Benign lezyon, vücutta oluşan ve genellikle kanser riski taşımayan, iyi huylu doku değişikliklerini ifade eder. Bu tür lezyonlar sınırlı büyüme gösterir, çevre dokulara yayılmaz ve metastaz yapmaz. Çoğu zaman takip yeterlidir, bazı durumlarda cerrahi gerekebilir.

Benign lezyonlar ciltte, organlarda veya iç dokularda gelişebilir. Derideki benler, fibroidler, lipomlar veya kistler bu gruba girer. Bu lezyonlar genellikle yavaş büyür, şekil ve renk değişimi nadirdir, ancak büyüklüklerine göre semptom verebilirler.

Benign lezyon belirtileri, lezyonun türüne ve yerleşim yerine bağlı olarak değişir. Ciltte görülenler genellikle ağrısız, yuvarlak ve düzgün sınırlıdır. İç organlardaki lezyonlar ise bulunduğu bölgeye baskı yaparak ağrı, şişlik ya da fonksiyon bozukluğuna yol açabilir.

Tanı sürecinde fiziki muayene, ultrason, MR ve gerekirse biyopsi ile lezyonun yapısı değerlendirilir. İyi huylu lezyonların büyük kısmı tedavi gerektirmezken, bazıları kozmetik veya fonksiyonel nedenlerle çıkarılabilir. Düzenli takip, olası değişimlerin izlenmesi açısından önemlidir.

Benign Lezyon Ne Anlama Geliyor?

Hastalarım polikliniğe ellerinde bir ultrason veya MR raporuyla geldiklerinde, yüzlerindeki endişeyi hemen fark ederim. Raporda “lezyon”, “nodül” veya “kitle” kelimelerini gördüklerinde akıllarına gelen ilk soru doğaldır ki “Acaba kanser mi?” olur. Benign lezyon tanısı, işte bu noktada derin bir nefes aldıran, o ağır yükü omuzlardan kaldıran rahatlatıcı bir haberdir. Tıbbi açıdan baktığımızda, benign lezyonlar genellikle normal doku hücrelerine çok benzer özellikler gösterirler ve bir nevi vücudun kendi dokusunun taklidi gibidirler.

Bu yapıları bir portakal gibi düşünebilirsiniz. Nasıl ki portakalın bir kabuğu vardır ve içi bu kabuğun sınırları içinde kalırsa, benign lezyonlar da genellikle bir kapsül veya zar ile çevrilidir. Sınırları bellidir, nettir. Kötü huylu tümörler gibi bir ağacın kökleri misali etrafa yayılmazlar, komşu dokuların içine girip onları parçalamazlar. Oldukları yerde büyürler.

Bu lezyonların büyüme hızları, kötü huylu tümörlere kıyasla çok daha yavaştır. Hatta bazıları yıllarca aynı boyutta kalabilir, hiç değişmeden sizinle bir ömür geçirebilir. Vücudun hemen her yerinde; cildinizde, karaciğerinizde, böbreğinizde, kemiklerinizde veya tiroid bezinizde ortaya çıkabilirler. Her ne kadar “kanser değil” desek de bu lezyonlar cansız taşlar değildir. Hormonal değişimlerden, travmalardan veya vücuttaki inflamasyon süreçlerinden etkilenerek büyüyebilirler. Özellikle hamilelik gibi hormonların tavan yaptığı dönemlerde bazı benign lezyonların hızla büyüdüğüne şahit oluruz. Bu nedenle benign bir lezyona sahip olduğunuzu bilmek, onu yok saymak değil doğru stratejiyle yönetmek anlamına gelir.

Benign Lezyon Vücutta Hangi Belirtileri Verir?

