Omurilik soğanı (medulla oblongata), beyni omuriliğe bağlayan beyin sapının en alt segmenti olup; solunum ritmi, kalp atışı, kan basıncı gibi istemsiz yaşamsal fonksiyonları ve yutkunma, hapşırma, kusma gibi temel refleksleri yöneten hayati bir merkezi sinir sistemi yapısıdır. Vücudumuzun adeta otomatik pilotu olarak çalışan bu küçük doku, bilinçli çabamıza gerek kalmadan iç dengemizi günün her saniyesinde kesintisiz olarak korur. İnsan nöroanatomisindeki bu eşsiz köprü, çevresel sinir sistemi ile beyin arasındaki tüm veri trafiğinin ana geçiş güzergahını oluşturarak, yaşamın devamlılığı için gereken temel nörolojik altyapıyı tek başına ayakta tutar.
Merkezi sinir sistemimizin kilit noktası olan omurilik soğanı anatomik olarak tam nerede yer alır?
Beynimizin yapısını gözümüzde canlandırdığımızda, kafatasının hemen içinde, ense kökümüze doğru uzanan alt bölüm arka beyin olarak bilinir. Arka beyin kendi içinde pons, beyincik ve omurilik soğanı olmak üzere üç temel parçaya ayrılır. Omurilik soğanı, beyin sapı dediğimiz o ince uzun yapının en alt basamağını oluşturur. Konum olarak beynin diğer üst yapıları ile aşağıda belimize kadar uzanan omuriliğin tam birleşme noktasındadır.
Adeta başımız ile gövdemiz arasındaki ana köprüdür. Bu köprü, organlar ile beyin arasında kurulan sadece fiziksel bir bağlantı noktası olmaktan çok daha öte bir anlam taşır. Vücudumuzun her köşesinden gelen dokunma, sıcaklık veya ağrı gibi duyusal mesajlar beynimize ulaşmak için mutlaka bu dar alandan geçer. Aynı şekilde beynimizin kaslarımıza gönderdiği hareket komutları da yine bu köprüyü kullanır. İlginç olan yapısal detay şudur ki beynin üst kısımlarından gelen bu sinir liflerinin çok büyük bir kısmı tam bu bölgede çaprazlanarak karşı tarafa geçer. Beynimizin sağ tarafının vücudumuzun solunu, sol tarafının ise sağını kontrol etmesinin temel fiziksel nedeni, bu yapıdaki sinir çaprazlaşmasıdır. Bu kadar yoğun bir sinir trafiğinin küçücük bir alanda toplanması, burayı vücudun en hassas bölgelerinden biri haline getirir.
Bilincimiz dışında çalışan hayati fonksiyonlarımızı omurilik soğanı nasıl yönetir?
Hayatta kalmamız, bilincimizin anlık kararlarına bırakılamayacak kadar önemli ve kesintisiz süreçlere dayanır. Derin bir uykudayken, bir kitaba odaklanmışken veya baygınlık geçirdiğimizde bile kalbimiz atmaya, akciğerlerimiz hava ile dolup boşalmaya devam eder. Vücudumuzun bu kendi kendine çalışan otomatik pilot sistemi, doğrudan omurilik soğanının kontrolü altındadır. Bu küçücük dokunun içinde, belirli yaşamsal görevler için özel olarak programlanmış hücre grupları bulunur.
Bu hücre grupları, tıpkı gelişmiş bir sensör ağı gibi vücudun anlık durumunu sürekli olarak izler ve analiz eder. Kan basıncında bir düşüş veya yükseliş olduğunda, damarların saniyeler içinde büzüşmesini ya da gevşemesini sağlayarak tansiyonu yeniden dengeler. Kalp atış ritmimizi ayarlamak da bu bölgenin ana sorumluluğundadır. Örneğin merdiven çıkarken veya spor yaparken artan oksijen ihtiyacını karşılamak için kalbin daha hızlı çarpmasını sağlayan komutlar buradan yola çıkar. Aynı zamanda vücudumuzun ana solunum merkezini barındırır. Kandaki oksijen miktarının azaldığını veya karbondioksit miktarının arttığını anında fark edip, göğüs kaslarımıza ve diyaframımıza gönderdiği sinyallerle nefes alışverişimizin hızını ve derinliğini ayarlar. Kısacası bu yapı yaşamın devamlılığını sağlayan ana sigorta panelidir.
