Juguler ven kompresyonu; beyindeki metabolik atıkları ve kirli kanı kalbe taşıyan internal juguler venin, boyun bölgesindeki stiloid çıkıntı, C1 omuru veya kas yapıları tarafından mekanik olarak sıkıştırılarak kan akışının engellenmesi durumudur. Bu venöz darlık, beyin omurilik sıvısının emilimini bozarak kafa içi basıncını artırır; dirençli baş ağrısı, pulsatil tinnitus (kulakta nabız sesi), görme bozuklukları ve beyin sisi gibi yaşam kalitesini düşüren nörolojik semptomlara yol açar. Tıp literatüründe Styloidogenic Jugular Venous Compression Syndrome (SJVCS) olarak da bilinen bu tablo sadece basit bir boyun ağrısı değil beyin dolaşım dengesini bozan ve hemodinamik açıdan değerlendirilmesi gereken ciddi bir vasküler patolojidir.
Juguler Ven Kompresyonu Nedir ve Neden Önemlidir?
Dolaşım sistemimizi bir şehrin su şebekesine benzetebiliriz. Temiz suyu getiren borular olduğu gibi, kullanılmış suyu tahliye eden gider boruları da vardır. Vücudumuzda temiz kanı taşıyanlara arter (atardamar), kirli kanı toplayanlara ven (toplardamar) diyoruz. İnternal Juguler Ven, beynimizin “ana tahliye borusu”dur. Beyin, vücudun en çok enerji tüketen organı olarak sürekli çalışır ve bol miktarda atık madde üretir. Bu atıkların ve kirli kanın kafatasından güvenle uzaklaştırılıp kalbe geri dönmesi gerekir.
Sağlıklı bir insanda bu akış sessiz sedasız ve kesintisizdir. Ancak bu ana damar, boyun bölgesindeki dar bir tünelden geçer. Eğer bu tünelde bir “trafik kazası” veya yol daralması olursa, yani damar dışarıdan bir baskıya maruz kalırsa, kanın tahliyesi zorlaşır. Tıpkı lavabo borusu tıkandığında suyun geri tepmesi gibi, beyindeki kirli kan da geriye doğru birikir. Bu durum kafa içi basıncını artırır ve beynin çalışma ortamını bozar. Biz hekimler için bu durum sadece anatomik bir darlık değil hastanın tüm konforunu bozan ciddi bir fizyolojik sorundur.
Juguler Ven Kompresyonu Neden Oluşur?
Pek çok hasta, herhangi bir kaza geçirmemişken neden böyle bir sorun yaşadığını anlamakta zorlanır. Sorunun kökeni genellikle boynumuzdaki kemik ve yumuşak doku yapılarının, damara “yer bırakmamasıdır”. Juguler ven, kafatasından çıktıktan sonra boyun omurları ve bazı kemik çıkıntıların arasından süzülerek aşağı iner. Bu yolculuk sırasında en büyük düşmanı genellikle “stiloid çıkıntı” dediğimiz kemiktir.
Kulağımızın hemen altından aşağı doğru uzanan bu kemik çıkıntı, bazı insanlarda doğuştan daha uzundur veya açısı farklıdır. Bu uzun kemik, hemen yanından geçen juguler veni, arkadaki boyun omuru (C1) ile arasında sıkıştırır. Tıpkı bir fındıkkıranın ceviz kırması gibi, iki kemik arasında kalan damar ezilir. Buna “Styloidogenic Jugular Venous Compression Syndrome” (SJVCS) diyoruz.
Bunun dışında damarı sıkıştıran başka faktörler de olabilir:
- Boyun kaslarının aşırı büyümesi
- Lenf bezlerinin şişmesi
- Yanından geçen şah damarının (karotis arter) yapısal kıvrımları
- Kireçlenmiş bağ dokuları
Juguler Ven Kompresyonu Belirtileri Nelerdir?
Bu sendromun belirtileri kişiden kişiye çok değişebilir ve genellikle “sinsi” ilerler. Hastalar çoğu zaman yıllarca “migren” veya “psikolojik kökenli ağrı” tanısıyla tedavi edilmeye çalışılır ancak şikayetleri geçmez. Çünkü sorun damarsaldır. En tipik özellik, şikayetlerin baş pozisyonuyla değişmesidir.
Hastalarımızın en sık dile getirdiği şikayetler şunlardır:
- Sabahları şiddetli olan baş ağrısı
- Başta dolgunluk ve basınç hissi
- Öksürme veya ıkınma ile artan ağrı
- Enseden göze vuran ağrı
- Bulanık görme veya geçici kararmalar
- Göz arkasında baskı hissi
- Kronik yorgunluk
- Uyku bozuklukları
- Boyun hareketlerinde kısıtlılık
Pulsatil Tinnitus Nedir?
