Miyomlar, rahmin düz kas tabakasından köken alan ve kadın üreme sisteminde en sık görülen iyi huylu (kanser olmayan) tümörlerdir. Temel olarak hormonal değişimler ve genetik yatkınlık nedeniyle oluşan bu kitleler; aşırı adet kanaması, pelvik ağrı ve mesane baskısı gibi ciddi belirtilerle yaşam kalitesini düşürebilir. Modern tıpta miyom tedavisi artık büyük cerrahi kesiler veya rahim kaybı anlamına gelmemektedir. Girişimsel radyoloji uzmanları tarafından uygulanan miyom embolizasyonu, kitleyi besleyen damarları tıkayarak rahmi koruyan ve genel anestezi gerektirmeyen, tıbbın ulaştığı en konforlu ve etkili tedavi seçeneğidir.
Miyom Nedir ve Rahimde Nasıl Gelişir?
Miyomların ortaya çıkış süreci aslında rahim duvarındaki, yani miyometrium adı verilen kas tabakasındaki tek bir hücrenin anormal davranış sergilemesiyle başlar. Normal şartlar altında vücuttaki hücrelerin büyümesi, bölünmesi ve çoğalması kusursuz bir denge içindedir. Ancak bazı durumlarda, rahim duvarındaki bir düz kas hücresi bu dengeyi kaybederek kendi kendine çoğalmaya ve etrafında sert bir bağ dokusu örmeye başlar. Bir hücrenin bu şekilde kontrolsüzce bölünerek bir kitle haline gelmesi süreci, genellikle yavaş ilerleyen bir durumdur.
Bu kitlelerin yapısı incelendiğinde, normal rahim kasından çok daha sert, yoğun ve sıkı bir dokuya sahip oldukları görülür. Sert yapıları nedeniyle çevrelerindeki yumuşak dokulara doğru genişlerken, rahmin doğal anatomisini ve esnekliğini bozmaya başlarlar. Kimi zaman bir bezelye tanesi kadar küçük kalarak yıllarca fark edilmeyebilirler. Kimi zaman ise bir greyfurt, hatta bir kavun büyüklüğüne kadar ulaşarak rahmin tüm yapısını değiştirebilir, leğen kemiği içindeki diğer organların yaşam alanını daraltabilirler. Boyutlarındaki bu değişkenlik, kitlelerin gelişim hızlarının ve vücuttaki hormonal değişimlere verdikleri yanıtların kişiden kişiye farklılık göstermesinden kaynaklanır.
Miyom Nedenleri Arasında Hangi Faktörler Bulunmaktadır?
Miyomların gelişimini tetikleyen tek bir nedenden bahsetmek mümkün değildir; süreç genetik mirasın, hücresel mekanizmaların ve vücudun hormonal dengesinin birbiriyle girdiği karmaşık bir etkileşimin sonucudur. Temel olarak miyomlar, kadın vücudunun ürettiği östrojen ve progesteron hormonlarından beslenen kitlelerdir. Bu iki hormon, her ay rahmin iç tabakasını olası bir gebeliğe hazırlamak için yoğun bir şekilde salgılanır. Miyom hücrelerinin üzerinde bu hormonları yakalayan algılayıcılar bulunur ve kanda dolaşan östrojen miktarı arttıkça bu kitleler adeta gübrelenmiş bir bitki gibi hızla büyümeye başlar.
Üreme çağındaki kadınlarda hormon seviyelerinin en yüksek seviyede olması, miyomların neden en çok 25 ile 45 yaş aralığında büyüdüğünü açıklar. Kadının menopoza girmesiyle beraber yumurtalıkların faaliyeti yavaşlar ve östrojen seviyeleri dramatik bir şekilde düşer. Besin kaynağı kesilen miyomlar, bu dönemden sonra genellikle küçülme eğilimi gösterir. Hormonların yanı sıra vücuttaki yağ dokusu da dışarıdan bir hormon fabrikası gibi çalışarak ekstra östrojen üretebilir. Bu durum kilo fazlalığının kitlelerin büyümesi için ne kadar uygun bir ortam yarattığını göstermektedir. Ayrıca genetik yatkınlık da bu süreçte çok önemli bir aktördür. Ailedeki kadınlarda bu kitlelerin var olması, hücresel düzeydeki bazı genetik şifrelerin nesilden nesile aktarıldığına işaret eder.
Miyom oluşumunda ve büyümesinde etkili olan başlıca risk faktörleri şunlardır:
- Genetik yatkınlık
- Yüksek östrojen seviyesi
- Yüksek progesteron seviyesi
- Obezite
- İleri yaş
- Düzensiz beslenme alışkanlıkları
- Kırmızı et ağırlıklı diyet
- Alkol tüketimi
Hayatı Zorlaştıran Miyom Belirtileri Nelerdir?