Günlük hayatımızdaki istemsiz reflekslerimizde omurilik soğanı nasıl bir rol üstlenir?
Dış dünyadan veya kendi iç işleyişimizden kaynaklanan tehlikelere karşı vücudumuzun geliştirdiği en hızlı savunma yöntemleri reflekslerdir. Yemek yerken yiyeceklerin veya suyun yanlışlıkla soluk borusuna kaçmasını önleyen yutkunma hareketi, hava yolumuza yabancı bir cisim veya toz girdiğinde aniden gelişen şiddetli öksürme veya hapşırma eylemleri, tümüyle omurilik soğanı tarafından oluşturulan savunma kalkanlarıdır. Mideye ulaşan zararlı, bozuk veya zehirli bir maddenin hızla vücuttan dışarı atılmasını sağlayan kusma refleksi de tamamen buradaki sinir ağlarının eseridir.
Vücuttaki refleks mekanizmaları, sinir hücrelerinin birbirleriyle kurduğu iletişimin karmaşıklığına göre farklı türlere ayrılır. Sadece bir duyu siniri ve bir motor sinirin görev yaptığı, çok hızlı gelişen diz kapağı refleksi gibi durumlar en basit refleks sınıfına girer. Fakat sıcak bir cisme dokunduğumuzda sadece elimizi çekmekle kalmayıp, dengemizi korumak için bütün vücudumuzu geriye doğru atmamızı sağlayan durumlar çok daha karmaşıktır. Bu karmaşık reflekslerde araya giren yüzlerce ek sinir hücresi devreye girerek mükemmel bir kas koordinasyonu sağlar. Ayrıca uykuya dalmamızı ve sabahları uyanmamızı sağlayan uyanıklık merkezi de bu yapıyla doğrudan bağlantılıdır.
Arka beyindeki diğer komşu yapılar omurilik soğanı ile nasıl bir uyum içinde çalışır?
Kafatasının arka çukurunda yer alan arka beyin bölgesi, sadece tek bir yapının tekeline bırakılmamıştır. Pons ve beyincik, omurilik soğanı ile omuz omuza çalışan çok önemli komşulardır. Pons, beyin sapının tam orta kısmında bulunur ve yüz kaslarının hareketleri, duyma süreçleri, denge ile uyku evreleri gibi kritik konularda görev alır. Özellikle derin uyku sırasında rüya görürken kaslarımızın hareket etmesini engelleyen koruyucu sistem büyük oranda ponstan yönetilir.
Hemen bunların arka tarafında yer alan beyincik ise hareketlerimizin zarafetinden ve fiziksel dengemizden sorumludur. Ayakta dururken düşmememizi sağlayan kas gerginliğinin ince ayarı beyincik tarafından yapılır. Bir ipliği iğneden geçirirken ellerimizin titrememesini, yürürken bacak kaslarımızın doğru sırayla kasılmasını beyinciğin hesaplama gücüne borçluyuz. Omurilik soğanı, pons ve beyincik arasında hiç durmayan bir bilgi ve kan akışı vardır. Bu yapılardan herhangi birine giden kanın azalması, bu üçlünün koordinasyonunu bozar ve vücutta çok ciddi denge, hareket veya duyu kayıpları yaşanmasına yol açar.
Omurilik soğanı hasar gördüğünde vücudumuzda hangi tehlikeli belirtiler ortaya çıkar?
