Kalsifik tendinit, omuz eklemini hareket ettiren rotator manşet tendonlarının içine kalsiyum kristallerinin (hidroksiapatit) çökmesiyle oluşan ve şiddetli omuz ağrısına neden olan bir rahatsızlıktır. Halk arasında yanlışlıkla omuz kireçlenmesi olarak bilinse de aslında kemik yapısında değil yumuşak dokuda meydana gelen kimyasal bir birikim sürecidir. Bu patolojik durum tendon içinde oluşan yüksek basınç ve yoğun inflamasyon nedeniyle özellikle geceleri uykudan uyandıran keskin ağrılara ve ciddi hareket kısıtlılığına yol açar. Genellikle 40-60 yaş arası aktif bireylerde görülen bu tablo doğru tanı ve modern girişimsel yöntemlerle kalıcı hasar bırakmadan tedavi edilebilen mekanik bir sorundur.
Kalsifik Tendinit Nedir ve Omuz Kireçlenmesi ile Aynı Şey midir?
Öncelikle en sık yapılan hatayı düzelterek başlayalım. Hastalarımız genellikle ellerindeki röntgen filmiyle gelip “Doktor bey, omzumda kireçlenme varmış” derler. Ancak tıbbi dünyada “kireçlenme” (osteoartrit) ile “kalsifik tendinit” tamamen farklı iki durumdur. Kireçlenme, yıllar içinde eklem kıkırdağının aşınması, eskimesi ve kemiklerin birbirine sürtmesiyle oluşan yaşa bağlı bir süreçtir. Yani bir nevi eklemin paslanmasıdır.
Kalsifik tendinit ise çok daha farklı ve dramatik bir tablodur. Burada kemiklerinizde veya kıkırdağınızda bir sorun yoktur. Sorun, kolunuzu kaldırmanızı sağlayan “Rotator Manşet” dediğimiz kas grubunun tendonlarının, yani kirişlerinin içindedir. Vücudunuz, bilinmeyen bir sebeple bu tendonların içine kalsiyum kristalleri depolamaya başlar. Bunu, ayakkabınızın astarının içine kaçmış sivri bir taş parçası gibi düşünebilirsiniz. Ya da daha doğru bir benzetmeyle; tendonun içinde oluşan, içi diş macunu kıvamında dolu bir sivilce gibi hayal edin. Bu birikinti orada mekanik bir baskı yaratır ve çok şiddetli bir kimyasal yangıya (inflamasyona) sebep olur. İşte sizin hissettiğiniz o dayanılmaz ağrının kaynağı budur. Kireçlenme yıllar içinde yavaş yavaş gelirken, kalsifik tendinit bir sabah sizi aniden, sanki omzunuza bıçak saplanmış gibi uyandırabilir.
Kalsifik Tendinit Neden Oluşur ve Kimler Risk Altındadır?
Tıbbın en dürüst olduğu an, ” nedenini bilmiyoruz” dediği andır. Kalsifik tendinitin kesin sebebi hala tam bir muammadır. “Neden ben?” sorusunun tek bir cevabı yok ama elimizde güçlü ipuçları var. Bu durum bir travma sonucu oluşmaz; yani düşme veya çarpma ile doğrudan ilişkili değildir. Süreç tendonun biyolojik yapısındaki bir bozulmayla başlar.
Tendonlarımızın bazı bölgeleri, kan dolaşımı açısından biraz “fakir” bölgelerdir. Biz buna “kritik zon” diyoruz. Yaş ilerledikçe veya genetik yatkınlıkla bu bölgeye giden oksijen miktarı azalır. Oksijensiz kalan tendon hücreleri strese girer ve garip bir savunma mekanizması geliştirerek kalsiyum üretmeye başlarlar.
Risk faktörlerini incelediğimizde bazı grupların daha ön planda olduğunu görüyoruz. Bu rahatsızlık şaşırtıcı bir şekilde çok yaşlıların değil aktif yaşamın içindeki orta yaş grubunun hastalığıdır.
Risk grubunda olanlar şunlardır:
- 40 ile 60 yaş arasındaki bireyler
- Kadınlar
- Masa başı çalışanlar
- Hareketsiz yaşam tarzına sahip olanlar
- Diyabet hastaları
- Tiroid problemi yaşayanlar
Özellikle şeker hastalığı ve tiroid bezi bozuklukları (hipotiroidi), vücudun metabolik dengesini değiştirerek kalsiyum birikimine zemin hazırlar. Ayrıca genetik faktörlerin de rolü büyüktür; ailenizde benzer şikayetler varsa, sizin de tendonlarınız bu yapıya meyilli olabilir.