Hastalarımızın polikliniğe başvurmasındaki en belirgin ve rahatsız edici nedenlerin başında “Pulsatil Tinnitus” gelir. Normal kulak çınlaması genellikle ince bir “ciii” sesi gibidir. Ancak pulsatil tinnitus yaşayanlar, kulaklarında kendi kalp atışlarını duyarlar. Bu ses ritmiktir ve nabızla eş zamanlıdır.
Hasta bu sesi şöyle tarif eder:
- Rüzgar uğultusu
- Su şırıltısı
- Vuu-vuu şeklinde ritmik ses
- Kalp atışının kulakta gümbürdemesi
Bu ses hayali değildir. Damar sıkıştığında kan oradan geçerken türbülansa uğrar. Tıpkı bahçe hortumunun ucunu sıktığınızda suyun ses çıkararak fışkırması gibi, daralan damardan geçen kan da ses çıkarır. Damar kulağa çok yakın olduğu için bu ses hasta tarafından duyulur. Boyna hafifçe bastırıldığında veya baş çevrildiğinde sesin değişmesi, sorunun damarsal olduğunun en büyük kanıtıdır.
Beyin Sisi Neden Olur?
Fiziksel ağrıların ötesinde, hastalarımızı en çok zorlayan durumlardan biri zihinsel bulanıklıktır. Beyindeki kan dolaşımının yavaşlaması ve atık maddelerin (metabolitlerin) yeterince hızlı temizlenememesi, beyin hücrelerinin verimini düşürür.
Bu durumun yarattığı etkiler şunlardır:
- Unutkanlık
- Kelime bulmakta zorlanma
- Konsantrasyon güçlüğü
- Sürekli uykulu hissetme
- Zihinsel yorgunluk
- Odaklanma sorunları
Hastalarımız bunu “kafamın içinde bir bulut var” veya “dünyayı bir fanusun arkasından izliyorum” şeklinde tarif ederler. Tedavi sonrası venöz akış düzeldiğinde, hastaların “zihnim açıldı” demesi, dolaşım bozukluğunun bilişsel etkilerini net bir şekilde gösterir.
Tanı Nasıl Konulur?
Tanı süreci, hastayı iyi dinlemekle başlar ancak kesin teşhis için ileri görüntüleme yöntemleri şarttır. Standart bir boyun ultrasonu veya röntgeni, kemiklerin arkasındaki bu derin sıkışmayı göstermekte yetersiz kalabilir. Biz girişimsel radyologlar olarak olaya daha teknik ve üç boyutlu bakarız.
İlk adım genellikle Bilgisayarlı Tomografi Venografi (BTV) tetkikidir. Bu işlemde damardan ilaç verilerek boyun bölgesi görüntülenir. Ancak burada çok kritik bir detay vardır: Dinamik çekim. Hasta sadece düz yatarken değil başını sağa ve sola çevirdiğinde de görüntü alınmalıdır. Çünkü bazen damar normal duruşta açıkken, baş çevrildiğinde kemik makası arasına girip tamamen kapanabilir.
Tanıda kullandığımız diğer yöntemler şunlardır:
- MR Venografi (MRV)
- Dinamik Doppler Ultrasonografi
- Üç boyutlu rekonstrüksiyonlar
- Detaylı boyun tomografisi
Venöz Manometri Nedir ve Neden Gereklidir?
Görüntüleme yöntemleri bize anatomik yapıyı, yani damarın ne kadar daraldığını gösterir. Ancak “bu darlık gerçekten hastadaki şikayetlerin sebebi mi?” sorusunun cevabını vermez. Görüntüde çok dar olan bir damar, bazen hiç şikayet yaratmayabilir çünkü vücut yan yollar (kollateraller) geliştirmiştir. İşte bu noktada “Venöz Manometri” devreye girer.
Manometri, anjiyo ünitesinde yapılan bir basınç ölçüm işlemidir. Kasıktan incecik bir kateter ile girilerek juguler vene kadar ilerlenir. Darlığın öncesindeki ve sonrasındaki kan basıncı ölçülür. Eğer darlığın gerisinde basınç çok yüksekse ve darlığı geçince düşüyorsa, bu “anlamlı bir tıkanıklık” var demektir. Ayrıca bu ölçümü başı sağa-sola çevirterek de yaparız. Basınç farkı (gradyan) yüksek çıkarsa, hastanın yaşadığı baş ağrısı ve uğultunun sebebinin bu darlık olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış olur. Tedavi kararını verdiren en önemli test budur.