Bu kadar hayati fonksiyonu sadece birkaç santimetrekarelik bir alanda barındıran bir dokuda meydana gelebilecek en ufak zedelenme bile çok ciddi sağlık sorunlarına zemin hazırlar. Bölgede oluşabilecek yapısal bir bozukluk, doku hasarı veya en sık karşılaşılan şekliyle kan akışının kesilmesi, oldukça gürültülü ve sarsıcı hastalık tabloları yaratır. Dokunun oksijensiz kalması veya fiziksel bir baskı altında ezilmesi, kişinin genel yaşam kalitesini bir anda sıfıra indirir.
Bölgedeki hasarların yarattığı temel sorunlar şunlardır:
- Yutkunma güçlüğü
- Solunum düzensizlikleri
- Duyu kayıpları
- Ses kısıklığı
- Konuşma bozukluğu
- Şiddetli hıçkırık
- İstemsiz göz hareketleri
Omurilik soğanı ve çevresini besleyen vertebrobaziler damar ağı nasıl çalışır?
Beynimizin sürekli olarak yüksek enerjiye, yani kesintisiz bir kan ve oksijen akışına ihtiyacı vardır. Kan damarları bu noktada iki ana rota üzerinden ilerler. Boynun ön tarafından giden kalın şah damarları beynin ön kısımlarına kan taşır. Ancak arka beyin yapılarının gıdası, tıp dilinde vertebrobaziler sistem olarak adlandırılan özel arka dolaşım ağı tarafından sağlanır. Boynumuzun iki yanından, omur kemiklerinin içindeki korunaklı tünellerden geçerek yukarı doğru tırmanan sağ ve sol vertebral arterler bu hayati sistemin başlangıcını oluşturur.
Kafatası tabanından içeriye giren bu iki damar, tam omurilik soğanı hizasına geldiklerinde birbiriyle birleşirler. Bu güçlü birleşme sonucunda daha kalın tek bir damar olan baziler arter ortaya çıkar. Baziler arter, beyin sapının ön yüzeyi boyunca yukarıya doğru uzanarak yoluna devam eder. Bu uzun yolculuk sırasında sağa ve sola doğru çok sayıda küçük, ince kılcal dal vererek omurilik soğanını, ponsu ve beyinciği besler. Vücudumuzdaki hiçbir dokunun oksijensizliğe dayanma kapasitesi sinir sistemi kadar düşük değildir. Bu nedenle arka sistemi oluşturan damarların her zaman tam açık kalması ve kesintisiz bir kan akışı sağlaması yaşamsal bir gerekliliktir.
Omurilik soğanı kan akışı bozulduğunda ve damarlar daraldığında hangi durumlar yaşanır?
Kan damarlarının içi zamanla yaşlanma, yanlış beslenme alışkanlıkları veya çeşitli metabolik hastalıklar nedeniyle kireçlenebilir veya kalın yağ tabakalarıyla kaplanabilir. Arka beyin sistemini besleyen damarlardaki bu sinsi tıkanma ve daralmalar, dokuların yeterince kanlanamadığı tehlikeli bir tabloyu ortaya çıkarır. Damarın içi daraldığında, o damarın taşıdığı kana muhtaç olan beyin dokuları ciddi bir açlık çekmeye başlar ve işlevlerini anlık olarak yitirirler.
Özellikle kişilerin aniden, hiçbir bilinç bulanıklığı yaşamadan dizlerinin bağı çözülmüş gibi birden yere yığıldıkları drop atak durumları en korkutucu anların başında gelir. Bu durum beyin sapına giden kanın sadece birkaç saniyeliğine kesilip geri gelmesinden kaynaklanır. Damar sağlığını içten içe bozan ve yapısını tahrip eden pek çok etken mevcuttur.
Damar tıkanıklıklarına yol açan ana risk faktörleri şunlardır:
- Hipertansiyon
- Şeker hastalığı
- İleri yaş
- Kolesterol yüksekliği
- Obezite
- Sigara kullanımı
Omurilik soğanı damarlarındaki hastalıkların teşhisinde hangi görüntüleme yöntemleri kullanılır?