Bir lezyonun kanser olmaması, vücudunuzda hiçbir sorun yaratmayacağı anlamına gelmez. Klinik pratiğimde benign lezyonların tedavisini gerektiren ana faktör genellikle “kitle etkisi” dediğimiz durumdur. Vücudumuzda her organın kendine ait bir yeri, bir odası ve sınırlı bir hacmi vardır. İyi huylu da olsa büyüyen bir kitle, bu sınırlı alanda komşusundaki organı sıkıştırabilir, hayati damarlara bası yapabilir veya hassas sinirleri ezebilir.

Benign lezyonların en sık görülen genel belirtileri şunlardır:

  • Ağrı
  • Şişlik
  • Bası hissi
  • Hareket kısıtlılığı
  • Fonksiyon kaybı
  • Kanamalar
  • Estetik bozukluklar
  • Yorgunluk

Örneğin karaciğerinizde büyüyen bir hemanjiom yani damar yumağı, karın zarını gererek sağ tarafınızda sürekli bir dolgunluk hissine veya künt bir ağrıya neden olabilir. Rahimdeki bir miyom, idrar torbasına baskı yaparak sizi sürekli tuvalete gitmek zorunda bırakabilir veya bağırsaklara arkadan baskı yaparak kronik kabızlığa yol açabilir. Tiroid bezindeki büyük bir nodül, boynunuzda dışarıdan görülen bir şişlik yaratarak sosyal yaşamınızı etkileyebilir veya nefes borusunu iterek nefes darlığı yapabilir. Ayrıca bazı benign tümörler, örneğin karaciğer adenomları, kendiliğinden kanama riski taşıdıkları için hayati tehlike bile oluşturabilirler.

Karaciğerde Görülen Benign Lezyon Çeşitleri ve Belirtileri Nelerdir?

Karaciğer, vücudun fabrikasıdır ve benign lezyonların da sıkça görüldüğü bir organdır. Buradaki lezyonlar genellikle sessizce büyürler ve çoğu zaman başka bir sebeple yapılan ultrason veya tomografide tesadüfen saptanırlar. Ancak belli bir boyuta ulaştıklarında sessizliklerini bozarlar.

Karaciğerde en sık karşılaştığımız benign lezyon hemanjiomlardır. Bunlar aslında birer damar yumağıdır. Küçük olduklarında hiçbir sorun yaratmazlar ve sadece takip ederiz. Ancak 5 cm ve üzerine çıktıklarında, ki bunlara dev hemanjiom diyoruz, karın içinde yer kaplamaya başlarlar.

Dev hemanjiomların yarattığı şikayetler şunlardır:

  • Karın ağrısı
  • Erken doyma
  • Bulantı
  • Şişkinlik
  • Nefes darlığı

Bir diğer benign lezyon grubu ise adenomlar ve Fokal Nodüler Hiperplazi (FNH) dediğimiz kitlelerdir. Adenomlar özellikle uzun süre doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda görülebilir ve diğer benign lezyonlardan farklı olarak kanama riski taşırlar. Bu yüzden adenom saptadığımızda daha tetikte oluruz. FNH ise genellikle zararsızdır ancak çok büyürse mideye bası yaparak yemek yemenizi zorlaştırabilir.

Memedeki Benign Lezyon Kanser Riski Taşır mı?

Meme dokusu, hormonal değişimlere en duyarlı bölgelerden biridir ve kadınların hayatı boyunca en çok endişe duyduğu organların başında gelir. Eline bir kitle gelen her kadın haklı olarak büyük bir korku yaşar. Ancak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki memede ele gelen her kitle kanser değildir.

Özellikle genç kadınlarda, yani 20 ile 40 yaş arasında en sık gördüğümüz benign lezyon fibroadenomlardır. Bunlar muayenede elin altından kayan, sınırları düzgün, lastik top kıvamında ve genellikle ağrısız kitlelerdir. “Meme faresi” olarak da adlandırılırlar çünkü çok hareketlidirler. Fibroadenomlar genellikle kansere dönüşmezler ancak boyutları artabilir. Özellikle hamilelik veya emzirme dönemlerinde hormonların etkisiyle hızla büyüyerek memede asimetriye ve şekil bozukluğuna yol açabilirler.

