Kanser çeşitleri, vücuttaki hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla gelişen ve köken aldığı dokuya göre sınıflandırılan hastalık gruplarıdır. Tıp literatüründe kanserler genellikle organ, hücre tipi ve biyolojik davranışlarına göre ayrılır. Başlıca kanser türleri karsinom, sarkom, lösemi, lenfoma ve miyelom olarak tanımlanır.

En yaygın kanser türleri arasında akciğer kanseri, meme kanseri, prostat kanseri, kolorektal kanser ve mide kanseri yer alır. Bu kanserler dünya genelinde görülme sıklığı yüksek olan hastalıklardır. Risk faktörleri arasında genetik yatkınlık, çevresel etkenler, sigara kullanımı, beslenme alışkanlıkları ve yaş faktörü bulunur.

Organlara göre kanser sınıflandırması, tümörün geliştiği anatomik bölgeye dayanır. Akciğer, karaciğer, pankreas, tiroit, cilt ve beyin gibi farklı organlarda ortaya çıkan kanser türleri klinik özellikleri ve tedavi yaklaşımları bakımından farklılık gösterir. Tanı sürecinde görüntüleme yöntemleri ve patolojik inceleme kullanılır.

Kanser türlerinin biyolojik özellikleri, tümör hücrelerinin köken aldığı doku ve büyüme davranışına göre belirlenir. Karsinomlar epitel dokudan gelişirken sarkomlar bağ ve destek dokulardan kaynaklanır. Hematolojik kanserler ise kan ve kemik iliği hücrelerinden oluşur ve tedavi planı bu biyolojik sınıflamaya göre düzenlenir.

Bilmeniz Gerekenler Bilgi
Akciğer Kanseri Genellikle sigara kullanımıyla ilişkilidir. Küçük hücreli ve küçük hücreli dışı olmak üzere iki ana tipi vardır. Öksürük, göğüs ağrısı ve nefes darlığı ile belirti verebilir.
Meme Kanseri Kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. Meme dokusunda kitle, akıntı veya şekil değişikliği ile kendini gösterebilir. Erkeklerde de nadiren görülebilir.
Prostat Kanseri Erkeklerde sık rastlanan kanser türüdür. Genellikle yavaş ilerler. İdrar yapmada zorluk, sık idrara çıkma ve kanlı idrar gibi belirtiler verebilir.
Kolorektal Kanser Kalın bağırsak ve rektum kanserlerini kapsar. Karın ağrısı, dışkıda kan, kilo kaybı ve bağırsak alışkanlıklarında değişikliklerle ortaya çıkabilir.
Mide Kanseri Sindirim sistemi kanserleri arasında yer alır. Mide ağrısı, iştahsızlık, erken doyma ve kilo kaybı gibi belirtiler gösterebilir.
Karaciğer Kanseri Siroz ve hepatit B/C enfeksiyonları ile ilişkili olabilir. Karın sağ üst bölgesinde ağrı, sarılık ve kilo kaybı sık belirtilerdir.
Cilt Kanseri (Melanom ve Diğerleri) Güneşe maruz kalma en önemli risk faktörüdür. Ciltte yeni oluşan ya da değişen benler tehlikeli olabilir. Melanom en agresif türüdür.
Rahim Ağzı (Serviks) Kanseri HPV enfeksiyonu ile ilişkilidir. Düzenli smear testleri ile erken teşhis edilebilir. Anormal vajinal kanama sık görülen belirtidir.
Yumurtalık (Over) Kanseri Kadınlarda görülür. Karında şişlik, pelvik ağrı ve hazımsızlık gibi belirtilerle ortaya çıkabilir. Genellikle ileri evrede teşhis edilir.
Lösemi Kan hücrelerini etkileyen kanser türüdür. Akut ve kronik formları vardır. Halsizlik, sık enfeksiyon ve kolay morarma gibi belirtilerle ortaya çıkar.
Lenfoma Lenfatik sistemin kanseridir. Hodgkin ve Hodgkin dışı türleri bulunur. Boyunda, koltuk altında ya da kasıkta ağrısız şişlik olabilir.
Pankreas Kanseri Erken dönemde belirti vermeyebilir. Sarılık, karın ağrısı ve kilo kaybı ile belirti gösterebilir. Genellikle hızlı ilerler.
Beyin Tümörleri İyi huylu veya kötü huylu olabilir. Baş ağrısı, görme bozukluğu, nöbet ve denge problemleri gibi belirtilerle kendini gösterebilir.
Mesane Kanseri İdrarda kan, idrar yaparken yanma ve sık idrara çıkma gibi belirtiler görülebilir. Sigara kullanımı önemli bir risk faktörüdür.
Tiroid Kanseri Boyunda kitle, ses kısıklığı ve yutma güçlüğü gibi belirtilerle ortaya çıkabilir. Genellikle yavaş seyirli olur.
Kemik Kanseri Primer ya da metastatik olabilir. Kemiklerde ağrı, şişlik ve kırık riski artışı ile kendini gösterebilir.
Testis Kanseri Genç erkeklerde daha sık görülür. Testiste ağrısız şişlik en yaygın belirtidir. Erken teşhisle tedavi şansı yüksektir.
Rahim (Endometrium) Kanseri Menopoz sonrası vajinal kanama en sık belirtisidir. Erken dönemde teşhis edilme olasılığı yüksektir.
Ağız ve Boğaz Kanserleri Sigara, alkol ve HPV enfeksiyonu risk faktörleridir. Ağız içinde yara, ses kısıklığı ve yutma güçlüğü gibi belirtiler olabilir.
Özofagus (Yemek Borusu) Kanseri Yutma güçlüğü, kilo kaybı ve göğüs ağrısı belirtiler arasındadır. Sigara ve alkol kullanımı risk faktörlerindendir.