Bir kişi şiddetli baş dönmesi, aniden gelişen denge kaybı veya açıklanamayan ani düşme atakları ile hastaneye geldiğinde, beyin damarlarının güncel mimarisini görmek için modern teknolojinin tüm imkanlarından yararlanılır. İlk etapta genellikle hastayı yormayan ve radyasyon içermeyen ses dalgası yöntemleri tercih edilerek boyun damarlarındaki kanın akış debisi ölçülür. Ancak kesin ve net bir tanı koymak, damarların içerisindeki milimetrik sorunları tespit edebilmek için ileri görüntüleme tekniklerine ihtiyaç duyulur.
Sık başvurulan görüntüleme araçları şunlardır:
- Boyun ultrasonografisi
- Bilgisayarlı tomografi anjiyografi
- Manyetik rezonans anjiyografi
- Dijital subtraksiyon anjiyografisi
Omurilik soğanı damarlarındaki darlık derecesine göre tedavi planlaması nasıl yapılır?
Gelişmiş radyolojik görüntüler elde edildikten sonra, beyin sapı damarlarındaki daralmanın şiddetine göre oldukça net bir tedavi haritası çıkarılır. Eğer damardaki darlık henüz başlangıç seviyesindeyse ve kan geçişini bozacak ciddi bir yapısal daralma yoksa, yaklaşım tamamen koruyucu tedbirlere dayanır. Hayat tarzı değişiklikleri, tansiyonun ilaçlarla kontrol altına alınması ve belirli aralıklarla yapılan rutin kontroller bu aşamada durumu yönetmek için yeterli olur.
Damardaki darlık orta seviyelere ulaştığında ise dokulara giden kan miktarı sınırda demektir ve durum ciddiyet kazanmaya başlar. Bu noktada devreye güçlü kan sulandırıcılar ve damar içindeki kireçli plağın büyümesini durduracak özel antilipid ilaç tedavileri girer. Ancak daralma artık çok kritik bir seviyeye gelmişse ve damarı tamamen kapatmaya çok yakınsa, sadece dışarıdan ilaç kullanmak yeterli bir güvenlik duvarı oluşturmaz. Dokuların kalıcı olarak zarar görmesini ve büyük bir inme tablosunu önlemek için damar içinden yapılacak mekanik müdahalelerle o tıkanıklığın fiziksel olarak açılması gerekir.
Omurilik soğanı hastalıklarında açık ameliyatsız girişimsel radyoloji nasıl bir çözüm sunar?
Geleneksel ve eski cerrahi yöntemlerle kafatasını açıp, beynin en derin ve hassas yapılarından biri olan beyin sapı çevresine ulaşmak büyük riskler barındıran bir süreçtir. Sağlıklı beyin dokularına dokunma zorunluluğu, uzun süren iyileşme dönemi ve genel anestezinin yarattığı ağır yükler, tıp dünyasını çok daha nazik ve az hasar veren alternatif yollar bulmaya yöneltmiştir. İşte bu yenilikçi noktada girişimsel radyoloji bilim dalı devreye girmektedir. Girişimsel radyoloji, hastalıkları vücudun kendi doğal otoyollarını, yani damar ağının içini kullanarak tedavi etmeyi hedefler.
Hastanın vücudunda dikiş gerektirecek herhangi bir büyük kesi yapılmaz. Genellikle kasık bölgesinden veya el bileğinden geçen atardamarın içine çok ince bir iğne yardımıyla girilir. İçerisinden saç teli kalınlığında esnek mikro tüpler ve rehber teller geçirilerek, doğrudan kalbin ve boynun içerisinden beynin merkezindeki o hastalıklı noktaya ulaşılır. Tamamen içeriden yapılan bu kapalı onarım müdahaleleri sayesinde sağlam beyin dokuları zarar görmez. Hastalar işlem sonrasında yoğun ağrılar çekmez ve çoğu durumda işlemin ertesi günü kendi başlarına yürüyerek günlük hayatlarına devam edebilirler.