Bir diğer sık görülen durum ise meme kistleridir. İçi sıvı dolu baloncuklar olan kistler, adet döngüsüne bağlı olarak gerginlik ve ağrı yapabilirler.

Memedeki benign lezyonların takibinde dikkat ettiğimiz hususlar şunlardır:

  • Boyut artışı
  • Şekil değişikliği
  • Ağrı durumu
  • Sertlik derecesi

Tiroid Nodülü Bir Benign Lezyon mudur?

Tiroid nodülleri toplumumuzda o kadar yaygındır ki sokaktaki her iki veya üç kişiden birine ultrason yapsak muhtemelen bir nodül buluruz. Bu nodüllerin çok büyük bir kısmı benign karakterlidir. Tiroid bezi boynun önünde, adeta bir kelebek gibi duran ve metabolizmamızı yöneten çok önemli bir organdır. Buradaki nodüller büyüdüğünde hem kozmetik hem de fonksiyonel sorunlar yaratırlar.

Nodül büyüdükçe sadece dışarıdan görülen bir şişlik yaratmakla kalmaz, aynı zamanda komşuluğundaki hayati yapılara da baskı yapar. Hemen arkasında yemek borusu, yanında nefes borusu ve ses tellerine giden sinirler vardır:

Büyük tiroid nodüllerinin yol açtığı belirtiler şunlardır:

  • Yutkunma güçlüğü
  • Takılma hissi
  • Ses kısıklığı
  • Nefes darlığı
  • Öksürük
  • Boyun ağrısı

Eğer nodül “sıcak nodül” veya “toksik adenom” dediğimiz türdense, durum biraz daha farklıdır. Bu nodüller, beyinden gelen komutları dinlemez ve kendi kafasına göre aşırı tiroid hormonu üretir. Bu durumda hastada hipertiroidi dediğimiz zehirli guatr tablosu gelişir.

Bu hastalarda görülen ek belirtiler şunlardır:

  • Çarpıntı
  • Ellerde titreme
  • Aşırı terleme
  • Kilo kaybı
  • Sinirlilik
  • Uykusuzluk

Rahim ve Prostattaki Benign Lezyon Sorunları Nelerdir?

Kadınlarda ve erkeklerde üreme sistemleri de benign lezyonların sıkça görüldüğü yerlerdir ve bu lezyonlar yaşam kalitesini ciddi oranda düşürebilir.

Kadınlarda uterin miyomlar, rahmin kas tabakasından kaynaklanan iyi huylu tümörlerdir. Doğurganlık çağındaki kadınların neredeyse yarısında görülürler. Çoğu kadın miyomu olduğunu bilmez bile ancak miyomun yeri ve boyutu her şeyi değiştirir. Eğer miyom rahmin iç tabakasına yakınsa veya çok büyükse hayatı kabusa çevirebilir.

Miyomların neden olduğu başlıca şikayetler şunlardır:

  • Aşırı kanama
  • Uzun adet dönemleri
  • Kansızlık
  • Pelvik ağrı
  • Sık idrara çıkma
  • Kabızlık
  • Bel ağrısı
  • İlişki sırasında ağrı
  • Kısırlık

Erkeklerde ise yaşla birlikte gelen Benign Prostat Hiperplazisi (BPH), yani iyi huylu prostat büyümesi en sık görülen sorundur. Prostat bezi, idrar torbasının hemen çıkışında, idrar kanalını bir yüzük gibi saran bir organdır. Bu organ büyüdüğünde idrar kanalını sıkıştırır ve idrarın rahatça dışarı atılmasını engeller.

BPH hastalarında görülen belirtiler şunlardır:

  • Zayıf akım
  • Kesik kesik işeme
  • Başlamada zorluk
  • Gece sık kalkma
  • Tam boşalamama hissi
  • Ani sıkışma
  • Damlatma

Benign Lezyon Tanısı İçin Biyopsi Şart mıdır?

