Kulak çınlaması (tinnitus), iç kulaktaki mikroskobik tüy hücrelerinin hasar görmesi, işitme sinirindeki yapısal yıpranmalar veya baş ve boyun bölgesindeki damarsal kan akışı bozuklukları nedeniyle ortaya çıkar. Sağ kulak çınlamasının en yaygın nedeni, insan anatomisinde sağ taraftaki beyin toplardamar ağının genellikle daha geniş olması ve kan akış yükünü daha fazla taşıması sebebiyle o bölgede oluşan basınç değişiklikleridir. Sol kulak çınlaması ise sıklıkla sol iç kulağa özgü lokal sıvı dengesizlikleri, sinirsel hassasiyetler veya sol tarafa has asimetrik damar daralmalarından kaynaklanır. Dışarıda fiziksel bir ses kaynağı yokken duyulan bu uyarıcı sesler, işitme ve dolaşım sistemindeki hücresel veya mekanik aksaklıkların doğrudan bir yansımasıdır.

Kulak Çınlaması (Tinnitus) Nedir ve Nasıl Ortaya Çıkar?

İşitme süreci, dışarıdan gelen ses dalgalarının kulak zarına çarpmasıyla başlayan, ardından orta kulaktaki minik kemikçiklerin bu titreşimleri iç kulağa iletmesiyle devam eden kusursuz bir mekanizmadır. İç kulakta, salyangoz adı verilen yapının içinde mikroskobik boyutlarda milyonlarca tüy hücresi bulunur. Bu tüy hücreleri, sıvı içindeki dalgalanmaları algılayarak fiziksel hareketi elektriksel sinyallere dönüştürür ve işitme siniri aracılığıyla beynin işitme merkezine gönderir. Eğer bu sistem sorunsuz çalışıyorsa, sadece dış dünyadaki gerçek sesleri duyarız. Ancak yüksek sese maruz kalma, geçirilen enfeksiyonlar, yaşlanma veya damarsal sorunlar nedeniyle bu tüy hücreleri hasar gördüğünde, sistem hata vermeye başlar.

Hasar gören tüy hücreleri, dışarıdan hiçbir ses dalgası gelmese bile beyne sürekli rastgele elektriksel sinyaller göndermeye başlar. Beyin, gelen bu anlamsız sinyalleri yorumlamaya çalışır ve bunu içsel bir ses olarak algılar. Aslında beynin, kopan iletişimi telafi etmek için kendi sesini son ses açmasına benzeyen bu durum kronikleştiğinde kişinin uykusunu, psikolojisini ve odaklanma yeteneğini ciddi şekilde bozar. Sesi sadece ara sıra duymakla sürekli duymak arasındaki fark, beynin bu sese karşı geliştirdiği adaptasyon yeteneğiyle ilgilidir.

Hastaların kulaklarında duyduğunu ifade ettiği başlıca ses türleri şunlardır:

  • Zil
  • Uğultu
  • Rüzgar
  • Islık
  • Nabız
  • Motor
  • Tıklama

Bu seslerin her biri farklı bir anatomik veya nörolojik bozukluğun işareti olabilir. İnce ve tiz bir ıslık sesi genellikle iç kulaktaki sinirsel yıpranmayı gösterirken, kalın bir uğultu veya motor sesi basınç değişikliklerini, nabız atışı gibi duyulan sesler ise damarsal problemleri akla getirir.

Subjektif Kulak Çınlaması ile Objektif Kulak Çınlaması Arasındaki Farklar Nelerdir?

Çınlama şikayetiyle tıbbi bir değerlendirme sürecine girildiğinde ilk ayrım, sesin kaynağının niteliğine göre yapılır. Vakaların çok büyük bir kısmı, yani yaklaşık yüzde doksan beşi subjektif tinnitustur. Subjektif çınlama, sadece ve sadece hastanın kendisi tarafından duyulabilen, dışarıdan hiçbir cihazla veya dinlemeyle saptanamayan hayalet bir sestir. Bu sesin fiziksel bir kaynağı yoktur; sorun tamamen işitme sinirlerinin veya beynin işitme korteksinin hatalı sinyal üretmesinden kaynaklanır.