Omurilik soğanı bölgesindeki ani felç durumlarında pıhtılar kafatası açılmadan nasıl temizlenir?
Beyin sapını besleyen en büyük ana damarın, kalpten veya boyundan kopup gelen büyük bir kan pıhtısı nedeniyle saniyeler içinde aniden tıkanması, tıpta karşılaşılan en büyük acil durumlardan biridir. Oksijen ve kan akışı durduğu andan itibaren her saniye milyonlarca beyin hücresi oksijensizlikten ölmeye başlar. Hasta anında yutkunma yetisini kaybeder, bedeni ağır bir felç durumuna geçer ve solunum fonksiyonları tamamen çöker. Bu tarz vakalarda kaybedilen her dakika, doğrudan beynin kaybedilmesi anlamına gelir.
Bu çok kritik saatler içinde uygulanan mekanik trombektomi işlemi, tıkalı ana boruyu saniyeler içinde açan ve hayat kurtaran bir teknolojidir. Çok özel olarak üretilmiş ve esnek yapıdaki mikrokateterler ile kasıktan girilerek doğrudan beynin içine, pıhtının olduğu tıkanıklık noktasına kadar güvenli bir şekilde ilerlenir. O bölgeye ulaşıldığında ya pıhtıyı ince bir metal ağ gibi sarıp yakalayarak dışarı çeken aletler kullanılır ya da çok yüksek bir vakum gücü olan özel hortumlarla pıhtı tamamen emilerek vücut dışına atılır. Pıhtı damardan çıkarılıp kan akışı tekrar başladığı an, hastanın felçli uzuvlarını yeniden hareket ettirmeye başladığı son derece mucizevi anlar yaşanır.
Daralan omurilik soğanı damarlarının kalıcı olarak genişletilmesinde stent tedavisi nasıl uygulanır?
Damarda aniden fırlayan bir pıhtı olmasa bile, yıllar boyunca damar duvarında birikmiş olan sert ve kireçli plaklar damarı o kadar çok daraltabilir ki geçen kan miktarı bir iplik kadar incelebilir. Bu durumda bölge dokuları sürekli olarak oksijen açlığı çeker ve tekrarlayan ufak nörolojik krizler başlar. Daralmış olan bu hassas bölgeyi içeriden onarıp kalıcı olarak genişletmek amacıyla balon anjiyoplasti ve stentleme adı verilen işlemler uygulanır.
Girişimsel işlem sırasında dikkat edilmesi gereken ilk ve belki de en önemli kural, darlığı fiziksel olarak genişletirken damar duvarından kopabilecek ufak kireç veya yağ parçalarının beynin daha derin uçlarına kaçmasını önlemektir. Bu hayati güvenliği sağlamak için, işlemden hemen önce darlığın arka tarafına şemsiye şeklinde açılan çok minik bir koruyucu tel filtre yerleştirilir. Alan güvenliği sağlandıktan sonra, daralmış olan o problemli bölgede çok küçük boyutlu bir medikal balon yüksek basınçla şişirilerek damarın duvarı dışa doğru esnetilir. Balon geri indirildikten sonra, damarın kendi elastik yapısıyla tekrar içeri çökmemesi ve genişleyen o alanın bir tünel gibi kalıcı şekilde açık kalması için metal örgü yapısındaki stentler damar içine kalıcı olarak bırakılır.
Omurilik soğanı çevresinde beyin kanamasına yol açabilen baloncuklar damar içinden nasıl kapatılır?