Görüntüleme teknolojileri günümüzde inanılmaz bir noktaya geldi. Yüksek çözünürlüklü ultrasonlar, çok kesitli tomografiler ve multiparametrik MR cihazları bize lezyonun iç yapısı, kanlanması ve sertliği hakkında detaylı bilgiler veriyor. Ancak lezyonun adını %100 doğrulukla koymak ve “evet, bu kesinlikle iyi huylu” diyebilmek için bazen doku tanısı yani biyopsi gerekebilir. Biyopsi, tanının “altın standardı”dır.

Hastalarım genellikle “biyopsi” kelimesini duyduklarında ürkerler. Halk arasında yaygın olan “bıçak değerse yayılır” veya “kurcalanırsa kötüleşir” gibi yanlış inanışlar ne yazık ki hala mevcut. Oysa modern tıpta ve özellikle girişimsel radyolojide biz biyopsileri cerrahi kesi yapmadan, sadece özel iğnelerle ve görüntüleme eşliğinde gerçekleştiririz. Bu yöntemler kanserin yayılmasına neden olmaz, aksine eğer bir şüphe varsa erken teşhis hayat kurtarır, eğer iyi huyluysa da içimizin rahat etmesini sağlar.

Uyguladığımız biyopsi yöntemleri şunlardır:

  • İnce İğne Aspirasyon Biyopsisi
  • Kor Biyopsi
  • Vakum Destekli Biyopsi

İnce İğne Aspirasyon Biyopsisi (İİAB): Genellikle tiroid nodülleri ve kistlerde tercih ederiz. Kolunuzdan kan alınan iğnelerden bile çok daha ince bir iğne ile lezyona girerek hücre örnekleri alırız. O kadar ince bir işlemdir ki genellikle anesteziye bile gerek duyulmaz, sinek ısırığı gibi hissedilir.

Kor (Tru-cut) Biyopsi: Meme, karaciğer veya yumuşak doku kitlelerinde, dokunun sadece hücresini değil mimari yapısını da görmemiz gerekiyorsa bu yöntemi kullanırız. Özel tabancalı iğnelerle milimetrik doku silindirleri alınır. Lokal anestezi ile yapıldığı için hasta işlem sırasında acı hissetmez.

Vakum Destekli Biyopsi (VAB): Özellikle memede, şüpheli lezyonları vakum gücüyle çekerek alan çok gelişmiş bir yöntemdir. Bu yöntem sadece tanı koymakla kalmaz, 3-4 cm’den küçük iyi huylu fibroadenomları tamamen vücut dışına alarak tedavi de etmiş olur. Yani hem teşhis hem tedavi aynı anda gerçekleşir.

Ameliyatsız Benign Lezyon Tedavisi Mümkün müdür?

İşte modern tıbbın, özellikle de Girişimsel Radyoloji’nin parladığı alan burasıdır. Eskiden “iyi huylu ama büyük” bir kitle için hastalarımız mecburen açık ameliyatlara girmek, organlarının bir kısmını aldırmak ve uzun iyileşme sürelerine katlanmak zorundaydı. Boynunda bir nodül için ameliyat izi taşımak veya bir miyom için rahmini aldırmak kadınlar için zor kararlardı.

Girişimsel radyoloji, “minimal invaziv” felsefesiyle bu yaklaşımı kökten değiştirdi. Artık ameliyatsız, neştersiz, dikişsiz, sadece iğne deliklerinden girerek bu lezyonları tedavi edebiliyoruz. Bizim temel prensibimiz şudur: Sorunlu bölgeyi görüntüleme cihazları eşliğinde görerek, doğrudan hedefe yönelik işlem yapmak ve sağlıklı dokuya milim zarar vermemek. Amacımız sadece hastalığı yok etmek değil hastanın konforunu ve organın fonksiyonunu da korumaktır.