Çoğu durumda miyomlar hiçbir belirti vermeden, rutin bir jinekolojik muayene veya tamamen farklı bir sebeple yapılan ultrason çekimi sırasında tesadüfen fark edilir. Bu sessiz kitleler genellikle küçüktür ve rahmin çalışmasını bozacak kritik bir noktaya yerleşmemiştir. Ancak büyümeye başladıklarında veya rahmin iç zarına doğru baskı yaptıklarında, hastaların hayatını ciddi şekilde zorlaştıran, günlük rutinlerini bozarak yaşam kalitesini düşüren semptomlar dizisi başlar. Bu belirtilerin doğru analiz edilmesi, hangi tedavi yönteminin seçileceği konusunda en büyük rehberdir.
Semptomların en rahatsız edici olanı şüphesiz anormal kanamalardır. Rahim, adet döneminde içerideki dokuyu dışarı atabilmek için düzenli bir ritimle kasılır ve bu kasılmalar kanamayı sınırlandırır. Ancak rahim duvarında sert bir kitlenin bulunması, rahmin tam anlamıyla kasılmasını mekanik olarak engeller. Damarlar açık kalır ve kanama durdurulamaz bir hal alır. Hastalar genellikle kanamalarının günlerce sürdüğünü, normalden çok daha yoğun olduğunu ve pıhtılı kanamalar yaşadıklarını ifade ederler. Sürekli kan kaybetmek, vücudun demir depolarını tüketerek derin bir anemiye, yani kansızlığa yol açar. Bu durum sürekli devam eden bir yorgunluk, sabahları yataktan kalkamama, merdiven çıkarken nefes daralması ve çarpıntı gibi hayatı zorlaştıran tablolara neden olur.
En sık karşılaşılan miyom belirtileri şunlardır:
- Yoğun kanama
- Pıhtılı adet kanaması
- Uzun süren adet dönemleri
- Şiddetli kasık ağrısı
- Kronik pelvik ağrı
- Kansızlık
- Çarpıntı
- Sık idrara çıkma
- İdrar kaçırma
- Kabızlık
- Bağırsak tembelliği
- Karında şişlik hissi
- Bel ağrısı
Miyomların Rahimdeki Konumu Miyom Belirtileri Üzerinde Etkili midir?
Kitlelerin boyutu kadar, rahim içinde nerede konumlandıkları da hastanın yaşayacağı sorunların niteliğini belirler. Rahmin iç tabakası olan endometriuma yerleşen kitleler submüköz miyomlar olarak adlandırılır. Bunlar çok küçük olsalar bile kanama miktarını en çok artıran ve doğurganlığı en fazla olumsuz etkileyen türdür. Çünkü doğrudan embriyonun tutunacağı alanı işgal eder ve zengin damar ağını tahrip ederler.
Rahmin kalın kas duvarının tam içine yerleşen kitlelere ise intramural miyomlar denir. Bu tür, rahim hacmini devasa boyutlara ulaştırarak sanki aylık bir gebelik varmış gibi rahmi büyütür. Büyüyen rahim, leğen kemiği içindeki diğer organlara baskı yapmaya başlar. Rahmin dış yüzeyine doğru gelişen subseröz miyomlar ise genellikle kanama döngüsünü pek etkilemezler. Ancak karın boşluğuna doğru kontrolsüzce büyüyerek idrar torbasının üzerine baskı yapabilirler. Mesaneye yapılan bu sürekli baskı, hastanın idrar kapasitesini düşürür, gece gündüz sürekli tuvalete gitme ihtiyacı hissettirir. Bazen mesaneyi tam boşaltamama veya öksürünce idrar kaçırma gibi sorunlara yol açar. Eğer kitle rahmin arka duvarından bağırsaklara doğru baskı yapıyorsa, bu defa sindirim sistemi etkilenir ve kronik bir kabızlık durumu ortaya çıkar.
Şüpheli Miyom Belirtileri Durumunda Tanı Nasıl Konulur?
Bir hasta yoğun kanama, geçmeyen kasık ağrısı veya karında ele gelen bir şişlik şikayetiyle başvurduğunda teşhis süreci genellikle standart görüntüleme yöntemleriyle başlar. Transvajinal veya karından yapılan ultrasonografi, ses dalgaları yardımıyla rahim yapısını inceler ve kitlelerin varlığını, yaklaşık boyutlarını büyük oranda tespit eder. Pratik, hızlı ve radyasyon içermeyen bir yöntem olduğu için ilk basamakta vazgeçilmezdir.