Vücudumuzdaki Kanser Çeşitleri Biyolojik Olarak Nasıl Sınıflandırılır?

Kanserlerin köken aldığı doku tipi, hastalığın genel adını belirlediği gibi, biyolojik davranışını ve tedaviye vereceği yanıtı da şekillendirir. İnsan vücudu çok farklı doku tiplerinden oluştuğu için, bu dokuların her birinden kaynaklanan kötü huylu tümörlerin hücresel özellikleri de birbirinden tamamen farklıdır. Bir tümörün kökenini bilmek, o tümörün vücutta nasıl bir yol izleyeceğini, lenf bezlerine mi yoksa kan yoluyla uzak organlara mı yayılmayı tercih edeceğini öngörmek açısından büyük önem taşır.

Tıbbi literatürde hücre kökenine göre sınıflandırılan ana gruplar şunlardır:

  • Karsinomlar
  • Sarkomlar
  • Lösemiler
  • Lenfomalar
  • Merkezi sinir sistemi tümörleri

Karsinomlar, vücudun iç ve dış yüzeylerini örten epitel dokulardan kaynaklanan kanserlerdir ve insanlarda açık ara en sık görülen gruptur. Akciğer, meme, prostat, mide ve kalın bağırsak gibi organların kanserlerinin büyük bir çoğunluğu bu gruba girer. Kendi içlerinde de salgı yapan hücrelerden mi yoksa örtücü hücrelerden mi kaynaklandıklarına göre alt gruplara ayrılırlar.

Sarkomlar ise kas, kıkırdak, kemik, yağ dokusu ve kan damarları gibi vücudun bağ ve destek dokularından köken alan tümörlerdir. Karsinomlara kıyasla çok daha nadir görülürler, ancak genellikle hızlı büyüme eğilimindedirler ve kan yoluyla akciğer gibi organlara sıçrama yapabilirler. Bu tür tümörlerin yönetiminde görüntüleme teknolojilerinin rehberliği ve doku sınırlarının hassas bir şekilde belirlenmesi hayati önem taşır.

Lösemiler, kemik iliğindeki kan üreten hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla ortaya çıkar. Diğer gruplardan en büyük farkı, genellikle katı bir kitle yani tümör oluşturmamalarıdır. Bunun yerine, kanda anormal ve işlevsiz beyaz kan hücrelerinin sayısında devasa bir artış yaşanır. Lenfomalar ise vücudun bağışıklık sisteminin temel taşları olan lenfosit adı verilen hücrelerin kötü huylu tümörleridir ve genellikle lenf bezlerinde büyümeyle kendini gösterir. Merkezi sinir sistemi tümörleri de beyin ve omurilik dokularının kendi hücrelerinden kaynaklanır.