Benign Lezyonlar Yakılarak Nasıl Tedavi Edilir?

Ablasyon terimi, bir dokunun enerji kullanılarak tahrip edilmesi anlamına gelir. Cerrahi olarak kitleyi kesip çıkarmak yerine, kitleyi olduğu yerde ısıyla veya soğukla etkisiz hale getiriyoruz. Ölü dokuya dönüşen lezyon, zamanla vücudun çöpçü hücreleri tarafından temizleniyor ve kitle küçülüyor.

  • Radyofrekans ve Mikrodalga Ablasyon:

Bu yöntemlerde ısı enerjisini kullanıyoruz. Özellikle tiroid nodülleri, kemik tümörleri (osteoid osteoma) ve karaciğer lezyonlarında çok sık başvuruyoruz. Ultrason ekranında nodülü net bir şekilde görüyoruz. Lokal anestezi ile uyuşturduğumuz bölgeden özel bir iğne ile nodülün tam kalbine giriyoruz. Bu iğnenin ucuna radyofrekans veya mikrodalga enerjisi vererek yüksek bir ısı oluşturuyoruz. Bu ısı, sadece iğnenin ucundaki hastalıklı dokuyu pişirerek öldürüyor.

Tiroid nodül ablasyonunda örneğin “moving shot” tekniği dediğimiz bir yöntemle nodülü milim milim tarayarak yakıyoruz. İşlem sırasında hasta dikkatli oluyor ve bizimle konuşabiliyor. İşlem bittiğinde sağlıklı tiroid dokunuz yerinde kalıyor, sadece nodül ölü dokuya dönüşüyor. Bu sayede hastalarımız ameliyat sonrası olduğu gibi ömür boyu tiroid ilacı kullanmak zorunda kalmıyorlar. Ses kısıklığı riski veya kalıcı bir boyun izi olmaması da cabası.

  • Kriyoablasyon (Dondurma):

Bazı durumlarda ısıtmak yerine dondurmayı tercih ederiz. Meme fibroadenomlarında ve bazı kemik tümörlerinde bu yöntem harikalar yaratır. Lezyonun içine yerleştirilen prob, dokuyu -40, -80 derecelere kadar soğutur. Lezyonun içinde bir buz topu (iceball) oluşur ve bu buz kristalleri tümör hücrelerini parçalar. Dondurma işleminin en güzel yanı aşırı soğuğun sinirler üzerinde doğal bir anestezi etkisi yapmasıdır; yani işlem sırasında ağrı neredeyse hiç hissedilmez. Ayrıca iyileşme dokusu çok düzgün olduğu için kozmetik sonuçları mükemmeldir.

Damar Tıkayarak Benign Lezyon Küçültme (Embolizasyon) Nedir?

Bir tümörün veya kitlenin büyüyebilmesi ve canlı kalabilmesi için kana, yani beslenmeye ihtiyacı vardır. Eğer siz bu beslenme yolunu, yani onu besleyen damarı keserseniz, lezyon aç kalır, büzüşür ve küçülür. Embolizasyon işlemi bu mantığa dayanır: Damar içi tıkama tedavisi.

  • Uterin Arter Embolizasyonu (UAE):

Miyom tedavisinde devrim niteliğinde bir yöntemdir. Özellikle rahminin alınması (histerektomi) önerilen ama organını kaybetmek istemeyen kadınlar için en güçlü alternatiftir. Kasıktan veya el bileğinden, kalp anjiyosu yapar gibi incecik kateterlerle girerek rahmi besleyen ana damarlara ulaşıyoruz. Buradan sadece miyomları besleyen damar dallarına çok küçük tanecikler (mikropartiküller) göndererek bu yolları tıkıyoruz.

Kan akışı kesilen miyomlar beslenemez ve “enfarktüs” geçirerek ölü dokuya dönüşür. Zamanla büzüşerek küçülürler. Hastalarımızda kanama ve ağrı şikayetleri %90 oranında tamamen biter. En önemlisi, rahim yerinde kalır, karında kesi izi olmaz ve hasta doğurganlık potansiyelini koruyabilir.