Ancak sorun karmaşıklaştığında, kitlelerin sayısı arttığında veya rahmi koruyacak modern bir tedavi planlaması yapılacağı zaman ultrasonografinin sunduğu sınırlı görüntü yetersiz kalır. İşte bu noktada pelvik Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) devreye girer. MR çekimi, kitlelerin rahim içindeki milimetrik haritasını çıkaran, çevre dokularla olan sınırlarını kesin olarak belirleyen altın standart bir teşhis aracıdır. Özellikle damardan kontrast madde verilerek yapılan çekimler, bu kitlelerin ne kadar kanlandığını gözler önüne serer. Kitlelerin aktif olarak damar ağından beslenip beslenmediğini bilmek, ameliyatsız tedavi yöntemlerinin başarısını öngörebilmek için hayati bir önem taşır.
Geçmişten Günümüze Cerrahi Miyom Tedavisi Nasıl Yapılmaktadır?
Uzun yıllar boyunca tıp dünyası, miyomlarla başa çıkmak için genellikle cerrahi yöntemleri tek çözüm olarak sunmuştur. Bu cerrahi yöntemlerin en başında rahmin kitlelerle birlikte tamamen vücut dışına çıkarıldığı histerektomi ameliyatı gelir. Histerektomi, hastalığı kökünden kazıyan kesin bir çözüm olsa da organ kaybıyla sonuçlanan son derece radikal bir müdahaledir. Rahmin alınması, sadece üreme yeteneğinin kaybedilmesi anlamına gelmez; aynı zamanda pelvik taban anatomisinin bozulmasına, hormonal dengenin değişmesine ve hastada psikolojik olarak derin yaralar açılmasına neden olabilir.
Rahmi koruyarak sadece kitlelerin çıkarılmasını hedefleyen miyomektomi ameliyatı ise diğer bir cerrahi seçenektir. Ancak rahmin kanlanması çok yüksek bir organ olması nedeniyle, kas dokusu içinden kitlelerin oyularak çıkarılması sırasında çok ciddi kanamalar yaşanabilir. Ayrıca rahim duvarında açılan kesiler ve atılan dikişler, iyileşme sürecinde karın içinde yapışıklıklara yol açarak ileride kısırlık veya geçmeyen pelvik ağrılar gibi yeni sorunlar yaratabilir. En önemlisi, cerrahi sırasında gözle görülemeyen mikroskobik miyom odakları rahimde kalmaya devam eder. Bu da yıllar içinde hastalığın tekrar nüksetmesine ve hastanın yeniden ameliyat masasına yatmasına zemin hazırlar.
Rahmi Koruyan Miyom Tedavisi Olan Miyom Embolizasyonu Nedir?
Cerrahi yöntemlerin getirdiği fiziksel ve psikolojik yüklerin farkında olan modern tıp, odağını organ feda etmekten ziyade sorunu kaynağında kurutmaya çevirmiştir. Bu anlayışın en başarılı ürünü, girişimsel radyoloji alanında uygulanan uterin arter embolizasyonu, genel bilinen adıyla miyom embolizasyonudur. Temel mantığı son derece zarif ve akılcı bir mekanizmaya dayanır: Kitleyi ameliyatla kesip çıkarmak yerine, kitleyi besleyen kan damarlarını tıkayarak onu aç bırakmak.
Rahmi büyük bir ev, miyomları ise bu evin içine sonradan yapılmış, evi daraltan ve zarar veren fazla odalar olarak düşünebiliriz. Cerrahi yöntem duvarları kırıp dökerek bu odaları yıkmayı ya da evi tamamen yıkmayı hedeflerken; embolizasyon tedavisi sadece bu fazla odalara giden su tesisatını kapatmayı amaçlar. Beslenemeyen kitleler zamanla canlılığını kaybeder, büzüşerek küçülür ve vücut tarafından etkisiz hale getirilir. Tüm bu süreç boyunca ev, yani rahim, tamamen korunmuş ve bütünlüğünü korumuş olur. Hastanın genel anestezi altında derin bir uykuya daldırılmadığı, vücudunda büyük kesiklerin ve sonrasında atılan dikişlerin bulunmadığı bu yöntem miyom yönetiminde bir dönüm noktasıdır.
Miyom Embolizasyonu ile Ameliyatsız Miyom Tedavisi Adım Adım Nasıl Uygulanır?