Zaman içinde damar duvarının yapısında oluşan incelme ve aşırı zayıflama nedeniyle dışarıya doğru balonlaşan genişlemelere anevrizma adı verilmektedir. Beyin sapı civarındaki damarlarda oluşan bu anevrizmaların basınca dayanamayıp patlaması, beyin zarları arasında çok şiddetli ve ani bir kanama yaşanmasına sebep olur ki bu durum son derece yüksek bir hayati risk taşır. Gelişmiş kapalı girişimsel yöntemlerle, kafatası hiçbir şekilde açılmadan bu saatli bombalar doğrudan damarın içerisinden güvenli bir şekilde körletilip kapatılabilmektedir.
Bu kapalı tedavide asıl amaç anevrizma kesesinin içine yüksek basınçlı kanın girmesini kalıcı olarak durdurmak ve kesenin içindeki gerilimi tamamen yok ederek patlama riskini hayat boyu ortadan kaldırmaktır. Bu zorlu görevi yerine getirebilmek için damar anatomisine uygun olarak tasarlanmış çok üst düzey tıbbi teknolojiler kullanılır.
Kullanılan başlıca tedavi materyalleri şunlardır:
- Platin sarmallar
- Akım yönlendirici stentler
- Sıvı kapatıcı ajanlar
- Kaplı stentler
Omurilik soğanı civarındaki anormal damar yumakları açık cerrahiye gerek kalmadan nasıl tedavi edilir?
İnsanlarda doğuştan itibaren var olabilen veya yaşamın ileri dönemlerinde yapısal hatalar sonucu gelişen anormal damar yumakları, beynin en hassas bölgelerinde yüksek basınçlı ve son derece tehlikeli bir şebeke oluşturur. Atardamarlar ile toplardamarların, aradaki dengeleyici kılcal damarlar olmadan birbirine doğrudan bağlandığı bu hatalı oluşumlar çok yüksek bir kanama potansiyeli taşır. Ayrıca sürekli büyüyerek beyin sapı gibi kritik dokuların üzerine fiziksel bir baskı da yaparlar. Açık cerrahi yöntemlerle bu yumakları temizlemek, inanılmaz derecede kanamalı ve dokuya zarar verme riski yüksek bir işlemdir.
Girişimsel radyolojik kapalı tekniklerde ise, bu son derece karmaşık damar yumağının doğrudan tam merkezine çok ince esnek borucuklarla ulaşılır. Doğru noktaya ulaşıldıktan sonra, tıp dünyası için özel olarak üretilmiş ve kan ile temas ettiği anda hızla donup sertleşen sıvı yapıştırıcı ajanlar damarın içine zerk edilir. Enjekte edilen bu güçlü sıvı madde, damar yumağının içindeki tüm boşluklara yayılarak doldurur ve saniyeler içinde donarak o tehlikeli alanı adeta cansız bir taşa çevirir. Yumağın içine yönelen kan akışı anında ve tamamen kesildiği için kanama riski sıfırlanır, ayrıca şişkin damarların çevre dokulara yaptığı bası hissi de zamanla tamamen ortadan kalkar.
Omurilik soğanı damarlarına yapılan kapalı işlemlerden sonra hastaları nasıl bir takip süreci bekler?
Gerçekleştirilen tüm bu kapalı ve minimal hasarlı müdahalelerin dokularda büyük bir travma yaratmaması, tedavi olan kişinin iyileşme sürecini tahmin edilenden çok daha ağrısız, rahat ve hızlı hale getirmektedir. Ancak işlemin anjiyografi odasında kusursuz bir şekilde tamamlanması kadar, eve dönüş ve sonrasındaki iyileşme döneminde hastanın göstereceği özen de başarının en önemli parçasıdır. İşlem kasıktan veya bilekten bitirilip aletler çıkarıldıktan sonra, iğnenin girdiği bölgedeki atardamarda sonradan bir kanama veya şişlik oluşmaması için o bölgeye sıkı bir bandaj sarılır veya çok özel medikal damar tıkayıcı aparatlar kullanılarak işlem sonlandırılır.