Bir tümör vücudun başka bir bölgesine yayıldığında, yani metastaz yaptığında, ilk başladığı yerin adını ve hücresel kimliğini taşımaya devam eder. Örneğin akciğerde başlayan bir kanser karaciğere yayıldığında, karaciğerdeki bu yeni kitle bir karaciğer kanseri değildir. Bu kitle “metastatik akciğer kanseri” olarak adlandırılır. Çünkü mikroskop altında incelendiğinde içindeki hücrelerin akciğer dokusuna ait olduğu görülür. Tedavi planlaması da her zaman bu asıl kökene göre, ilk çıktığı yerin biyolojik yapısına uygun şekilde planlanır.

Türkiye’de ve Dünyada En Sık Görülen Kanser Çeşitleri Nelerdir?

Toplumların yaşam tarzları, beslenme alışkanlıkları, genetik mirasları ve çevresel faktörlere ne ölçüde maruz kaldıkları, hangi tür tümörlerin daha sık görüleceğini doğrudan belirleyen unsurlardır. Sağlık istatistikleri incelendiğinde, teşhis edilen yüz binlerce yeni vakanın dağılımında cinsiyetin, yaşın ve hatta yaşanılan coğrafi bölgenin çok belirgin farklılıklar yarattığı açıkça ortaya çıkmaktadır. Erkeklerde kanser görülme sıklığı, kadınlara kıyasla genel olarak daha yüksektir. Bunun temelinde genetik faktörlerin yanı sıra mesleki olarak maruz kalınan kimyasallar ve uzun yıllar süren tütün kullanımı gibi alışkanlıklar yatmaktadır.

Toplumumuzda erkeklerde en sık tanı alan türler şunlardır:

  • Akciğer kanseri
  • Prostat kanseri
  • Kolorektal kanser
  • Mesane kanseri
  • Mide kanseri

Kadınlarda ise sıralama genellikle şu şekildedir:

  • Meme kanseri
  • Tiroid kanseri
  • Kolorektal kanser
  • Rahim kanseri
  • Yumurtalık kanseri

Erkeklerde özellikle akciğer kanserinin ilk sırada yer alması, tütün ve tütün ürünlerinin kullanım yaygınlığı ile doğrudan ilişkilidir. Prostat kanseri ise genellikle ileri yaşla birlikte ortaya çıkan ve düzenli taramalarla erken evrede yakalanabilen bir hastalıktır. Kadınlarda meme kanseri açık ara en sık görülen tür olup, mamografi gibi tarama programlarının yaygınlaşması sayesinde çok erken aşamalarda tespit edilebilmekte ve tam şifa ile sonuçlanabilmektedir.

Bölgesel değişkenler de tabloyu etkiler. Örneğin tütsülenmiş, aşırı tuzlanmış gıdaların yoğun tüketildiği veya mangal kültürünün yaygın olduğu bölgelerde mide ve yemek borusu kanserlerine daha sık rastlanır. Buna karşılık, liften fakir, işlenmiş et ürünlerinin ve rafine karbonhidratların fazla tüketildiği, Batı tarzı beslenmenin benimsendiği büyük şehirlerde kalın bağırsak yani kolorektal kanserlerin oranında belirgin bir artış yaşanmaktadır.

Kanser Çeşitleri İçin Kesin Tanı Sağlayan İğne Biyopsileri Nasıl Yapılır?

Herhangi bir hastalık için “kesin tanı” konulmadan tedaviye başlanması tıbbi olarak mümkün değildir. Gelişmiş tomografi, ultrason veya manyetik rezonans cihazları vücudun herhangi bir yerindeki şüpheli bir kitlenin varlığını, boyutunu ve çevre dokularla ilişkisini mükemmel bir şekilde gösterebilir. Ancak bu cihazlar, o kitlenin iyi huylu mu yoksa kötü huylu mu olduğunu yüzde yüz kesinlikle söyleyemez. Kötü huyluysa bile bunun hangi hücre tipinden kaynaklandığını anlamak için o dokudan mutlaka fiziksel bir örnek alınması ve bu örneğin patoloji laboratuvarında mikroskop altında incelenmesi şarttır. Geçmiş yıllarda bu örneği almak için açık cerrahi operasyonlara ve büyük kesilere ihtiyaç duyulurken, günümüzde girişimsel radyoloji uzmanlarının uyguladığı minimal invaziv tekniklerle süreç çok daha konforlu bir hale gelmiştir.