Miyom embolizasyonu, son derece gelişmiş röntgen cihazlarının bulunduğu, steril anjiyografi ünitelerinde gerçekleştirilen hassas bir işlemdir. Hastanın işlem sırasında ağrı hissetmemesi ve rahatlaması için kolundan sakinleştirici ilaçlar verilir. Daha sonra, tıpkı kalp anjiyosunda olduğu gibi, genellikle sağ kasık atardamarı veya el bileği atardamarı bölgesi lokal anestezi ile uyuşturulur. Uyuşan bu bölgeden içeriye, kalınlığı sadece bir kalem ucu kadar olan çok ince bir iğne ile giriş yapılır.
Bu noktadan sonra girişimsel radyoloji uzmanı, kateter adı verilen incecik, esnek ve yönlendirilebilir plastik tüpleri damar sistemi içinden geçirerek rahme doğru ilerletir. Ciltte bir kesi olmadığı için içerideki hareketler anjiyo cihazının ekranından canlı olarak takip edilir. Ana rahim damarlarına ulaşıldığında, kateterin içinden saç teli inceliğinde çok daha özel mikrokateterler yollanarak doğrudan miyomları besleyen kılcal damarların içine girilir. Hedef damara yerleşildiğinde, özel olarak üretilmiş ve insan vücuduyla tamamen uyumlu kum tanesi küçüklüğündeki tıkayıcı parçacıklar damarın içine zerk edilir.
Bu küçük parçacıklar kan akışıyla ilerleyerek kitlelerin içindeki damar yatağına saplanır ve kan akışını bir baraj gibi kalıcı olarak keser. Normal rahim dokusu zengin bir yedek damar ağına sahip olduğu için bu kesintiden etkilenmez, ancak bütün enerjisini sürekli pompalanan kandan alan kitleler anında oksijensiz kalarak ölmeye başlar. Yaklaşık 45 dakika ile 1 saat arasında süren bu titiz işlem tamamlandığında, iğnenin girdiği yere ufak bir baskı yapılarak minik bir bant yapıştırılır.
Girişimsel Radyoloji Tarafından Yapılan Bu Miyom Tedavisi Hangi Avantajları Sunar?
Bu ameliyatsız tedavi konsepti, klasik cerrahi yaklaşımların tüm zorluklarını ve risklerini ortadan kaldırarak hastaya büyük bir konfor alanı yaratır. Özellikle ameliyat olmaktan çekinen, genel anestezinin risklerini almak istemeyen veya günlük yaşam koşturmacasından uzun süre uzak kalamayacak kadınlar için ideal bir seçenektir. Kesi ve açık yara olmaması, enfeksiyon riskini neredeyse sıfıra indirir. Kan nakli gerektirebilecek kanamaların yaşanmaması ve rahmin zedelenmeden yerinde bırakılması da diğer büyük artılarıdır.
Bu modern miyom tedavisi yaklaşımının sağladığı temel avantajlar şunlardır:
- Rahmin tamamen korunması
- Genel anestezi gerektirmemesi
- Kesi olmaması
- Dikiş atılmaması
- Kan kaybı yaşanmaması
- Enfeksiyon riskinin düşük olması
- Kısa yatış süresi
- Hızlı toparlanma
- Gündelik hayata çabuk dönüş
- Nüks riskinin çok düşük olması
- Karın içi yapışıklık olmaması
- Kozmetik deformasyon yaratmaması
- Aynı anda tüm odakların tedavi edilebilmesi
Ameliyatsız Miyom Tedavisi Sonrası Hastaları Neler Bekliyor?
İşlem sonrasında hastaların zihnindeki en büyük soru genellikle yaşanacak ağrının boyutudur. Damarları tıkanan kitleler canlılığını kaybetmeye başladığında, dokunun oksijensiz kalmasına bağlı olarak vücut biyolojik bir tepki verir. Bu durum işlem sonrasında kasık bölgesinde kramp tarzında, bazen şiddetli olabilen ağrılara, hafif bir ateşe ve bulantı hissine neden olabilir. Ancak bu ağrı, bir cerrahi kesiden kaynaklanan yara acısı değil kitlelerin parçalandığının ve tedavinin çalıştığının kesin bir göstergesidir.
Hastanede geçirilen o ilk gece boyunca, damar yolundan verilen güçlü ağrı kesiciler ve gelişmiş analjezi pompaları sayesinde bu süreç büyük ölçüde kontrol altında tutulur. Çoğu hasta ertesi sabah yürüyerek taburcu edilir. Evdeki ilk birkaç gün ağızdan alınan standart ağrı kesicilerle istirahat edildikten sonra, genellikle bir hafta içinde işe ve normal sosyal hayata dönülür. Kanamalar ilk aydan itibaren dramatik bir şekilde normal seyrine döner. Bası ve ağrı şikayetleri ise kitleler büzüştükçe zaman içinde azalarak kaybolur. Yapılan kontrollerde, kitlelerin aylar içinde nasıl kendi kendine kuruyup küçüldüğü net bir şekilde izlenir.