Juguler Ven Kompresyonu Tedavisi Nasıl Yapılır?
Tedavi planı, darlığın nedenine ve şiddetine göre kişiye özel olarak belirlenir. Her hastaya hemen müdahale edilmez; hafif vakalarda takip ve yaşam tarzı değişiklikleri yeterli olabilir. Ancak şiddetli semptomları olan ve manometrik olarak yüksek basınç saptanan hastalarda daha radikal çözümler gerekir. Tedavideki temel amaç damar üzerindeki baskıyı kaldırmak ve kan akışını normale döndürmektir.
Tedavi seçenekleri şunlardır:
- İlaç tedavisi
- Boyun egzersizleri
- Cerrahi dekompresyon
- Balon anjiyoplasti
- Stentleme
- Kombine (Hibrit) tedaviler
Cerrahi Dekompresyon Nedir?
Eğer darlığın ana sebebi “stiloid çıkıntı” dediğimiz kemiğin uzunluğu ise, en mantıklı ve kalıcı çözüm o kemiğin kısaltılmasıdır. Buna “Stiloidektomi” denir. KBB veya Beyin Cerrahisi uzmanları tarafından yapılan bu ameliyatla, damara baskı yapan kemik parça çıkarılır.
Bu yöntemin avantajı, damarın içine yabancı bir cisim (stent) koymadan sorunu kökten çözmesidir. Kemik baskısı kalktığında damar genellikle rahatlar ve eski formuna kavuşur. Ancak bazı durumlarda, damar çok uzun süre baskı altında kaldığı için esnekliğini yitirmiş olabilir ve kemik alınsa bile tam açılmayabilir. Bu durumda ek tedaviler gerekebilir.
Stent Tedavisi Ne Zaman Uygulanır?
Girişimsel radyologlar olarak damar darlıklarında sıkça stent (metal kafes) kullanırız. Ancak juguler ven kompresyonunda stent kullanımı hassas bir konudur. Eğer damara dışarıdan sert bir kemik basıyorsa, oraya stent koymak riskli olabilir. Çünkü güçlü kemik yapısı, taktığımız metal stenti ezebilir, kırabilir veya deforme edebilir. Bu da daha büyük sorunlara yol açar.
Bu nedenle stent tedavisini genellikle şu durumlarda tercih ederiz:
- Kemik baskısı olmayan darlıklarda
- Cerrahi sonrası damarın hala açılmadığı durumlarda
- Damar içi perdeler veya yapışıklıklarda
- Acil pıhtı durumlarında
İdeal yaklaşım genellikle “Hibrit” yöntemdir. Yani önce cerrahi ile kemik baskısı kaldırılır. İyileşme sürecinden sonra damar hala dar ise, artık kemik riski olmadığı için güvenle stent takılarak damar tam açıklığına kavuşturulur.
Tedavi Sonrası İyileşme Süreci Nasıldır?
Tedavi başarılı olduğunda, hastaların hayat kalitesindeki artış oldukça dramatiktir. Özellikle venöz basınca bağlı olan şikayetler hızla geriler. İşlemden veya ameliyattan hemen sonra bile hastalar “kafamdaki o ağırlık kalktı” diyebilirler.
İyileşme sürecinde gözlemlenenler şunlardır:
- Kulak uğultusunun kesilmesi
- Baş ağrılarının hafiflemesi
- Görme netliğinin artması
- Uyku kalitesinin düzelmesi
- Zihinsel enerjinin artması
Tam iyileşme bazen birkaç hafta veya ay sürebilir. Özellikle göz arkasındaki ödemin inmesi ve beynin yeni dolaşım düzenine alışması zaman alır. Bu süreçte kan sulandırıcı ilaçların düzenli kullanımı çok önemlidir.
Pıhtı Riski Var mıdır?
Kan akışının yavaşladığı her yerde pıhtılaşma riski artar. Juguler vendeki darlık, kanın beyin içindeki sinüslerde göllenmesine neden olabilir. Bu durum nadir de olsa “Serebral Venöz Sinüs Trombozu”na yol açabilir. Bu ciddi bir durumdur ve acil müdahale gerektirir.
Pıhtı belirtileri şunlardır:
- Ani ve şiddetli baş ağrısı
- Nöbet geçirme
- Vücudun bir tarafında uyuşma
- Bilinç bulanıklığı
- Şiddetli kusma
Böyle bir durumda biz girişimsel radyologlar, anjiyo ile girerek pıhtıyı temizleriz (trombektomi). Bu nedenle juguler ven basısı olan hastaların takibi, bu riskleri yönetmek açısından hayati önem taşır.
