar, kireçlenmenin anatomik haritasını çıkarmak için son derece gelişmiş görüntüleme teknolojilerine başvururlar. Kalsiyum, yapısı gereği X ışınlarını bloke etme eğiliminde olduğu için pek çok görüntüleme yönteminde kendini çok net bir şekilde belli eder.
Meme dokusunun incelenmesinde dijital mamografi eşsiz bir yere sahiptir. Sadece bir milimetreden bile daha küçük boyuttaki mikrokalsifikasyonları saptayabilir. Bu çok küçük mineral birikintileri, memedeki süt kanallarında başlayan hücresel bir hareketliliğin ilk fısıltılarıdır. Bilgisayarlı tomografi ise kalsifikasyonların üç boyutlu yapısını saptamakta zirvededir. Koroner arterlerdeki kireç yükünü matematiksel bir skorla vererek kalp krizi riskini hesaplamamızı sağlar. Ultrasonografi ise ses dalgalarının sert kireç tabakasına çarpıp geri dönmesi ve arkasında koyu bir akustik gölge bırakması prensibiyle çalışır; özellikle yüzeysel kas ve eklem kireçlenmelerinde anlık görüntü sağlayarak iğneli işlemlere rehberlik eder.
Kullanılan temel cihazlar şunlardır:
- Mamografi
- Tomografi
- Ultrasonografi
- Röntgen
Bu cihazlar kalsifikasyonun iyi huylu bir yaşlanma belirtisi mi yoksa ciddi bir hastalığın habercisi mi olduğunu anlamamızda en büyük yardımcılarımızdır.
Memedeki Kalsifikasyon Bulguları Kanser Riski Taşır Mı?
Rutin bir tarama sonrasında raporda “memede kalsifikasyon izlendi” cümlesini okumak, birçok kadın için korkutucu bir deneyim olabilir. Ancak memedeki her mineral birikimi kanser anlamına gelmez. Hatta bu kalsifikasyonların çok büyük bir kısmı tamamen zararsızdır ve sadece vücudun doğal yaşlanma sürecinin, eski bir travmanın veya emzirme döneminden kalan masum değişikliklerin bir yansımasıdır. Radyoloji uzmanları bu bulguları şekillerine, boyutlarına ve dizilişlerine göre uluslararası bir standart olan BI-RADS sistemiyle sınıflandırır.
İyi huylu ve masum kabul edilen kalsifikasyonların görünümleri genellikle daha düzenli ve iridir. Damar sertliğine bağlı oluşanlar uzun ince çizgiler halindeyken, eski iyi huylu kitlelerin içinde oluşanlar patlamış mısır gibi görünür. Basit kistlerin içinde çökelen kalsiyum ise çay fincanı şeklinde belirir. Bu tür oluşumlar herhangi bir tehlike arz etmez ve biyopsi gerektirmez. Ancak bazı formlar, hücrelerin anormal bir şekilde bölündüğünü ve kanserleşme sürecinin henüz çok erken bir aşamada başladığını haber verebilir.
Riskli olarak değerlendirilen kalsifikasyon özellikleri şunlardır:
- Amorf
- Pleomorfik
- Kümelenmiş
- Dallanmış
Sınırları belirsiz toz bulutu şeklindeki, birbirinden tamamen farklı boyutlarda ve şekillerde bir araya gelmiş veya süt kanallarının içini adeta kırık bir çizgi gibi doldurmuş kalsifikasyonlar tespit edildiğinde hücresel bir inceleme yapılması zorunlu hale gelir.
Şüpheli Meme Kalsifikasyonlarında Ameliyatsız Biyopsi Nasıl Yapılır?