Ameliyatsız Miyom Tedavisi İçin Neden Bir Girişimsel Radyoloğa Danışmalısınız?
Eğer doktorunuz size rahimde kitleler olduğunu söylediyse ve yaşadığınız kanamalar, geçmek bilmeyen ağrılar hayatınızı çekilmez bir hale getirdiyse, seçeneklerinizi değerlendirmeden önce büyük bir ameliyat masasına yatmak zorunda değilsiniz. Her bireyin vücut yapısı, hastalık seyri ve tedavi beklentisi birbirinden farklıdır. Sadece üreme yeteneğinizi değil kadınlık bütünlüğünüzün bir parçası olan organınızı feda etmek, günümüz teknolojisinde ilk seçenek olmaktan çıkmıştır.
Girişimsel radyoloji, modern tıbbın navigasyonu gibi çalışarak size en az hasarla en büyük faydayı sağlamayı amaçlar. Çektirilecek yüksek kaliteli bir emar görüntüsü üzerinden yapılacak değerlendirme sonucunda, rahminizi kaybetmeden, vücudunuzda kesikler açılmadan ve ağır anestezi ilaçları almadan eski sağlığınıza kavuşmanızın mümkün olup olmadığı net olarak belirlenebilir.

Prof. Dr. Özgür Kılıçkesmez, minimal invaziv damar içi tedavilere odaklanan, Türkiye’nin önde gelen girişimsel radyoloji ve nöroradyoloji uzmanlarından biridir. Anevrizma ve inme tedavileri, embolizasyon işlemleri, tiroid ve paratiroid hastalıklarının ameliyatsız tedavileri, girişimsel onkoloji ve periferik damar girişimleri başlıca uzmanlık alanları arasındadır. Halen İstanbul Memorial Göztepe Hastanesi Girişimsel Radyoloji ve Nöroradyoloji Bölümü Sorumlusu olarak görev yapmaktadır.
1997 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olan Prof. Dr. Kılıçkesmez, 2012–2013 yıllarında Londra Guy’s & St Thomas’ ve King’s College Hospital’da “Clinical Fellow” olarak girişimsel radyoloji ve onkoloji alanında ileri eğitim almıştır. 2020 yılında profesör unvanını almış, aynı yıl SBÜ Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Girişimsel Radyoloji Kurucu Hekimi olmuştur. Ayrıca EBIR (European Board of Interventional Radiology) sertifikasına sahiptir.
Prof. Dr. Kılıçkesmez’in 94 uluslararası, 40 ulusal makalesi ve 2500’ün üzerinde atıfı bulunmaktadır. American Journal of Roentgenology (AJR) ve Diagnostic & Interventional Radiology gibi prestijli dergilerde hakemlik yapmaktadır. Klinik ve akademik deneyimiyle inme tedavisi, beyin anevrizması, embolizasyon, tümör ablasyonu ve tiroid/paratiroid hastalıklarının minimal invaziv tedavileri konularında ulusal ve uluslararası alanda referans gösterilen bir isimdir.

Vaka Örnekleri
Santral ven oklüzyonu: Balon tedavisi
Vakalar
Y stent eşlikli kapalı anevrizma tedavisi
Vakalar
Bel fıtığı disk içi radyofrekans tedavisi sonucu
Fıtık Tedavisi
Boyun Fıtığı Tedavisinde Lazer Teknolojisi ve Anjiyografi
Fıtık Tedavisi
Basedow-Graves hastalığı ameliyatsız tedavi sonucu
Tiroid Hastalıkları
TAKE işlemi ile yok edilen karaciğer tümörü
Kanser Tedavisi
Ameliyatsız Paratiroid Adenomu Tedavisi Sonucu
Paratiroid Adenomu
Sol akciğer komşuğuna gizlenmiş paratiroid adenomu
Paratiroid Adenomu
Bağırsak dalak anevrizması embolizasyonu
Embolizasyon
Dev dalak damar anevrizması kaplı stent ile tedavisi
Stent
Böbrek damarı anevrizmasının akım yönlendirici stent ile tedavisi
Stent
Dev Karaciğer Hemanjiom Mikrodalga Ablasyon
Ablasyon
Nefrostomi
Vakalar
Kanamış Beyin Anevrizmasının Koil ile Tedavisi
Embolizasyon
Kanamış Beyin Damar Yumağı (AVM) Embolizasyon Tedavisi
Embolizasyon
Beyin Toplar Damar Stentleme