Hastalık Hangi Evrelerden Oluşur ve Kalsifik Tendinit Süreci Nasıl İlerler?
Bu hastalık statik değildir, yani omuzdaki kalsiyum oraya konup öylece durmaz. Kalsifik tendinit, bir döngü şeklinde ilerleyen, başı ve sonu olan dinamik bir süreçtir. Hastalarımızın yaşadığı ağrının karakteri de bu evrelere göre değişir. Bazen hafif bir sızı duyarken, bazen acil servise koşacak kadar şiddetli ağrı hissetmenizin sebebi bu evrelerdir.
Hastalık temel olarak şu aşamalardan geçer:
- Kalsiyum Öncesi Dönem:
Tendon dokusunda hücresel düzeyde değişimler başlar. Henüz ortada bir kireçlenme yoktur, sadece zemin hazırlanır. Bu dönem genellikle sessizdir, ağrı hissetmezsiniz.
- Birikim (Formasyon) Dönemi:
Kalsiyum kristalleri tendon içine çökmeye başlar. Bu evrede biriken kalsiyum serttir, tebeşir tozu kıvamındadır. Hasta omuzunda hareketle artan, künt bir ağrı hissedebilir. Kolunu kaldırırken bir “takılma” veya “kıtlama” hissi yaşayabilir. Ancak bu ağrı genellikle baş edilebilir düzeydedir.
- Emilim (Rezorpsiyon) Dönemi:
İşte filmin koptuğu yer burasıdır. Vücut, bir süre sonra bu kalsiyum birikintisini fark eder ve “bu burada olmamalı” diyerek onu yok etmeye karar verir. Bölgeye yoğun bir kan akışı sağlar ve kalsiyumu eritecek enzimler gönderir. Bu süreçte sert olan kalsiyum yumuşar ve diş macunu kıvamına gelir. Kulağa iyileşme gibi geliyor değil mi? Evet, vücut iyileşmeye çalışıyor ama bu süreç inanılmaz derecede ağrılıdır. Kalsiyum erirken ortaya çıkan kimyasal maddeler ve tendon içinde oluşan yüksek basınç, omuzda adeta bir yanardağ patlaması etkisi yaratır. Hastaların “uykudan ağlayarak uyandım” dediği, hayatlarının en şiddetli ağrısını çektikleri dönem, aslında vücudun kalsiyumu temizlemeye çalıştığı bu dönemdir.
- İyileşme (Post-Kalsifik) Dönem:
Kalsiyum temizlendikten sonra tendon kendini tamir eder ve ağrılar zamanla kaybolur.
Hastalar Hangi Kalsifik Tendinit Belirtilerini Hissederler?
Belirtiler kişiden kişiye değişse de bize başvuran hastaların hikayeleri neredeyse hep aynıdır. En belirgin şikayet, tahmin edebileceğiniz gibi ağrıdır. Ama bu sıradan bir yorgunluk ağrısı değildir.
Sık görülen belirtiler şunlardır:
- Aniden başlayan şiddetli omuz ağrısı
- Gece uykudan uyandıran sızı
- Ağrılı tarafın üzerine yatamama
- Kolu yana açarken güçlük
- Saç taramada zorlanma
- Sütyen kopçasını takamama
- Ceket giyerken zorlanma
- Omuzdan kola yayılan ağrı
Özellikle gece ağrısı çok karakteristiktir. Hasta yatağa yattığında omuz içi basınç değişir ve gece boyunca zonklayıcı bir ağrı başlar. Bu durum kronik yorgunluğa ve depresif bir ruh haline yol açabilir. Ayrıca ağrı yüzünden kolu kullanmamaya başlamak, zamanla omuz kapsülünün büzüşmesine ve “donuk omuz” dediğimiz ikincil bir hastalığın gelişmesine neden olabilir ki bu durumu daha da karmaşık hale getirir.
Kalsifik Tendinit Tanısı Nasıl Konulur ve Hangi Yöntemler Kullanılır?
Tanı koymak aslında günümüz teknolojisiyle oldukça kolaydır. İyi bir fizik muayene ve hastanın anlattıkları bizi zaten büyük oranda şüpheye götürür. Ancak kesin tanı ve tedavinin planlanması için görüntülerle tendonun içini görmemiz gerekir.