Subjektif kulak çınlamasını tetikleyen temel faktörler şunlardır:

  • Yaşlanma
  • Gürültü
  • Kulak kiri
  • Bazı ilaçlar
  • Stres
  • Depresyon

Öte yandan çok daha nadir görülen ancak teşhis ve tedavi açısından son derece somut veriler sunan bir diğer grup vardır. Buna objektif tinnitus adı verilir. Objektif çınlamada, hastanın kulak çevresinde veya kafa içinde fiziksel olarak üretilen gerçek bir ses mevcuttur. Başka bir kişi kulağını yaklaştırdığında veya bir hekim hastanın boynuna, kafatasına stetoskop dayadığında bu sesi duyabilir. Objektif çınlamalar genellikle kafatası içindeki kasların istemsiz kasılmalarından, orta kulak yapılarındaki mekanik bir sürtünmeden veya boyun ve beyin damarlarındaki anormal kan akışından kaynaklanır. Gerçek bir fiziksel kaynağı olduğu için, altta yatan nedeni bulup tedavi etmek çoğu zaman mümkündür.

Nabız Sesine Benzeyen Pulsatil Kulak Çınlaması Neden Olur?

Kalp atışınızla birebir aynı ritimde, sanki kulaklarınızın içinde küçük bir davul çalınıyormuş veya dalgalar kıyıya vuruyormuş gibi bir ses duyuyorsanız, buna pulsatil (nabızla uyumlu) kulak çınlaması denir. Bu durum diğer tüm çınlama türlerinden tamamen farklı bir nedene dayanır. Aksi kanıtlanana kadar pulsatil çınlama, baş ve boyun bölgesindeki damar sistemine ait bir sorunun en önemli göstergesi olarak kabul edilir.

Normal şartlar altında, sağlıklı ve duvarları pürüzsüz olan damarların içinde kan akarken hiçbir ses çıkarmaz. Buna tıp dilinde laminar akım denir. Ancak beyni besleyen atardamarlarda veya beynin kirli kanını toplayıp kalbe geri götüren toplardamarlarda (venöz sinüsler) bir daralma, yapısal bir kıvrım, tıkanıklık veya anormal bir genişleme meydana geldiğinde, kanın bu sessiz ve düzenli akışı bozulur. Kan, daralmış bir bölgeden veya keskin bir virajdan geçerken hızlanmak zorunda kalır ve kendi içinde girdaplar oluşturur. Oluşan bu girdaplı kan akışına türbülans adı verilir. Türbülans halindeki kanın damar duvarlarına çarpmasıyla ortaya çıkan titreşimler ve fiziksel ses enerjisi, kafatası kemikleri üzerinden doğrudan işitme organlarına iletilir. Sonuç olarak kanın her pompalanışında kulağınıza vuran o ritmik çalkantı sesini duyarsınız.

Sağ Kulak Çınlaması Neden Daha Sık Karşılaşılan Bir Durumdur?

Kafatasımızın iç anatomisi ve özellikle damar ağımız, sağ ve sol tarafta birebir aynı simetriye sahip değildir. Vücudumuzdaki anatomik gelişim sürecinde, toplumun çok büyük bir çoğunluğunda beynin kirli kanını taşıyan ana toplardamar sistemi sağ tarafta daha geniş ve daha baskın bir yapıya sahip olur. Bu duruma sağ venöz dominantlık adı verilir.

