Patlayan boyun fıtığı, omurilikte ilerleyici bir felç riski bulunmayan vakalarda ameliyatsız yöntemlerle %50-60 ihtimalle kalıcı biçimde iyileşebilmektedir. Vücudumuzun doğal onarım mekanizmaları, dışarı taşan disk dokusunu kendi kendine ortadan kaldırma kapasitesine sahiptir.

Halk arasında oldukça korkutucu algılanan ekstrüde servikal disk hernisi, sanılanın aksine doğrudan cerrahi müdahale gerektirmez. Diskin anatomik bütünlüğünü kaybederek kanal içine taşması, aslında biyolojik erime sürecini başlatan büyük bir avantajdır.

İyileşme evresinde yaşanan şiddetli kol ve boyun ağrılarını dindirmek için modern tıbbın sunduğu görüntüleme rehberliğindeki nokta atışı tedaviler uygulanır. Çevre dokulara zarar vermeyen bu yaklaşımlar, günlük yaşama dönüşü ciddi oranda hızlandırır.

Böylece hastalar bıçak altına yatmaya, genel anestezi almaya veya uzun hastane yatışlarına gerek kalmadan boyun sağlıklarına tamamen ve güvenle kavuşurlar.

Patlayan boyun fıtığı nedir ve nasıl oluşur?

Boyun omurgamız, başımızın ağırlığını taşıyan ve her yöne hareket etmemize olanak tanıyan son derece hareketli ve bir o kadar da hassas bir yapıdır. Bu yapıyı oluşturan omur kemiklerinin arasında, hareket halindeyken oluşan sarsıntıları emen, bir nevi amortisör veya yastıkçık görevi gören “disk” adını verdiğimiz dokular bulunur. Bu diskin anatomisini zihnimizde canlandırmak için onu içi jöle dolu kalın bir otomobil lastiğine veya bir tür jöleli çöreğe benzetebiliriz. Diskin dış kısmında kat kat liflerden oluşan, oldukça dayanıklı ve kalın bir duvar yer alırken, en iç kısmında ise su tutma kapasitesi çok yüksek, basınca karşı direnç sağlayan yumuşak ve jölemsi bir çekirdek bulunur. Yıllar içindeki duruş bozuklukları, uzun saatler boyunca bilgisayar veya telefon ekranına bakmak, boyna binen ani yükler, geçirilmiş travmalar veya genetik yatkınlıklar sebebiyle diskin dışındaki o sağlam duvar zamanla yıpranabilir, esnekliğini kaybedebilir ve üzerinde ufak çatlaklar oluşabilir.

İçerideki yüksek basıncın da etkisiyle, ortadaki bu jölemsi çekirdek zamanla dış duvardaki zayıf noktalardan dışarıya doğru taşmaya başlar. Dış duvar tamamen yırtılıp içerideki yumuşak doku dışarıya, yani omurilik kanalına veya sinirlerin geçtiği dar deliklere doğru taştığında “fıtık” tablosu ortaya çıkar. Eğer bu taşan parça ana diskten tamamen koparak kanalın içine düşerse veya dışarıya bir mantar gibi yoğun bir şekilde yayılırsa, işte bu duruma halk arasında “patlayan boyun fıtığı” adı verilir. Çoğu insan fıtığın patlamasının durumun geri dönülemez bir şekilde kötüleştiği anlamına geldiğini düşünür. Oysa insan fizyolojisi çok farklı dinamiklerle çalışır. İçeride hapsolmuş küçük bir fıtık yıllarca aynı boyutta kalıp kronik ağrılara yol açabilirken, dışarıya dökülen ve dağılan bir fıtık vücudun savunma mekanizmalarıyla doğrudan karşılaştığı için kendi kendine erime potansiyeli çok daha yüksek bir yapıya dönüşür.

Patlayan boyun fıtığı durumunda vücudumuz nasıl bir tepki verir?