Tanıda kullanılan yöntemler şunlardır:
- Röntgen
- Ultrasonografi
- MR (Manyetik Rezonans)
Röntgen: İlk basamaktır. Kemik yapıları ve kalsiyum birikintisini gösterir. Kalsiyum röntgende kemik gibi beyaz bir leke olarak net bir şekilde görülür. Bize kalsiyumun yerini söyler ama kıvamı hakkında bilgi vermez.
MRG (Emar): Tendonun genel kalitesini, yırtık olup olmadığını ve ödem durumunu gösterir. Ancak kalsiyumun detaylı yapısını göstermekte bazen yetersiz kalabilir.
Ultrasonografi: Bir Girişimsel Radyolog olarak en değer verdiğim, tanida faydali cihaz budur. Ultrason ile omuza baktığımda sadece kalsiyumu görmekle kalmam, onun sert mi yoksa yumuşak mı olduğunu, tendonun neresinde yerleştiğini, etrafında sıvı olup olmadığını canlı olarak video izler gibi görürüm. Ayrıca tedavi sırasında iğne ile nereye gideceğimi bana gösteren yegane rehber ultrasondur. Röntgen bir fotoğrafsa, ultrason canlı yayındır.
Tedavide İlaç ve Fizik Tedavi Yeterli Olur mu?
Hastalığın doğası gereği, eğer hiçbir şey yapmazsak bile vücut o kalsiyumu aylar veya yıllar içinde temizleyecektir. Ancak sorun şu ki o şiddetli ağrıyla aylarca yaşamak mümkün değildir. Bu yüzden başlangıçta daha basit yöntemler deneriz.
Konservatif tedavi seçenekleri şunlardır:
- Ağrı kesici ilaçlar
- Ödem giderici ilaçlar
- Omuz istirahati
- Buz uygulaması
- Fizik tedavi egzersizleri
Bu yöntemlerin amacı ağrıyı “yönetmek”tir. Kalsiyumu oradan çıkarmazlar, sadece vücudun yarattığı yangıyı baskılamaya çalışırlar. Hastaların bir kısmı bu dönemde rahatlar. Ancak kalsifikasyon büyükse ve “emilim” evresindeki o şiddetli basınç varsa, ilaçlar çoğu zaman yetersiz kalır. Hasta kutu kutu ağrı kesici içmesine rağmen gece uyuyamıyorsa, artık beklemenin bir anlamı yoktur.
ESWT (Şok Dalga Tedavisi) Etkili Bir Yöntem midir?
İlaçların işe yaramadığı durumlarda cerrahi dışı seçeneklerden biri ESWT’dir. Bu işlem böbrek taşlarını kırmak için kullanılan ses dalgası teknolojisinin omuza uyarlanmış halidir. Cilt üzerinden gönderilen şok dalgaları ile tendon içindeki kalsiyumun parçalanması ve vücudun iyileşme mekanizmasının tetiklenmesi amaçlanır.
ESWT’nin bazı özellikleri şunlardır:
- Anestezi gerektirmez
- Cilt bütünlüğü bozulmaz
- Seanslar halinde uygulanır
- İşlem sırasında ağrı olabilir
ESWT kalsiyumu oradan fiziksel olarak çıkarmaz, sadece “dağıtır” ve vücudun emmesini bekler. Başarı oranı değişkenlik gösterir. Bazı hastalarda çok iyi sonuç verirken, bazı sert kalsifikasyonlarda etkisi sınırlı kalabilir. Ayrıca iyileşme süreci haftalar sürebilir.
Girişimsel Radyoloji ve Barbotaj Tedavisi Nedir?
Geldik işin en can alıcı noktasına. Modern tıpta “minimal invaziv” dediğimiz, yani vücuda en az zararı vererek en büyük etkiyi yaratan yöntemlerin başında Ultrason Eşliğinde Barbotaj (Lavaj) gelir. Bu yöntem kalsifik tendinit tedavisinde cerrahiye en güçlü alternatiftir ve benim de kliniğimde birincil tercih ettiğim yöntemdir.
Barbotajı en basit haliyle şöyle anlatabilirim: Omuz tendonunuzun içindeki o ağrılı, basınçlı, diş macunu kıvamındaki maddeyi, özel iğnelerle girip yıkama yaparak dışarı çekiyoruz. Yani sorunu, kaynağında fiziksel olarak temizliyoruz.