Sağ taraftaki toplardamarların (transvers ve sigmoid sinüsler) daha geniş olması, beyinden dönen kanın asıl yükünün sağ taraftaki damarlar üzerinden taşındığı anlamına gelir. Bütün bu yoğun trafik sağ taraftan aktığı için, bu damarlarda oluşabilecek en ufak bir basınç artışı, kafa içi sıvı dengesindeki küçük bir değişim veya damar duvarındaki milimetrik bir daralma, doğrudan sağ kulakta yankılanacak şiddetli bir türbülansa neden olur. Kan zaten büyük bir hacimle oradan geçmeye çalıştığı için daralmaya karşı verdiği tepki çok daha sesli olur. Aynı şekilde boynun sağ tarafındaki şah damarlarında yaşa veya tansiyona bağlı olarak gelişen yapısal kıvrımlaşmalar da doğrudan sağ kulak çınlaması olarak hissedilir.

Sol Kulak Çınlaması Hangi Özel Durumların Habercisi Olabilir?

Sol kulakta hissedilen çınlamalar, sağ taraftakiler kadar sık görülmese de özellikle sadece tek bir kulakta yoğunlaşıyorsa oldukça dikkatli incelenmesi gereken durumları işaret edebilir. Elbette sağ kulakta olduğu gibi sol kulakta da bir kulak kiri tıkanıklığı, orta kulak iltihabı veya basit bir sıvı birikimi çınlamaya yol açabilir. Ancak sorun devamlıysa ve sadece sol tarafı etkiliyorsa, iç kulağın kendi mimarisini bozan özel hastalıklar düşünülmelidir.

Sol tarafta şüphelenilen ve araştırılması gereken durumlar şunlardır:

  • Meniere
  • Akustik nöroma
  • Venöz daralma
  • Kulak zarı hasarı
  • Otoskleroz

Özellikle iç kulak sıvısının basıncının artmasıyla karakterize olan Meniere hastalığı veya işitme siniri üzerinde yavaşça büyüyen iyi huylu bir kitle olan akustik nöroma, tek taraflı çınlamanın en belirgin sebeplerindendir. Eğer sol kulaktaki çınlama nabızla uyumlu atıyorsa, bu durum o bireyin anatomik olarak nadir görülen sol venöz dominantlığa sahip olduğunu ve sorunun sol beyin toplardamarlarında yaşandığını gösterir. Vücuttaki şiddetli kansızlık veya tiroid hastalıkları gibi tüm sistemi etkileyen durumlar bile bazen sadece dolaşımın en hassas olduğu sol kulakta bir çınlama olarak kendini ilk kez belli edebilir.

İdiyopatik İntrakraniyal Hipertansiyon (Yalancı Tümör) Kulak Çınlaması Yapar Mı?

Modern yaşam tarzıyla birlikte giderek daha sık karşılaşılan İdiyopatik İntrakraniyal Hipertansiyon (İİH), tıp dünyasında hala gizemini koruyan, beyni koruyan ve besleyen beyin omurilik sıvısının basıncının nedensiz yere artması durumudur. Bu durum “yalancı tümör” olarak da bilinir. Çünkü kafa içinde gerçek bir tümör kitlesi olmamasına rağmen, sanki kafaatasının içinde her yeri sıkıştıran devasa bir kitle varmış gibi basınç artışı yaşanır. Hastalık genellikle genç, doğurganlık çağındaki ve kilo problemi olan kadınlarda çok daha sık görülür.

Bu yüksek kafa içi basıncının en büyük mağdurları, beyin yüzeyinde seyreden ve duvarları oldukça yumuşak olan toplardamarlardır (venöz sinüsler). Kafa içi basıncı arttıkça, bu yumuşak duvarlı damarlar dışarıdan gelen ezici güce dayanamaz ve giderek daralmaya başlar. Damar daraldığı için, kan dar boğazdan geçebilmek adına çok yüksek bir hıza ulaşır ve şiddetli bir girdap yaratır. Bu yüzden İİH hastalarının en çok şikayet ettiği iki temel sorun, geçmeyen şiddetli baş ağrıları ve kalp atışıyla senkronize olarak duyulan sürekli pulsatil kulak çınlamasıdır. Eğer bu damar daralması zinciri kırılmazsa, basınç daha da artar ve görme sinirlerini ezerek kalıcı görme kaybına bile yol açabilir.