Geçmiş yıllarda memede şüpheli bir kireçlenme kümesi saptandığında, bu bölgenin ne olduğunu anlamak için hastanın genel anestezi altında ameliyata alınması, memede büyük bir kesi açılarak o dokunun cerrahi olarak çıkarılması gerekirdi. Günümüzde girişimsel radyolojinin gelişmesiyle birlikte bu işlemler son derece konforlu, neştersiz ve ameliyatsız yöntemlerle yapılabilmektedir. Vakum destekli biyopsi teknolojisi, bu alandaki en büyük devrimlerden biridir.
Eğer kireçlenmeler çok küçükse ve ultrasonla görülemiyorsa, mamografi cihazına entegre edilen özel stereotaktik sistemler kullanılır. Meme hafifçe sıkıştırıldıktan sonra cihaz iki farklı açıdan görüntü alarak kalsifikasyonun meme içindeki derinliğini üç boyutlu koordinat sistemiyle milimetrik olarak hesaplar. İşlem hastanın tamamen uyanık olduğu, sadece meme cildinin ince bir iğneyle lokal olarak uyuşturulduğu bir ortamda gerçekleştirilir.
Vakum biyopsisi işleminin aşamaları şunlardır:
- Koordinatlama
- Uyuşturma
- Örnekleme
- İşaretleme
Ciltte sadece birkaç milimetrelik minik bir delik açılır. İçinde döner bir bıçak ve vakum mekanizması olan özel bir iğne doğrudan kalsifikasyonların tam merkezine yerleştirilir. Cihaz çalıştırıldığında vakum gücü dokuyu iğnenin içine çeker ve bıçak sistemi hastaya hiçbir şey hissettirmeden çok sayıda nitelikli doku örneğini dışarı alır. İşlem bittiğinde aynı iğnenin içinden o bölgeye minik bir işaretleyici klips bırakılır ki ileride o bölgenin neresi olduğu kolayca bulunabilsin. Hastalar aynı gün normal hayatlarına hiçbir şekil bozukluğu olmadan dönerler.
Damar Tıkanıklığına Yol Açan Kalsifikasyon Hastalıkları Nasıl Tedavi Edilir?
Kalp krizi ve felç gibi ciddi sağlık sorunlarının temelinde genellikle damar tıkanıklıkları yatar. Standart damar tıkanıklıklarında kapalı yöntemlerle damarın içine girilir, sönük bir balon tıkanıklık bölgesinde şişirilerek damar açılır ve ardından stent takılarak bölge güvenceye alınır. Ancak damar duvarında biriken plaklar zamanla yoğun bir şekilde kalsifiye olup adeta bir mermer veya taş kadar sertleştiğinde bu standart işlemler işe yaramaz. Sertleşmiş damarı balonla genişletmeye çalışmak damarın yırtılmasına neden olabilir, stent takılsa bile stent taşlaşmış bölgeyi ezemez ve açılamaz.
İşte tam bu noktada kalsifikasyona özel çok gelişmiş damar içi müdahale teknolojileri devreye girer. Bunlardan en yenilikçi olanı damar içi litotripsi adı verilen, aslında böbrek taşı kırma mantığıyla çalışan şok dalgası tedavisidir. Özel bir balon damarın içine yerleştirilir ve düşük basınçla şişirilir. Balonun içindeki mekanizma dışarıya çok güçlü ancak dokuya zarar vermeyen ses dalgaları yayar. Bu dalgalar sadece taşlaşmış kalsiyuma odaklanır ve kireçli plağın içinde gözle görülmeyen mikro çatlaklar yaratır.
Kullanılan diğer ileri teknolojiler şunlardır:
- Litotripsi
- Rotablator
- Aterektomi
- Lazer
Şok dalgalarının yetersiz kalabileceği kadar kalın kireçlenmelerde ise ucunda elmas tozları bulunan ve dakikada yüz binlerce devirle dönen minyatür matkap sistemleri kullanılır. Bu cihazlar kireç tabakasını zımparalayarak mikroskobik tozlar haline getirir ve damarı tıraşlayarak açar. Tüm bu işlemler sayesinde açık kalp ameliyatlarına gerek kalmadan en zorlu damarlar bile güvenle tedavi edilebilir.