Vücudumuzun patlayan bir fıtığa verdiği tepki, aslında muazzam bir biyolojik savunma ve temizlik operasyonudur. Sağlıklı bir boyun omurgasında, diskin içindeki o jölemsi doku tamamen kapalı ve yalıtılmış bir odacıkta hayatını sürdürür. Bu odacığın içine kan damarları girmez, dolayısıyla vücudumuzun bağışıklık sistemini oluşturan savunma hücreleri, ömür boyu bu jölemsi dokunun varlığından habersizdir. Ancak fıtık patlayıp da bu parça omurilik kanalına döküldüğünde, birdenbire o bölgedeki zengin kan damarlarıyla temas etmiş olur. Bağışıklık hücreleri, hayatlarında ilk defa karşılaştıkları bu jölemsi dokuyu vücuda dışarıdan girmiş zararlı bir virüs, bir bakteri veya batan bir kıymık gibi algılar. Bu karşılaşma anı, fıtığın ortadan kalkma sürecini başlatan en temel adımdır.

Bu dokuyu yabancı bir madde olarak algılayan bağışıklık sistemi, hemen o bölgede kontrollü bir iltihabi reaksiyon başlatır. Kan dolaşımındaki savunma hücreleri hızla o bölgeye akın eder. Fıtık parçasının etrafında yeni, mikroskobik boyutta kılcal damarlar oluşmaya başlar. Bu yeni damar ağı sayesinde vücudun “çöpçü hücreleri” olarak bilinen makrofajlar, fıtık kitlesinin içine doğru ilerlerler. Makrofajlar özel enzimler salgılayarak fıtığın yapısını yavaş yavaş parçalamaya, eritmeye ve deyim yerindeyse yutarak o bölgeden temizlemeye başlarlar. Gerçekleşen bu enzim reaksiyonları sonucunda fıtık dokusu su tutma özelliğini büyük oranda kaybeder. Tıpkı güneşte kalmış bir üzüm tanesinin suyunu kaybedip buruşması gibi, patlayan fıtık parçası da giderek büzüşür, küçülür ve zamanla eriyerek kaybolma eğilimi gösterir. Tıp literatüründe kendiliğinden emilme olarak adlandırılan bu doğal süreç sayesinde hastalar genellikle kalıcı bir şifa bulma şansı yakalarlar. Ancak bu hücresel temizlik operasyonu haftalar, bazen aylar sürebilen oldukça yavaş bir süreçtir ve bu bekleme süresi hasta için oldukça zorlu geçebilir.

Patlayan boyun fıtığı ağrıları için girişimsel radyoloji nasıl yardımcı olabilir?

Vücudun patlayan fıtığı kendi kendine eritme yeteneği harika bir mekanizma olsa da bu süreç tamamlanana kadar hastanın katlanmak zorunda olduğu şikayetler çok ağır olabiliyor. Fıtık patladığı anda sadece sinir köküne fiziksel bir baskı yapmakla kalmaz; diskin içinden sızan kimyasal maddeler ve bağışıklık sisteminin bölgede başlattığı yoğun savaş, sinir zarı üzerinde adeta yakıcı bir kimyasal reaksiyon oluşturur. Hastalar genellikle boyundan başlayıp omuzlarına, kürek kemiklerinin arasına, kollarına ve parmak uçlarına kadar inen şiddetli, yanıcı ve elektrik çarpması hissi veren ağrılardan şikayet ederler. Bu ağrılar çoğu zaman sıradan ağrı kesicilerle veya kas gevşeticilerle hafiflemez. Geceleri uykudan uyandıran, hastanın yaşam enerjisini tüketen ve moralini bozan bu dönemi sadece “bekleyerek” geçirmek çoğu kişi için katlanılabilir bir durum değildir.