Görüntüleme rehberliğinde uygulanan temel biyopsi türleri şunlardır:

  • Tiroid biyopsisi
  • Meme biyopsisi
  • Akciğer biyopsisi
  • Karaciğer biyopsisi
  • Kemik biyopsisi
  • Lenf nodu biyopsisi

İşlem öncesinde hastanın genel anestezi alarak tamamen uyutulmasına gerek kalmaz. Sadece iğnenin gireceği cilt bölgesi lokal anestezi ilaçlarıyla uyuşturulur, böylece hasta işlem sırasında herhangi bir acı hissetmez. Yüzeye yakın olan tiroid veya meme gibi organlardaki kitlelerden örnek alınırken genellikle yüksek çözünürlüklü ultrason cihazları kullanılır. Ultrason ekranından iğnenin ucu anlık olarak milimetrik bir şekilde takip edilir ve doğrudan şüpheli alanın tam kalbine ulaşılarak doku örneği alınır.

Daha derin yerleşimli olan akciğer, karaciğer veya kemik gibi bölgelerde ise bilgisayarlı tomografi cihazının rehberliği tercih edilir. Tomografi kesitleri üzerinden damarlara, sinirlere veya çevre organlara zarar vermeyecek en güvenli rota hesaplanır. Özel olarak tasarlanmış ince biyopsi iğneleriyle, sadece birkaç dakika içinde yeterli doku örneği vücut dışına çıkarılır. İşlem sonrasında ciltte sadece küçük bir iğne deliği kalır, dikiş atılmasına gerek yoktur. Hastalar birkaç saatlik kısa bir dinlenme süresinin ardından yürüyerek evlerine, günlük hayatlarına dönebilirler. Bu yöntem sayesinde büyük ameliyatların getirdiği enfeksiyon, kanama ve uzun iyileşme süreleri gibi riskler tamamen ortadan kalkar.

Karaciğerdeki Kanser Çeşitleri İçin Hangi Damar İçi Tedaviler Uygulanmaktadır?

Karaciğer kanserleri, ister doğrudan karaciğerin kendi epitel hücrelerinden kaynaklansın, isterse mide, kolon, pankreas veya meme gibi başka organlardan kan yoluyla karaciğere sıçramış olsun, tedavisi büyük bir özen ve teknolojik altyapı gerektiren durumlardır. Karaciğerin kan dolaşımı açısından insan vücudunda eşsiz bir anatomisi vardır. Sağlıklı karaciğer dokusu, ihtiyaç duyduğu kanın yaklaşık yüzde seksenini bağırsaklardan gelen portal ven isimli büyük bir toplardamardan sağlar. Ancak karaciğer içinde büyüyen tümörler çok farklı bir yol izler; beslenmek ve hızla büyümek için sadece hepatik arter adı verilen atardamarı kullanırlar. Tümörlerin bu farklı beslenme alışkanlığı, tıp dünyasına o tümörleri doğrudan hedef alma fırsatı sunmuştur.

Bu bölgede hedefe yönelik olarak kullanılan damar içi teknikler şunlardır:

  • Transarteriyel kemoembolizasyon
  • Transarteriyel radyoembolizasyon
  • Kemoinfüzyon
  • Embolizasyon