Omuzda Şiddetli Ağrı Yapan Kalsifikasyon (Kalsifik Tendinit) Nasıl İyileşir?
Vücuttaki kalsifikasyonlar bazen doğrudan eklemlerin çevresindeki kas ve tendonların tam içine yerleşebilir. Omuz eklemini hareket ettiren rotator kaf tendonlarının içinde kalsiyum kristallerinin birikmesiyle ortaya çıkan duruma kalsifik tendinit adı verilir. Bu hastalık öylesine şiddetli bir ağrı yaratır ki hastalar gece uykularından ağlayarak uyanabilir, kollarını birkaç santim bile havaya kaldıramaz duruma gelebilirler. Tendonun içindeki kalsiyum bazen tebeşir tozu gibi kuru, bazen de diş macunu kıvamında koyu bir sıvıdır.
Eskiden bu durum için hastalar ameliyata alınır, omuz açılır veya kapalı kameralı yöntemlerle tendonun içine girilerek o taşlar kazınırdı. Günümüzde ise bu rahatsızlık ultrason rehberliğinde yapılan barbotaj isimli çok zarif ve hızlı bir iğne tedavisiyle çözülebilmektedir. Girişimsel radyolog, yüksek çözünürlüklü ultrason cihazıyla kalsiyum birikintisinin tam merkezini tespit eder. Omuz cildi uyuşturulduktan sonra ultrason ekranına bakılarak bir iğne ile doğrudan kirecin içine girilir.
İşlemin hastaya sağladığı faydalar şunlardır:
- Hızlılık
- Kesintisizlik
- Narkozsuzluk
- Ağrısızlık
İğnenin içinden fizyolojik serum verilerek o diş macunu kıvamındaki kireç parçalanır, eritilir ve tekrar şırınganın içine çekilerek dışarı alınır. Bu yıkama işlemi kireç büyük oranda temizlenene kadar devam eder. İşlem yaklaşık on beş dakika sürer ve kalsiyumun yarattığı baskı anında ortadan kalktığı için hasta sedyeden kalkarken bile kolunu çok daha rahat hareket ettirebilir duruma gelir.
Girişimsel Radyoloji Yöntemlerinin Kalsifikasyon Cerrahisine Göre Avantajları Nelerdir?
Modern tıbbın geldiği noktada amacımız, hastayı iyileştirirken ona mümkün olan en az zararı vermek, vücut bütünlüğünü korumak ve normal hayata dönüşünü en hızlı şekilde sağlamaktır. Kalsifikasyon kaynaklı sağlık sorunlarında uygulanan iğne deliğinden tedavi yöntemleri, geleneksel açık ameliyatların pabucunu dama atacak kadar büyük ve net avantajlar barındırır. Her şeyden önce, hastaların en çok korktuğu genel anestezi yani narkoz alma zorunluluğu ortadan kalkar. Hastalar işlemler sırasında bilinci açık şekilde sadece işlem yapılan küçük bölgenin uyuşturulmasıyla rahatça yatarak tedavi olurlar.
Bunun yanı sıra doku hasarının minimum olması devasa bir fark yaratır. Bir tümörü veya kireci çıkarmak için neşterle kesi yapmak, o bölgedeki sağlıklı kasları, sinirleri ve damarları da kesmek veya aralamak demektir. Görüntüleme rehberliğinde yapılan işlemlerde ise hedef nokta ekranda görüldüğü için incecik iğnelerle veya damar içi kateterlerle hiçbir sağlıklı dokuya zarar vermeden doğrudan sorunun kalbine inilir.