İşte bu noktada ameliyatsız tedavi felsefesini benimseyen girişimsel radyoloji devreye girer. Geleneksel açık cerrahi, bu ağrıyı hızlıca kesmek için dokuları keserek fıtığı dışarı alma yoluna giderken; girişimsel radyoloji teknolojik cihazların rehberliğini kullanarak fıtığın bulunduğu bölgeye dışarıdan müdahale etmeyi hedefler. Temel amaç hastanın boyun anatomisine, kemik yapısına, kaslarına veya bağlarına herhangi bir zarar vermeden, doğrudan fıtığın siniri ezdiği o sorunlu bölgeye ulaşmaktır. Hastaya aylar sürebilecek o biyolojik iyileşme süreci boyunca ağrısız, rahat ve normal hayatına devam edebileceği bir “zaman aralığı” kazandırmak amaçlanır. Uygulanan mikro tedavilerle sinirdeki kimyasal yangın söndürülür, bölgedeki ödem dağıtılır ve hastanın yaşam kalitesi hızlıca yükseltilir. Bu sayede vücut, ağrı stresi olmadan kendi temizlik işlevini sakince tamamlayabilme fırsatı bulur.

Patlayan boyun fıtığı tedavisinde uygulanan nokta atışı enjeksiyonlar nelerdir?

Girişimsel radyolojide en sık başvurulan ve etkinliği oldukça yüksek olan yöntemlerin başında görüntüleme eşliğinde yapılan nokta atışı epidural veya transforaminal enjeksiyonlar gelir. Boyun bölgesindeki sinirlerin omurilikten çıkıp kollara doğru ilerlediği yollar yapısal olarak dar alanlardır. Üstelik bu yollar, beyni besleyen çok önemli şahdamarları ve omuriliği besleyen hassas damar ağları ile komşudur. Bu kadar dar ve hayati bir bölgeye körlemesine, sadece el yordamıyla iğne ile girmek büyük riskler taşır. Bu nedenle girişimsel işlemlerde her adım, yüksek çözünürlüklü floroskopi veya bilgisayarlı tomografi ekranlarından saniye saniye izlenerek gerçekleştirilir.

Tedavi sırasında oldukça ince bir iğne ile sorunlu sinir kökünün bulunduğu hedefe milimetrik olarak yaklaşılır. İğne ucu doğru noktaya geldiğinde, öncelikle çok az miktarda tıbbi bir boya (kontrast madde) verilerek ilacın yayılacağı alan ekranda kontrol edilir. Bu test sayesinde iğnenin yanlışlıkla bir damarın içinde olmadığı teyit edildikten sonra, özel olarak formüle edilmiş ödem çözücü ve sinir yatıştırıcı ilaç karışımı doğrudan o bölgeye verilir. Kullanılan bu ilaçlar, sinirin etrafında biriken ve ağrıya yol açan enflamasyon sıvılarını kısa sürede yıkayıp temizlemeye yardımcı olur. Bu enjeksiyonların hastalara sağladığı temel faydalar şunlardır:

  • Ödemin azalması
  • Yangının sönmesi
  • Ağrının hafiflemesi
  • Hareket kabiliyetinin artması
  • Uyku düzeninin düzelmesi

Kullanılan partikülsüz özelliklere sahip ödem çözücüler sayesinde hastalar, genellikle işlem masasından kalktıklarında bile o haftalardır kollarını uyuşturan şiddetli ağrının önemli ölçüde azaldığını hissedebilirler. Bu sayede makrofaj hücrelerinin o bölgede fıtığı temizleme işi çok daha rahat bir ortamda devam eder.

Patlayan boyun fıtığı için lazer tedavileri nasıl uygulanır?

Nokta atışı enjeksiyonların yanı sıra fıtığın mekanik hacmini küçültmek ve bağışıklık sisteminin hızını artırmak amacıyla uygulanan çok yenilikçi yöntemler de mevcuttur.

Perkütan lazer veya plazma dekompresyonu töntemleri bulunmaktadır. Bu yöntem daha çok fıtığın ana parçadan tam kopmadığı, ancak dışarıya doğru ileri derecede bombeleşerek sinir kanalını daralttığı durumlarda tercih edilebilir. Boyun diskleri yapı olarak tamamen kapalı ve içeride bir iç basınçla çalışan hidrolik sistemlerdir. Lokal anestezi altında boyun diskinin merkezine bir milimetreden daha ince bir optik fiber kablo yerleştirilir. Cihaz üzerinden kontrollü bir şekilde gönderilen lazer veya plazma enerjisi, diskin merkezindeki arızalı dokunun çok küçük bir kısmını buharlaştırır. Bu durum diskin içinde ani bir basınç düşüşüne, bir nevi vakum etkisine yol açar. İçeride oluşan bu negatif basınç, dışarıya doğru taşan fıtık dokusunu diskin merkezine doğru geri çekmeye yardımcı olur. Hangi hastaya ozon, hangi hastaya lazer uygulanacağı kararı hastanın klinik durumuna göre belirlenir. Bu işlemlerde başarıya ulaşmada dikkat edilen kriterler şunlardır:

  • Fıtığın yapısı
  • Ağrının şiddeti
  • Yaş faktörü
  • Anatomik uygunluk
  • Daha önceki tedaviler

Patlayan boyun fıtığı kaynaklı inatçı ağrılarda radyofrekans tedavisi işe yarar mı?

Bazı patlayan boyun fıtığı vakalarında oldukça ilginç bir durumla karşılaşılabilir. Vücut aradan geçen aylar içinde fıtığın büyük bir bölümünü eritmiş, görüntüleme sonuçlarında fıtık belirgin şekilde küçülmüş olabilir. Hatta sinir kökündeki mekanik bası da büyük oranda kalkmış olabilir. Ancak sinir o kadar uzun bir süre şiddetli bir baskı altında kalmış ve o kimyasal yangından öylesine etkilenmiştir ki ortada belirgin bir fıtık basısı kalmasa dahi kendi kendine ağrı sinyali üretmeye devam eder. Tıpta nöropatik ağrı olarak tanımlanan bu durum klasik ağrı kesici haplara veya kas gevşeticilere genellikle yanıt vermez. Hasta sanki hala büyük bir fıtığı varmış gibi kolunda elektriklenme, karıncalanma, iğnelenme ve yanma hissi yaşamaya devam edebilir.

Bu tarz kronikleşmiş ve inatçı ağrılarda girişimsel radyoloji uzmanları radyofrekans nöromodülasyon teknolojisini devreye sokabiliyor. Eski tip radyofrekans uygulamalarında genellikle yüksek ısılar kullanılarak sinir iletimi tamamen kesilmeye çalışılırdı. Ancak boyun bölgesindeki sinirler kollarımızın hareket etmesini de sağladığı için bu bölgede yıkıcı bir ısı kullanmak ciddi riskler taşıyabilir. Günümüzde kullanılan aralıklı (pulsed) radyofrekans yönteminde ise ısı belli bir derecenin üzerine çıkarılmaz, sinir yakılmaz. Özel bir cihaz yardımıyla sinirin ağrı iletimini sağlayan merkezine çok kısa süreli, yüksek voltajlı elektriksel akım darbeleri gönderilir. Bu akımlar, sinirin kasları hareket ettiren yapısına hiçbir zarar vermeden, sadece ağrıyı beyne ileten tellerin yapısını geçici olarak düzenler. Adeta kilitlenmiş ve sürekli hata veren bir bilgisayarı yeniden başlatmak (resetlemek) gibi düşünebileceğimiz bu işlem sinirin ağrı üretme döngüsünü kırmayı hedefler. İşlem genel olarak oldukça güvenlidir ve hastalara aylar boyunca sürebilen uzun soluklu bir rahatlama şansı sunarak normal yaşantılarına dönmelerine olanak tanır.

Patlayan boyun fıtığı vakalarında ameliyata gitmesi gereken durumlar (kırmızı bayraklar) nelerdir?

Girişimsel radyoloji yöntemleri pek çok hastaya ameliyatsız iyileşme kapısını açsa da tıpta hiçbir yöntemin her durum için uygun olmadığını bilmek gerekir. Uygulanan ameliyatsız tedavilerin başarıya ulaşmasındaki en büyük sır, hastanın doğru değerlendirilmesi, uygun tetkiklerin yapılması ve tıp literatüründe “kırmızı bayrak” olarak nitelendirilen acil ameliyat durumlarının dikkatle tespit edilmesidir. Patlayan boyun fıtığı hastaları klinik olarak incelendiğinde tablo çoğunlukla iki farklı yönde ilerleyebilir.