Bu yöntemin mantığı şudur: Vücudun aylarca uğraşıp eritmeye çalıştığı kalsiyumu, biz dakikalar içinde dışarı alıyoruz. Kalsiyum boşaldığı anda tendon içindeki o korkunç basınç düşüyor ve ağrı dramatik bir hızla azalıyor. Üstelik bunu neşter kullanmadan, dikiş atmadan yapıyoruz.
Barbotaj İşlemi Adım Adım Nasıl Yapılır?
Hastalarım genellikle “iğne” lafını duyunca biraz gerilirler. Ancak süreci öğrendiklerinde ne kadar konforlu olduğunu anlarlar. Bu işlem ameliyathane şartlarında değil poliklinik odasında, ultrason başında yapılır. Hastaneye yatmanıza gerek yoktur.
İşlem basamakları şunlardır:
- Hasta sırtüstü uzanır
- Omuz bölgesi temizlenir
- İğne girişi uyuşturulur
- Ultrasonla kalsiyum bulunur
- İğne ile kalsiyuma girilir
- Tuzlu su ile yıkama yapılır
- Kalsiyum geri çekilir
- Tedavi edici ilaç verilir
Detaylandırmak gerekirse; önce cildinizi incecik iğnelerle uyuşturuyoruz. Bu sayede işlem sırasında ağrı duymuyorsunuz, sadece dokunma hissi oluyor. Sonra ultrason ekranına bakarak (tıpkı bir video oyununda hedefi bulmak gibi), iğnemizi milimetrik hassasiyetle kalsiyum deposunun tam göbeğine yerleştiriyoruz.
İğne yerleşince içeriye steril tuzlu su verip geri çekmeye başlıyoruz. Bu “bas-çek” hareketi içerideki kalsiyumu çalkalıyor, parçalıyor ve iğneye gelmesini sağlıyor. Şırınganın içine bulanık, beyaz renkli kalsiyumun dolduğunu ekranda ve şırıngada bizzat görüyorsunuz. Bu yıkama işlemini, içeriden temiz sıvı gelene kadar, yani depo boşalana kadar sürdürüyoruz. Son olarak o bölgedeki yangıyı hızla söndürmek ve işlem sonrası konforu sağlamak için tendon kılıfına düşük dozda bir ilaç karışımı enjekte edip işlemi bitiriyoruz. Hepsi bu kadar. Toplamda 15-20 dakika süren, son derece güvenli bir süreç.
Barbotaj Yönteminin Avantajları Nelerdir?
Neden bu yöntemi bu kadar çok öneriyoruz? Çünkü hastaya sağladığı konfor ve iyileşme hızı diğer yöntemlerle kıyaslanamayacak kadar üstündür.
Barbotajın öne çıkan avantajları şunlardır:
- Ameliyatsız bir çözümdür
- Dikiş ve kesi yoktur
- Lokal anestezi ile yapılır
- İşlem süresi çok kısadır
- Hemen eve dönülebilir
- Ağrı hızla azalır
- Yan etkisi çok azdır
- Maliyeti cerrahiye göre düşüktür
En büyük avantajı “hız”dır. ESWT veya ilaç tedavisinde iyileşmeyi beklemek gerekirken, Barbotajda mekanik bir temizlik yapıldığı için rahatlama çok çabuk olur. Hastalarımın çoğu işlemden kalktıktan hemen sonra veya o gece, “aylar sonra ilk defa deliksiz uyudum” diyerek geri dönüş yaparlar. Ayrıca ultrason kılavuzluğunda yapıldığı için, iğnenin yanlış yere gitme ihtimali yok denecek kadar azdır. Biz buna “nokta atışı tedavi” diyoruz.
Kalsifik Tendinit İçin Ne Zaman Ameliyat Gerekir?
Girişimsel yöntemler bu kadar gelişmişken cerrahiye ihtiyaç duyan hasta sayısı oldukça azalmıştır. Ancak yine de bazı durumlarda ameliyat kaçınılmaz olabilir.
Cerrahi düşünülen durumlar şunlardır:
- Barbotaj ile sonuç alınamazsa
- Kalsifikasyon çok sertse
- Tendon yırtığı eşlik ediyorsa
- Ağrı 6 aydan uzun sürdüyse
- Hayat kalitesi çok düştüyse
Eğer kalsiyum birikintisi taş gibi sertleşmişse ve iğne ile parçalanıp çekilemiyorsa, o zaman Artroskopik Cerrahi (Kapalı Ameliyat) gündeme gelir. Cerrahide kamera ile omuza girilir ve kalsifikasyon kazınarak temizlenir. Başarılı bir yöntemdir ancak iyileşme süreci daha uzundur, kol askısı kullanmak gerekir ve fizik tedavi süreci daha zahmetlidir. Bu yüzden cerrahi her zaman “son çare” olarak masada tutulur. Bizim amacımız, sizi o masaya yatırmadan sorunu çözmektir.