Girişimsel işlemlerin temel avantajları şunlardır:
- Güvenlik
- Konfor
- Estetik
- Hız
Hastalar geleneksel bir cerrahi sonrası günlerce hastanede yatmak ve haftalar süren fizik tedavi süreçlerine katlanmak zorundayken, bahsettiğimiz bu minimal invaziv işlemler günübirlik olarak yapılır. Sabah kliniğe gelen bir hasta tedavisini olup öğleden sonra evinde dinlenmeye geçebilir ve vücudunda hiçbir kalıcı dikiş veya kesi izi taşımaz.
Farklı Organlardaki Kalsifikasyon Sorunları Nasıl Yönetilir?
Kalsifikasyon sadece memede, omuzda veya damarlarda görülen lokalize bir sorun değildir; vücudun en hayati organlarının yapısını ve fonksiyonunu tehdit edebilecek kadar yaygın bir yelpazeye sahiptir. Özellikle kalbimizi çevreleyen perikard zarının yıllar içinde kalınlaşıp kireçlenmesi, kalbin her atışta rahatça genişleyip içine kan almasını engeller. Bu durum kalbi adeta zırhlı bir kafese hapsederek ciddi kalp yetmezliği bulgularına yol açar. Bu hastaların tedavisi, tomografi haritalaması sonrası yapılan oldukça detaylı kalp zarı soyma ameliyatlarını gerektirebilir.
Böbrekler ise vücudun süzgeçleridir ve kalsiyum metabolizmasının ana merkezlerinden biridir. İdrardaki kalsiyum seviyelerinin yükselmesi veya idrarın asitlik derecesinin değişmesi, doğrudan böbrek dokusunun kendi içinde geniş çaplı kireçlenmelere yol açabilir. Böbrek kanallarında biriken kalsiyum taşları idrar akışını durdurursa böbrek çürümeye başlar.
Etkilenebilecek diğer organ ve yapılar şunlardır:
- Kalp
- Perikard
- Böbrekler
- Beyin
Böyle durumlarda dışarıdan gönderilen yüksek frekanslı ses dalgalarıyla taşlar kırılır veya yine iğneyle ciltten böbreğe girilerek idrar yolları güvenli bir şekilde boşaltılır. Beyin dokusunda, özellikle hareket merkezlerinde genetik veya metabolik nedenlerle oluşan kalsiyum birikimleri ise genellikle geri döndürülemez yapıdadır; bu noktada temel hedef altta yatan hormonal bozukluğu veya mineral dengesizliğini ilaçlarla kontrol altına almaktır.
Kalsifikasyon İlerleyişi Durdurulabilir veya Önlenebilir Mi?
Doku kireçlenmelerini henüz hiç başlamadan durdurmak, yaşlanmanın ve hücresel yıpranmanın doğal bir sonucu olduğu için tam anlamıyla mümkün olmasa da bu sürecin hızını yavaşlatmak ve hayati tehlike yaratacak boyutlara ulaşmasını engellemek kesinlikle hastanın kendi kontrolündedir. Özellikle damar sertliğine ve doku dejenerasyonuna bağlı gelişen distrofik kalsifikasyonlar doğrudan bizim yaşam tarzımızdan beslenir. Vücudumuzdaki iltihabi süreci körükleyen faktörleri hayatımızdan çıkardığımızda kalsifikasyonun da ilerleyişi durma noktasına gelir.
Beslenmenin kalsiyum birikimini doğrudan etkilediği unutulmamalıdır. Kulaktan dolma bilgilerle, tahlil yaptırmadan, bilinçsizce ve yüksek dozda kullanılan kalsiyum veya D vitamini hapları, kemiklere gitmek yerine doğrudan böbreklerde ve damar duvarlarında birikir. Tansiyonun normal seviyelerde tutulması, damar duvarındaki fiziksel basıncı ve tahribatı azaltarak kireçlenmenin temelini kurutur.
Uygulanması gereken temel stratejiler şunlardır:
- Egzersiz
- Diyet
- Kontrol
- Bilinç
Sıkça sorulan sorular
Kalsifikasyon nedir ve vücutta neden oluşur?