Damar Kaynaklı Kulak Çınlaması Şüphesinde Hangi Testler İstenir?

Hastanın hikayesinde nabızla uyumlu çınlama tespiti yapıldığında, kulak burun boğaz muayenesinden sonra doğrudan kafatası ve boyun damarlarının haritalandırılması gerekir. Sürece genellikle hastayı yormayan ve hızlı sonuç veren non-invaziv radyolojik yöntemlerle başlanır. Bilgisayarlı Tomografi (BT) ve BT Anjiyografi, BT venografi özellikle kafa tabanındaki kemik yapılar ile damarlar arasındaki ilişkiyi göstermede çok başarılıdır.

Manyetik Rezonans (MR) ve MR Venografi (MRV) ise beynin yumuşak dokusunu ve özellikle beyin toplardamarlarını üç boyutlu olarak incelemek için mükemmel bir araçtır. Bu cihazlar, damarlarda yapısal bir daralma, anormal bir genişleme veya tümör gibi kitlelerin damarlara yaptığı baskıyı dışarıdan net bir şekilde fotoğraflayabilir. Boyun bölgesindeki şah damarları ve juguler damarlardaki kan akış hızını ölçmek için ise Renkli Doppler Ultrasonografi kullanılır. Ancak tüm bu yöntemler statik birer fotoğraf karesi gibidir, damarların içindeki gerçek zamanlı kan akış dinamiğini ve mikroskobik boyutlardaki kaçakları göstermede bazen yetersiz kalabilirler.

Dijital Substraksiyon Anjiyografi (DSA) Kulak Çınlaması Teşhisinde Neden Önemlidir?

Standart görüntüleme yöntemleri damar kaynaklı çınlamanın nedenini net olarak açıklayamadığında veya saptanan bir damar hastalığının kesin tedavisini planlamak gerektiğinde, Dijital Substraksiyon Anjiyografi (DSA) adı verilen, tıbbın bu alandaki altın standart yöntemine başvurulur. DSA, dışarıdan fotoğraf çekmek yerine doğrudan damarların içine girerek tüm dolaşım sisteminin yüksek çözünürlüklü ve saniye saniye akan bir filmini çekmek gibidir.

İşlem genellikle kasık bölgesindeki atardamardan milimetrik bir kılıf yerleştirilerek başlar. İncecik, yumuşak kateterler bu kılıfın içinden damar yolunu takip ederek boyun ve beyin damarlarına kadar ilerletilir. Kateterin ucundan verilen özel bir kontrast madde eşliğinde, kanın hangi hızda aktığı, beynin en ince kılcal damarlarından nasıl geçtiği ve toplardamarlara nasıl geri döndüğü anlık olarak bilgisayar ekranına yansır. İşlemin en hayati kısmı, beyin toplardamarlarında daralma saptanan hastalarda, kateterin daralmanın hem öncesine hem de sonrasına yerleştirilerek damar içindeki kan basıncının dijital olarak ölçülmesidir. Eğer daralan bölgede ciddi bir basınç farkı tespit edilirse, bu durum çınlamanın kesin kaynağının o damar olduğu anlamına gelir ve tedavi stratejisi anında belirlenir.

Venöz Sinüs Stentleme İşlemi Kulak Çınlaması Tedavisinde Nasıl Uygulanır?

DSA ölçümleri sonucunda beyin toplardamarlarındaki daralmanın çınlamaya ve kafa içi basınç artışına neden olduğu kesinleşirse, aynı seans içinde veya planlanacak farklı bir seansta Venöz Sinüs Stentleme işlemi gerçekleştirilir. Bu işlem açık beyin ameliyatlarına gerek kalmadan sadece damar içinden ilerleyerek sorunu çözen mucizevi bir girişimsel radyoloji tekniğidir.