Multidisipliner Yaklaşımın Önemi
Juguler ven kompresyonu, tek bir doktorun tek başına yönetebileceği bir süreç değildir. Tanıdan tedaviye kadar farklı uzmanlıkların işbirliği gerekir. Nörolog hastanın klinik takibini yapar, biz (Girişimsel Radyologlar) damarın haritasını çıkarır ve basınçları ölçeriz, Cerrahlar ise mekanik engeli kaldırır.
Bu ekip çalışması sayesinde:
- Gereksiz işlemlerden kaçınılır
- En doğru tedavi planı seçilir
- Komplikasyon riski azalır
- Hasta bütüncül olarak değerlendirilir
Hastalarımızın bilmesi gereken en önemli şey, yaşadıkları bu zorlu sürecin çözümsüz olmadığıdır. “Psikolojiktir” denilerek geçiştirilen pek çok şikayetin altında yatan bu anatomik gerçek, doğru ellerde ve doğru yöntemlerle tedavi edilebilir.
Günlük Hayatta Nelere Dikkat Edilmeli?
Tanı almış veya şüphelenen hastaların günlük yaşamda dikkat etmesi gereken bazı basit önlemler vardır. Bu önlemler kafa içi basıncını dengelemeye yardımcı olabilir.
Dikkat edilmesi gerekenler şunlardır:
- Yüksek yastıkla yatmak
- Bol su içmek
- Boynu zorlayan hareketlerden kaçınmak
- Kabızlıktan korunmak
- Aşırı tuz tüketimini azaltmak
- Uzun süre baş aşağı durmamak

Prof. Dr. Özgür Kılıçkesmez, minimal invaziv damar içi tedavilere odaklanan, Türkiye’nin önde gelen girişimsel radyoloji ve nöroradyoloji uzmanlarından biridir. Anevrizma ve inme tedavileri, embolizasyon işlemleri, tiroid ve paratiroid hastalıklarının ameliyatsız tedavileri, girişimsel onkoloji ve periferik damar girişimleri başlıca uzmanlık alanları arasındadır. Halen İstanbul Memorial Göztepe Hastanesi Girişimsel Radyoloji ve Nöroradyoloji Bölümü Sorumlusu olarak görev yapmaktadır.
1997 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olan Prof. Dr. Kılıçkesmez, 2012–2013 yıllarında Londra Guy’s & St Thomas’ ve King’s College Hospital’da “Clinical Fellow” olarak girişimsel radyoloji ve onkoloji alanında ileri eğitim almıştır. 2020 yılında profesör unvanını almış, aynı yıl SBÜ Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Girişimsel Radyoloji Kurucu Hekimi olmuştur. Ayrıca EBIR (European Board of Interventional Radiology) sertifikasına sahiptir.
Prof. Dr. Kılıçkesmez’in 94 uluslararası, 40 ulusal makalesi ve 2500’ün üzerinde atıfı bulunmaktadır. American Journal of Roentgenology (AJR) ve Diagnostic & Interventional Radiology gibi prestijli dergilerde hakemlik yapmaktadır. Klinik ve akademik deneyimiyle inme tedavisi, beyin anevrizması, embolizasyon, tümör ablasyonu ve tiroid/paratiroid hastalıklarının minimal invaziv tedavileri konularında ulusal ve uluslararası alanda referans gösterilen bir isimdir.

Vaka Örnekleri
Santral ven oklüzyonu: Balon tedavisi
Vakalar
Y stent eşlikli kapalı anevrizma tedavisi
Vakalar
Bel fıtığı disk içi radyofrekans tedavisi sonucu
Fıtık Tedavisi
Boyun Fıtığı Tedavisinde Lazer Teknolojisi ve Anjiyografi
Fıtık Tedavisi
Basedow-Graves hastalığı ameliyatsız tedavi sonucu
Tiroid Hastalıkları
TAKE işlemi ile yok edilen karaciğer tümörü
Kanser Tedavisi
Ameliyatsız Paratiroid Adenomu Tedavisi Sonucu
Paratiroid Adenomu
Sol akciğer komşuğuna gizlenmiş paratiroid adenomu
Paratiroid Adenomu
Bağırsak dalak anevrizması embolizasyonu
Embolizasyon
Dev dalak damar anevrizması kaplı stent ile tedavisi
Stent
Böbrek damarı anevrizmasının akım yönlendirici stent ile tedavisi
Stent
Dev Karaciğer Hemanjiom Mikrodalga Ablasyon
Ablasyon
Nefrostomi
Vakalar
Kanamış Beyin Anevrizmasının Koil ile Tedavisi
Embolizasyon
Kanamış Beyin Damar Yumağı (AVM) Embolizasyon Tedavisi
Embolizasyon
Beyin Toplar Damar Stentleme