Kalsifikasyon hangi organ ve dokularda görülebilir?
Kalsifikasyon belirtileri nelerdir ve her zaman şikayete neden olur mu?
Kalsifikasyon kanser belirtisi olabilir mi?
Kalsifikasyon teşhisi nasıl konulur ve hangi görüntüleme yöntemleri kullanılır?
Meme kalsifikasyonları nasıl değerlendirilir?
Kalp kapaklarında kalsifikasyon gelişmesi ne anlama gelir?
Kalsifikasyon tedavisi nasıl yapılır?
Kalsifikasyon kendiliğinden kaybolur mu?
Kalsifikasyon riskini azaltmak için neler yapılabilir?

Prof. Dr. Özgür Kılıçkesmez, minimal invaziv damar içi tedavilere odaklanan, Türkiye’nin önde gelen girişimsel radyoloji ve nöroradyoloji uzmanlarından biridir. Anevrizma ve inme tedavileri, embolizasyon işlemleri, tiroid ve paratiroid hastalıklarının ameliyatsız tedavileri, girişimsel onkoloji ve periferik damar girişimleri başlıca uzmanlık alanları arasındadır. Halen İstanbul Memorial Göztepe Hastanesi Girişimsel Radyoloji ve Nöroradyoloji Bölümü Sorumlusu olarak görev yapmaktadır.
1997 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olan Prof. Dr. Kılıçkesmez, 2012–2013 yıllarında Londra Guy’s & St Thomas’ ve King’s College Hospital’da “Clinical Fellow” olarak girişimsel radyoloji ve onkoloji alanında ileri eğitim almıştır. 2020 yılında profesör unvanını almış, aynı yıl SBÜ Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Girişimsel Radyoloji Kurucu Hekimi olmuştur. Ayrıca EBIR (European Board of Interventional Radiology) sertifikasına sahiptir.
Prof. Dr. Kılıçkesmez’in 94 uluslararası, 40 ulusal makalesi ve 2500’ün üzerinde atıfı bulunmaktadır. American Journal of Roentgenology (AJR) ve Diagnostic & Interventional Radiology gibi prestijli dergilerde hakemlik yapmaktadır. Klinik ve akademik deneyimiyle inme tedavisi, beyin anevrizması, embolizasyon, tümör ablasyonu ve tiroid/paratiroid hastalıklarının minimal invaziv tedavileri konularında ulusal ve uluslararası alanda referans gösterilen bir isimdir.

Vaka Örnekleri
Santral ven oklüzyonu: Balon tedavisi
Vakalar
Y stent eşlikli kapalı anevrizma tedavisi
Vakalar
Bel fıtığı disk içi radyofrekans tedavisi sonucu
Fıtık Tedavisi
Boyun Fıtığı Tedavisinde Lazer Teknolojisi ve Anjiyografi
Fıtık Tedavisi
Basedow-Graves hastalığı ameliyatsız tedavi sonucu
Tiroid Hastalıkları
TAKE işlemi ile yok edilen karaciğer tümörü
Kanser Tedavisi
Ameliyatsız Paratiroid Adenomu Tedavisi Sonucu
Paratiroid Adenomu
Sol akciğer komşuğuna gizlenmiş paratiroid adenomu
Paratiroid Adenomu
Bağırsak dalak anevrizması embolizasyonu
Embolizasyon
Dev dalak damar anevrizması kaplı stent ile tedavisi
Stent
Böbrek damarı anevrizmasının akım yönlendirici stent ile tedavisi
Stent
Dev Karaciğer Hemanjiom Mikrodalga Ablasyon
Ablasyon
Nefrostomi
Vakalar
Kanamış Beyin Anevrizmasının Koil ile Tedavisi
Embolizasyon
Kanamış Beyin Damar Yumağı (AVM) Embolizasyon Tedavisi
Embolizasyon
Beyin Toplar Damar Stentleme