Daralan bölgeye, yine kasıktaki damar yolundan ilerletilen mikrokateterler aracılığıyla kapalı halde bir stent ulaştırılır. Bu stentler, nikel ve titanyum alaşımı olan nitinol adı verilen çok özel bir metalden üretilir. Nitinolün özelliği, vücut sıcaklığına ve damar yapısına uyum sağlayarak kendi kendine genişleyebilmesi ve eski hafızasını korumasıdır. Stent daralmış bölgede serbest bırakıldığında yavaşça açılır, ezilmiş damar duvarlarını nazikçe dışa doğru iterek damarı normal, sağlıklı genişliğine kavuşturur. Damar açıldığı saniyede kanın o bölgeden hızlı ve türbülanslı geçişi sona erer, kan akışı pürüzsüz bir nehir gibi sakinleşir. Çoğu hasta, aylardır veya yıllardır dinmek bilmeyen o nabız sesinin işlem biter bitmez tamamen kesildiğini veya dramatik bir şekilde azaldığını ifade eder.

Dural Arteriyovenöz Fistül (DAVF) Kulak Çınlaması ve Beyin Kanamasına Yol Açar Mı?

Kulak çınlaması bazen sadece bir rahatsızlık değil beyin kanaması gibi hayati bir tehlikenin erken uyarı sireni olabilir. Dural Arteriyovenöz Fistül (DAVF), beyin zarlarını besleyen yüksek basınçlı atardamarlar ile beynin kirli kanını taşıyan düşük basınçlı toplardamarlar arasında oluşan tamamen anormal, kısa devre şeklindeki bir damar yumağıdır.

Sağlıklı bir dolaşımda atardamarlar ile toplardamarlar arasında, basıncı emen çok ince yapılı kılcal damar ağları bulunur. Fistül durumunda ise bu kılcal damar yastığı ortadan kalkmıştır. Kalpten büyük bir güçle pompalanan atardamar kanı, doğrudan ince duvarlı toplardamarların içine fışkırır. İncecik bir hortuma itfaiye basıncıyla su verilmesine benzeyen bu durum o bölgede inanılmaz bir türbülans yaratır. Bu anormal akışın sesi kafatasında yankılanarak hastaya şiddetli, yüksek frekanslı bir çınlama olarak yansır. Daha da tehlikesi, bu yüksek basınca maruz kalan ince duvarlı toplardamarların zamanla şişmesi, genişlemesi ve sonunda yırtılarak ölümcül bir beyin kanamasına yol açmasıdır. Bu yüzden teşhis edildiğinde mutlaka tedavi edilmesi gereken lezyonlardır.

Glomus Tümörleri Kulak Çınlaması Oluşumunu Nasıl Tetikler?

Kulak zarının hemen arkasında, orta kulak boşluğunda veya boyundaki şah damarının etrafında gelişebilen glomus tümörleri (paragangliomalar), iyi huylu olmalarına rağmen oluşturdukları anatomik etkiler nedeniyle ciddi sorunlar yaratan kitlelerdir. Bu tümörlerin en karakteristik özelliği, inanılmaz derecede damardan zengin olmalarıdır. Adeta kendi içlerinde devasa bir kan emici damar yumağı oluştururlar.

Tümör, beslenebilmek için etrafındaki atardamarlardan çılgınca kan çeker. Kan, tümörün içindeki karmaşık, kaotik ve sayısız damar kanalından geçerken çok yüksek bir kan akım sesi üretir. Tümör işitme mekanizmalarının tam kalbinde veya hemen komşuluğunda bulunduğu için, oluşan bu şiddetli kan akım sesi doğrudan nabızla uyumlu bir kulak çınlaması olarak algılanır. Tümör büyüdükçe kulak zarını ve kemikçikleri iterek fiziksel bir iletim tipi işitme kaybına da yol açar. Bu tümörlerin tek kalıcı tedavisi cerrahi olarak o bölgeden çıkarılmalarıdır. Ancak içleri kanla dolu olan bu kitleleri doğrudan ameliyat etmek durdurulamaz kanamalara yol açabileceği için, cerrahiden önce girişimsel radyologlar devreye girer. Tümörü besleyen damarların içine girilip mikroskobik tanecikler enjekte edilerek tümörün kanlanması kesilir. Böylece tümör kurutulur ve cerrah için kansız, güvenli bir ameliyat ortamı sağlanır.