  • Prostat Arter Embolizasyonu (PAE):

İyi huylu prostat büyümesi olan erkeklerde, prostatı besleyen çok ince atardamarları bularak tıkıyoruz. Beslenmesi azalan prostat bezi yumuşuyor ve küçülüyor. Böylece idrar kanalının üzerindeki baskı kalkıyor. Bu yöntemin klasik prostat ameliyatlarına (TUR-P gibi) göre en büyük farkı; cinsel fonksiyon bozukluğu riskinin olmamasıdır. Birçok erkek hasta ameliyat sonrası yaşanabilen “kuru boşalma” (retrograd ejakülasyon) veya sertleşme sorunlarından korktuğu için tedaviden kaçar. PAE bu riski ortadan kaldırarak erkeklerin korkulu rüyasına son verir. Ayrıca idrar kaçırma riski de yok denecek kadar azdır.

Kist Tedavisinde Benign Lezyon Yaklaşımı Nasıldır?

Vücutta oluşan basit sıvı dolu kistlerin (karaciğer, böbrek veya tiroid) sadece iğneyle boşaltılması genellikle kalıcı bir çözüm sağlamaz. Çünkü kistin duvarı, yani o sıvıyı üreten zar içeride kaldığı sürece, siz boşalttıktan kısa bir süre sonra kist tekrar sıvı ile dolacaktır. Bu patlak bir lastiği şişirmeye benzer. Kalıcı çözüm için Skleroterapi uyguluyoruz.

Kistin içindeki sıvıyı tamamen boşalttıktan sonra, aynı iğneden içeriye steril saf alkol veya özel yapıştırıcı ilaçlar veriyoruz. Bu maddeler kist duvarındaki hücreleri kimyasal olarak yakarak tahrip eder. Duvarlar birbirine yapışır ve kist bir daha sıvı biriktiremeyecek hale gelir.

Ülkemizde ne yazık ki hala sık görülen ve parazit kaynaklı olan Kist Hidatik (Köpek Kisti) tedavisinde ise “PAIR” yöntemini kullanıyoruz. Kiste görüntüleme eşliğinde girip, içindeki canlı parazitleri öldüren ilaçlar verip bekliyor, ardından tüm içeriği boşaltıyoruz. Bu yöntem cerrahiye göre çok daha konforlu, daha az riskli ve hastanede yatış süresi çok daha kısadır.

Girişimsel Radyolojinin Benign Lezyon Tedavisindeki Avantajları Nelerdir?

Modern tıpta artık genel eğilim, hastaya en az zararı vererek en yüksek faydayı sağlamaktır. Girişimsel radyoloji bu “önce zarar verme” ilkesinin teknolojiyle buluştuğu noktadır. Benign lezyonların tedavisinde cerrahiye kıyasla sunduğumuz avantajlar oldukça nettir.

Bu avantajlar şunlardır:

  • İşlemler iğne deliğinden yapılır
  • Neşter ve dikiş izi yoktur
  • Organ koruyucudur
  • Genel anestezi genellikle gerekmez
  • Hastanede yatış süresi çok kısadır
  • Enfeksiyon riski düşüktür
  • Normal hayata dönüş hızlıdır
  • Psikolojik travması azdır

Özellikle boyun ve meme gibi estetik kaygının yüksek olduğu bölgelerde iz kalmaması hastalarımız için paha biçilemez bir avantajdır. Ayrıca narkoz alması riskli olan yaşlı veya kalp hastası bireyler için, lokal anestezi ile yapılan bu işlemler hayat kurtarıcı bir kapı açar. Hastalarımız sabah gelip işlemini olup, akşam veya ertesi sabah evlerine, sevdiklerinin yanına dönebilirler. İyileşme süreci haftalar değil günler sürer.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Call Now Button