Tedavi Sonrası İyileşme Süreci Nasıldır?
Barbotaj işleminden sonra hayatınıza kaldığınız yerden devam edebilirsiniz, ama elbette küçük kurallarımız var. Omuz artık “temizlenmiş” olsa da orada hala bir iyileşme faaliyeti devam etmektedir.
İşlem sonrası öneriler şunlardır:
- İlk 2 gün kolu yormamak
- Ağır kaldırmaktan kaçınmak
- Buz uygulaması yapmak
- Basit ağrı kesiciler kullanmak
- Ani hareketler yapmamak
İlk birkaç gün, anestezinin etkisi geçince hafif bir sızlama olabilir, bu çok normaldir. Genellikle 1 hafta içinde tam bir rahatlama sağlanır. Tendonun kendini tamamen onarması ve eski gücüne kavuşması birkaç haftayı bulabilir. Bu süreçte size vereceğimiz basit ev egzersizlerini yapmanız, omuz sağlığınız için çok önemlidir.

Prof. Dr. Özgür Kılıçkesmez, minimal invaziv damar içi tedavilere odaklanan, Türkiye’nin önde gelen girişimsel radyoloji ve nöroradyoloji uzmanlarından biridir. Anevrizma ve inme tedavileri, embolizasyon işlemleri, tiroid ve paratiroid hastalıklarının ameliyatsız tedavileri, girişimsel onkoloji ve periferik damar girişimleri başlıca uzmanlık alanları arasındadır. Halen İstanbul Memorial Göztepe Hastanesi Girişimsel Radyoloji ve Nöroradyoloji Bölümü Sorumlusu olarak görev yapmaktadır.
1997 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olan Prof. Dr. Kılıçkesmez, 2012–2013 yıllarında Londra Guy’s & St Thomas’ ve King’s College Hospital’da “Clinical Fellow” olarak girişimsel radyoloji ve onkoloji alanında ileri eğitim almıştır. 2020 yılında profesör unvanını almış, aynı yıl SBÜ Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Girişimsel Radyoloji Kurucu Hekimi olmuştur. Ayrıca EBIR (European Board of Interventional Radiology) sertifikasına sahiptir.
Prof. Dr. Kılıçkesmez’in 94 uluslararası, 40 ulusal makalesi ve 2500’ün üzerinde atıfı bulunmaktadır. American Journal of Roentgenology (AJR) ve Diagnostic & Interventional Radiology gibi prestijli dergilerde hakemlik yapmaktadır. Klinik ve akademik deneyimiyle inme tedavisi, beyin anevrizması, embolizasyon, tümör ablasyonu ve tiroid/paratiroid hastalıklarının minimal invaziv tedavileri konularında ulusal ve uluslararası alanda referans gösterilen bir isimdir.

Vaka Örnekleri
Santral ven oklüzyonu: Balon tedavisi
Vakalar
Y stent eşlikli kapalı anevrizma tedavisi
Vakalar
Bel fıtığı disk içi radyofrekans tedavisi sonucu
Fıtık Tedavisi
Boyun Fıtığı Tedavisinde Lazer Teknolojisi ve Anjiyografi
Fıtık Tedavisi
Basedow-Graves hastalığı ameliyatsız tedavi sonucu
Tiroid Hastalıkları
TAKE işlemi ile yok edilen karaciğer tümörü
Kanser Tedavisi
Ameliyatsız Paratiroid Adenomu Tedavisi Sonucu
Paratiroid Adenomu
Sol akciğer komşuğuna gizlenmiş paratiroid adenomu
Paratiroid Adenomu
Bağırsak dalak anevrizması embolizasyonu
Embolizasyon
Dev dalak damar anevrizması kaplı stent ile tedavisi
Stent
Böbrek damarı anevrizmasının akım yönlendirici stent ile tedavisi
Stent
Dev Karaciğer Hemanjiom Mikrodalga Ablasyon
Ablasyon
Nefrostomi
Vakalar
Kanamış Beyin Anevrizmasının Koil ile Tedavisi
Embolizasyon
Kanamış Beyin Damar Yumağı (AVM) Embolizasyon Tedavisi
Embolizasyon
Beyin Toplar Damar Stentleme