Yaşlılarda ve Çocuklarda Kulak Çınlaması Nedenleri Farklı Mıdır?

kulak çınlaması nedenleri
kulak çınlaması nedenleri

Yaşam döngüsünün farklı evrelerinde kulak çınlamasının altında yatan mekanizmalar tamamen farklıdır. İleri yaştaki bireylerde kulak çınlaması, yılların getirdiği çevresel yıpranmanın, hücresel yaşlanmanın ve sistemik hastalıkların birikimli bir sonucudur. Onlarca yıl boyunca maruz kalınan şehir gürültüsü, iç kulak hücrelerindeki doğal ölüm süreci, tansiyon ve diyabet gibi kılcal damarları bozan hastalıklar yaşlılarda çınlamanın baş aktörleridir. Ayrıca yaşlılık döneminde aynı anda kullanılan birden fazla ilacın kulak üzerinde yarattığı toksik etkiler de çınlamayı şiddetlendirir.

Çocukluk çağında ise durum farklıdır. Bir çocuk kulağının çınladığını söylüyorsa, ilk akla gelen şey genellikle sık geçirilen üst solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı olarak orta kulakta sıvı birikmesi veya kulak zarı sorunlarıdır. Ancak bir çocuk kulağında nabız attığını veya ritmik bir uğultu duyduğunu ifade ediyorsa, bu durum asla basite alınmamalıdır. Çocuklardaki pulsatil çınlamalar, doğuştan gelen damar yumaklarının (arteriyovenöz malformasyonlar) veya beyin toplardamarlarında enfeksiyona bağlı gelişen tehlikeli kan pıhtılaşmalarının (venöz tromboz) ilk ve tek belirtisi olabilir. Bu nedenle vakit kaybetmeden ileri radyolojik görüntülemelere başvurulmalıdır.

Damar İçi Yöntemlerle Yapılan Kulak Çınlaması Tedavileri Güvenli Midir?

Damar kaynaklı kulak çınlamalarının tedavisinde kullanılan girişimsel radyoloji teknikleri, tıp dünyasında minimal invaziv, yani vücut bütünlüğünü en az bozan işlemler sınıfında yer alır. Eskiden beyin damarlarındaki bir problemi çözmek için kafatasının açıldığı büyük ve riskli beyin cerrahisi operasyonları gerekirken, bugün sadece kasık bölgesindeki atardamardan açılan iğne deliği büyüklüğündeki bir yoldan tüm beyin damarlarına ulaşılabilmektedir.

İşlemler sırasında genel anestezi veya derin sedasyon uygulanır, hastalar hiçbir ağrı hissetmez. Kullanılan yüksek teknolojili cihazlar, damarların içini milimetrik hassasiyetle dev ekranlara yansıtır. Stent yerleştirme veya fistül kapatma gibi işlemlerde, malzemelerin yanlış bir damara gitmesini engelleyecek sayısız güvenlik prosedürü uygulanır. Elbette her tıbbi işlemde olduğu gibi bu müdahalelerin de damar içinde pıhtı oluşumu veya kontrast madde alerjisi gibi minör riskleri vardır. Ancak donanımlı ve deneyimli merkezlerde gerçekleştirilen bu tür kapalı damar müdahalelerinde ciddi komplikasyon oranları son derece düşüktür. Hastalar genellikle işlemden bir gün sonra, aylardır veya yıllardır onları uykusuz bırakan o çınlama sesinden tamamen kurtulmuş olarak taburcu edilirler.