Transarteriyel kemoembolizasyon yönteminde, tıpkı kalp anjiyosunda olduğu gibi hastanın kasık veya el bileği atardamarından milimetrik kalınlıktaki esnek tüplerle giriş yapılır. Bu ince tüpler ana damarlar içinden ilerletilerek karaciğerin atardamarına, oradan da doğrudan tümörü besleyen çok daha küçük kılcal damarlara kadar ulaştırılır. Hedefe varıldığında, sadece o tümörü etkileyecek kadar yüksek dozda yoğunlaştırılmış kemoterapi ilacı zerk edilir. Hemen ardından ilacın vücudun diğer bölgelerine kaçmasını engellemek ve tümörün kan yolunu kesmek için damar tıkayıcı mikro tanecikler verilir. Tümör hem içeriden yoğun ilaca maruz kalır hem de besin kaynağı kesildiği için oksijensiz kalarak boğulur. İlaç sadece tümörün içinde hapsolduğu için, saç dökülmesi veya şiddetli bulantı gibi klasik yan etkiler hastada görülmez.

Transarteriyel radyoembolizasyon işleminde ise kimyasal ilaçlar yerine radyasyon gücü kullanılır. Kateter vasıtasıyla tümörü besleyen damarlara, üzeri radyoaktif maddelerle kaplı mikroskobik küreler enjekte edilir. Bu kürecikler tümörün içindeki kılcal damar ağına kalıcı olarak yerleşir ve aylarca içeriden dışarıya doğru, sadece tümörlü alanı kapsayacak şekilde hedeflenmiş bir radyasyon yayarlar. Sağlıklı dokular bu radyasyondan korunurken, kitle içeriden adeta nükleer bir bombardımana tutulur. Bu yöntemler sayesinde ameliyat edilemeyecek kadar büyük veya riskli yerleşimli tümörler kontrol altına alınır.

Ameliyatsız Tedavi Edilebilen Kanser Çeşitleri İçin Hangi Yakma ve Dondurma Yöntemleri Kullanılır?

Onkolojik tedavi sürecinde her zaman hastanın kitlesinin açık cerrahi yöntemlerle vücut dışına çıkarılması mümkün olmayabilir. İleri yaş, kronik kalp veya akciğer hastalıkları, tümörün kalbe veya büyük ana damarlara çok yakın olması gibi durumlar cerrahi operasyonları hayati risk taşıyan bir hale getirebilir. Bazen de hasta cerrahiyi kaldırabilecek durumda olsa bile, organın tamamının alınmasını önlemek ve organ fonksiyonlarını korumak amacıyla daha az hasar veren alternatifler aranır. Bu noktada tümörü yerinden çıkarmadan, bulunduğu bölgede hücresel düzeyde imha etmeye yarayan ablasyon teknolojileri devreye girmektedir.

Tümörleri doğrudan hedef alarak yok eden enerji temelli teknolojiler şunlardır:

  • Radyofrekans ablasyon
  • Mikrodalga ablasyon
  • Kriyoablasyon
  • İrreversibl elektroporasyon
  • Lazer ablasyon

Ablasyon işlemleri, cilt üzerinde açılan ve sadece birkaç milimetre çapında olan küçük bir iğne deliğinden gerçekleştirilir. Tomografi veya ultrason gibi yüksek teknolojili cihazların anlık görüntü rehberliğinde, özel bir enerji ileten iğne doğrudan tümörün tam merkezine yerleştirilir. Radyofrekans ablasyon yönteminde iğnenin ucundan dokuya yüksek frekanslı elektrik akımı verilir. Bu akım dokudaki iyonları titreştirerek sürtünme kaynaklı çok yüksek bir ısı yaratır ve kanser hücrelerini saniyeler içinde yakarak kömürleştirir. Mikrodalga ablasyon ise evlerimizde kullandığımız mikrodalga fırınların mantığıyla çalışır; elektromanyetik dalgalar kullanarak tümör içindeki su moleküllerini hızla titreştirir. Bu yöntem özellikle akciğer ve karaciğerdeki büyük çaplı kitlelerde yüksek ısılara daha hızlı ulaşabilmesi nedeniyle tercih edilir.