Eğer fıtık omurilik kanalından çıkarak sadece kola giden sinir köklerini sıkıştırıyorsa, yaşanan belirtiler genellikle çok şiddetli kol ağrısı, uyuşma ve karıncalanmadan ibarettir. Hastanın kolunda hafif bir kuvvetsizlik olsa bile ana omurilikte bir zedelenme yoktur. İşte bu grup hastalar, girişimsel radyolojinin ameliyatsız tedavileri için en uygun profili oluşturur.

Fakat bazı durumlarda fıtık o kadar büyük bir parçayla patlar ve öyle ters bir açıyla kanalın içine dökülür ki sadece kola giden siniri değil beyinden vücudun geri kalanına giden tüm komutları taşıyan ana kabloyu, yani omuriliğin bizzat kendisini ciddi şekilde ezmeye başlar. Miyelopati adı verilen bu klinik tablo asla ameliyatsız yöntemlerle zaman kaybedilmemesi gereken, kalıcı hasar riski taşıyan acil bir durumdur. Omuriliğin ezildiğini işaret eden kırmızı bayraklar devreye girdiğinde, iğne veya lazer gibi tedaviler beklenen faydayı sağlayamaz ve hastanın beyin ve sinir cerrahisi (nöroşirürji) uzmanlarına yönlendirilerek omuriliğin acilen mekanik basıdan kurtarılması gerekebilir. Cerrahi değerlendirme gerektiren temel kırmızı bayrak belirtileri şunlardır:

  • İdrar kaçırma
  • Denge kaybı
  • İnce motor becerilerde kayıp
  • Yürüme bozukluğu
  • Giderek artan kas güçsüzlüğü
  • Dayanılmaz his kaybı
  • Bağırsak kontrolünün kaybı

Eğer hastada bu belirtiler yoksa, şikayetler daha çok ağrı ve uyuşma ağırlıklıysa, tedavide öncelikli olarak ameliyatsız yöntemlerin denenmesi modern tıbbın genel yaklaşımıdır.

Sonuç olarak patlayan boyun fıtığı ameliyatsız iyileşebilir mi?

Günümüzde sahip olduğumuz güncel bilimsel veriler, teknolojik imkanlar ve klinik deneyimler ışığında bu konuyu toparlamak gerekirse; omuriliği doğrudan ezip hastada acil ameliyat gerektirecek bulgular (kırmızı bayraklar) yaratmayan patlayan boyun fıtıkları, genellikle ameliyatsız yöntemlerle yüksek oranda iyileşme şansı bulabilmektedir. İnsan vücudu, kendi içindeki bağışıklık sistemi hücreleri sayesinde dışarıya taşan o fıtık parçasını bir nevi öğüterek yok etme potansiyeline sahiptir.

Ancak doğanın hastaya sunduğu bu temizlik süreci zaman alabileceği için, hastanın bu zorlu dönemi en az hasarla ve en az ağrıyla atlatması büyük önem taşır. İşte girişimsel radyolojinin görüntüleme eşliğinde uyguladığı mikro müdahaleler, bu noktada bir köprü görevi görür. Milimetrik iğnelerle yapılan nokta atışı enjeksiyonlar, ozon uygulamaları ve radyofrekans tedavileri sayesinde hastalar; genel anestezi almaktan, vücutlarında kalıcı kesi veya yara izi oluşmasından, kemik dokularının veya disklerinin alınarak yerlerine protez konulması gibi risklerden büyük ölçüde korunmuş olurlar. Aynı gün içinde taburcu olunabilen, kısa sürede sosyal hayata ve çalışma yaşantısına dönmeye olanak tanıyan bu modern tedaviler, hastanın kendi bedeninin gücünü kullanarak doğal bir şifa sürecine girmesine destek olur. Her hastanın anatomisi ve fıtık yapısı kendine özgü olduğu için tedavi planlamasının mutlaka bu alanda deneyimli hekimler tarafından kişiye özel olarak yapılması, başarı şansını artıran en önemli unsurdur.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Call Now Button