Damarsal Olmayan Kulak Çınlaması Şikayetlerinde Hangi Yaşam Tarzı Değişiklikleri Yapılmalıdır?

Yapılan tüm anjiyolar, MR’lar ve testler sonucunda beyin damarlarında herhangi bir daralma, tümör veya fistül saptanmazsa, hastanın çınlamasının iç kulaktaki sinirsel hassasiyetten kaynaklanan subjektif bir çınlama olduğu kabul edilir. Bu tür damarsal olmayan çınlamalarda doğrudan sesi susturacak sihirli bir ameliyat veya hap yoktur. Tedavinin ana amacı, beynin bu sese karşı duyarlılığını azaltmak, sesi arka plana atmayı öğrenmek (habituasyon) ve stres yönetimidir. Hastanın günlük alışkanlıklarını değiştirmesi bu sürecin en kritik parçasıdır.

Tavsiye edilen yaşam tarzı değişiklikleri şunlardır:

  • Tuzsuz diyet
  • Düzenli egzersiz
  • Kafein kısıtlaması
  • Nikotin yasağı
  • Beyaz gürültü kullanımı

Tuz tüketimini azaltmak, vücuttaki su tutulumunu düşürerek iç kulaktaki sıvı basıncını hafifletir. Kahve, çay, asitli içecekler ve sigara gibi sinir sistemini doğrudan uyaran ve kılcal damarları daraltan maddelerin kesilmesi, işitme sinirlerinin gereksiz yere uyarılmasını engeller. Çınlamanın en çok rahatsız ettiği gece saatlerinde, yatak odasında çalıştırılacak küçük bir vantilatörün sesi veya radyodaki iki kanal arasındaki hışırtı sesi, beynin dikkatini kulaktaki çınlamadan uzaklaştırarak uykuya dalmayı inanılmaz ölçüde kolaylaştırır. Ayrıca işitme kaybı eşlik eden durumlarda işitme cihazı kullanmak, dış ortam seslerini yükselterek içsel çınlama sesini tamamen gölgeler.

Kulak Çınlaması Sorunu Yaşayanlar Hangi Bölüme Gitmelidir?

Sürekli devam eden bir kulak çınlaması şikayetiniz varsa, sürecin çok dikkatli ve aşamalı bir şekilde yönetilmesi gerekir. İlk durağınız her zaman bir Kulak Burun Boğaz hastalıkları uzmanı olmalıdır. Kulak kanalınızda biriken sertleşmiş bir kir, kulak zarınızdaki bir delik veya orta kulaktaki bir enfeksiyon çok kısa sürede tedavi edilerek çınlamanız ortadan kaldırılabilir. Detaylı bir işitme testi ile sinirlerinizin durumu da bu aşamada belirlenir.

Eğer KBB uzmanı işitme sisteminizde anatomik bir sorun bulamazsa ve çınlamanız kalbinizin atışıyla uyumlu bir nabız sesi, hışırtı veya motor uğultusu şeklindeyse, sürece mutlaka bir Girişimsel Radyoloji uzmanı dahil olmalıdır. Damar hastalıklarının teşhisinde ve tedavisinde özelleşmiş bu hekimler, sıradan filmlerde gözden kaçabilecek en ufak bir damar daralmasını, kafa içi basınç bozukluklarını veya gizli fistülleri ortaya çıkaracak ileri anjiyografi tekniklerini uygularlar. Çınlama sorunu yaşayan hastaların bilmesi gereken en önemli şey; çaresiz olmadıkları ve “bununla yaşamayı öğrenmelisin” cümlesini duymadan önce, özellikle damarsal nedenlerin mutlaka kapalı anjiyografik yöntemlerle en ince ayrıntısına kadar araştırılması gerektiğidir.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Call Now Button