Vücudun yeni kan akışına alıştığı işlem sonrasındaki o ilk günleri güvenli atlatmak için belirli kurallara harfiyen uymak çok büyük önem taşır. Hastaneden çıkış sürecinin doktor tavsiyelerine uygun yönetilmesi, beyin damarlarına uygulanan o hassas stent veya platin işlemlerinin ömür boyu kalıcı bir başarı sağlaması için tek ve en kesin yoldur.
Hastaların işlem sonrasında dikkat etmesi gereken adımlar şunlardır:
- Bol sıvı tüketimi
- Düzenli istirahat
- İlaçların aksatılmaması
- Düzenli radyolojik kontroller
- Ağır egzersizlerden kaçınma

Prof. Dr. Özgür Kılıçkesmez, minimal invaziv damar içi tedavilere odaklanan, Türkiye’nin önde gelen girişimsel radyoloji ve nöroradyoloji uzmanlarından biridir. Anevrizma ve inme tedavileri, embolizasyon işlemleri, tiroid ve paratiroid hastalıklarının ameliyatsız tedavileri, girişimsel onkoloji ve periferik damar girişimleri başlıca uzmanlık alanları arasındadır. Halen İstanbul Memorial Göztepe Hastanesi Girişimsel Radyoloji ve Nöroradyoloji Bölümü Sorumlusu olarak görev yapmaktadır.
1997 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olan Prof. Dr. Kılıçkesmez, 2012–2013 yıllarında Londra Guy’s & St Thomas’ ve King’s College Hospital’da “Clinical Fellow” olarak girişimsel radyoloji ve onkoloji alanında ileri eğitim almıştır. 2020 yılında profesör unvanını almış, aynı yıl SBÜ Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Girişimsel Radyoloji Kurucu Hekimi olmuştur. Ayrıca EBIR (European Board of Interventional Radiology) sertifikasına sahiptir.
Prof. Dr. Kılıçkesmez’in 94 uluslararası, 40 ulusal makalesi ve 2500’ün üzerinde atıfı bulunmaktadır. American Journal of Roentgenology (AJR) ve Diagnostic & Interventional Radiology gibi prestijli dergilerde hakemlik yapmaktadır. Klinik ve akademik deneyimiyle inme tedavisi, beyin anevrizması, embolizasyon, tümör ablasyonu ve tiroid/paratiroid hastalıklarının minimal invaziv tedavileri konularında ulusal ve uluslararası alanda referans gösterilen bir isimdir.

Vaka Örnekleri
Santral ven oklüzyonu: Balon tedavisi
Vakalar
Y stent eşlikli kapalı anevrizma tedavisi
Vakalar
Bel fıtığı disk içi radyofrekans tedavisi sonucu
Fıtık Tedavisi
Boyun Fıtığı Tedavisinde Lazer Teknolojisi ve Anjiyografi
Fıtık Tedavisi
Basedow-Graves hastalığı ameliyatsız tedavi sonucu
Tiroid Hastalıkları
TAKE işlemi ile yok edilen karaciğer tümörü
Kanser Tedavisi
Ameliyatsız Paratiroid Adenomu Tedavisi Sonucu
Paratiroid Adenomu
Sol akciğer komşuğuna gizlenmiş paratiroid adenomu
Paratiroid Adenomu
Bağırsak dalak anevrizması embolizasyonu
Embolizasyon
Dev dalak damar anevrizması kaplı stent ile tedavisi
Stent
Böbrek damarı anevrizmasının akım yönlendirici stent ile tedavisi
Stent
Dev Karaciğer Hemanjiom Mikrodalga Ablasyon
Ablasyon
Nefrostomi
Vakalar
Kanamış Beyin Anevrizmasının Koil ile Tedavisi
Embolizasyon
Kanamış Beyin Damar Yumağı (AVM) Embolizasyon Tedavisi
Embolizasyon
Beyin Toplar Damar Stentleme