Isıtarak yakmanın tam zıttı olan kriyoablasyon yönteminde ise tümör dondurularak yok edilir. Özel iğnelerin içinden geçirilen argon ve helyum gazları sayesinde iğnenin ucunda eksi seksen derecelere varan devasa bir buz topu oluşturulur. Kanser hücrelerinin içindeki su hızla buz kristallerine dönüşerek hücre zarını parçalar ve kitleyi tamamen cansız hale getirir. Dondurma işleminin doğal bir uyuşturucu ve ağrı kesici etkisi olduğu için hastanın iyileşme süreci son derece konforludur. Özellikle böbrek bölgesindeki kitlelerde çok yüksek başarı oranları sunar. İrreversibl elektroporasyon teknolojisi ise ısı değişimini hiç kullanmadan, doğrudan yüksek voltajlı elektrik darbeleriyle hücre zarlarında kalıcı mikroskobik delikler açarak hücrenin intihar etmesini sağlar; bu sayede pankreas gibi damarlara yapışık organlardaki tümörlerde çevre dokuya zarar vermeden güvenle uygulanır. Erken evrede yakalanan küçük çaplı tümörlerde bu iğne deliğinden yapılan ablasyon işlemlerinin kalıcı şifa sağlama oranı, büyük ameliyatlarla tamamen eşdeğer düzeydedir.

Farklı Kanser Çeşitleri Tedavi Edilirken Hastanın Yaşam Kalitesini Artıran Destekleyici İşlemler Nelerdir?

Hastalık süreci, uzun, yorucu ve ciddi sabır gerektiren fiziksel ve duygusal bir yolculuktur. Bu yolculukta tıbbın temel amacı sadece hastalığı yok etmek değil aynı zamanda tedavi süresince kişinin ağrısız, rahat bir şekilde beslenebildiği, enfeksiyonlardan korunduğu ve sosyal hayatından tamamen kopmadığı bir yaşam kalitesini sunabilmektir. Vücutta büyüyen kitlelerin çevre organlara yaptığı mekanik baskılar ve uygulanan ağır ilaç tedavilerinin yarattığı yan etkiler, gelişmiş görüntüleme yöntemleri eşliğinde yapılan palyatif yani rahatlatıcı işlemlerle çok büyük ölçüde giderilebilmektedir.

Tedavi sürecinde hastanın yaşam kalitesini korumak için yapılan işlemler şunlardır:

  • Port kateter yerleştirilmesi
  • Biliyer drenaj
  • Perkütan nefrostomi
  • Metalik stent uygulamaları
  • Beslenme tüpü yerleştirilmesi

Uzun süren kemoterapi dönemlerinde, hastanın kollarındaki ince ve hassas damarlara sürekli olarak iğne batırılması hem ciddi fiziksel acılara yol açar hem de zamanla o damarların sertleşerek kullanılamaz hale gelmesine neden olur. Bu eziyetin önüne geçmek için cilt altına, genellikle köprücük kemiğinin hemen altındaki göğüs bölgesine port kateter adı verilen, madeni para büyüklüğünde akıllı bir cihaz yerleştirilir. İnce silikon bir tüp ile kalbe giden geniş ana toplardamara bağlanan bu sistem sayesinde, aylar hatta yıllar sürecek tüm kan alımları ve ilaç yüklemeleri hastanın kolları delinmeden tamamen ağrısız bir şekilde gerçekleştirilir. Port sistemi dışarıdan belli olmaz ve hasta günlük hayatında banyo yapmak, yüzmek gibi aktivitelerine rahatça devam edebilir.

Vücut içindeki kanalların tıkanması durumunda da hayati müdahaleler yapılır. Karaciğer veya pankreas etrafındaki tümörler safra yollarını tıkadığında, hastada gözlerin sararmasına, şiddetli kaşıntılara ve karaciğer zehirlenmesine neden olur. Görüntüleme eşliğinde ince bir iğne ile bu tıkanık kanallara girilerek biliyer drenaj kateterleri veya kalıcı genişletici stentler yerleştirilir; böylece biriken safra sıvısının tekrar bağırsaklara akması sağlanır. Benzer şekilde idrar yollarını tıkayan rahim veya prostat kaynaklı kitlelerde böbreğin şişerek iflas etmesini önlemek için sırt bölgesinden girilerek perkütan nefrostomi tüpleri takılır. Yemek borusu veya kalın bağırsaktaki geçişi tamamen kapatan kitleler için de kapalı yöntemlerle yerleştirilen ve içeride şemsiye gibi açılan esnek stentler sayesinde hastanın tekrar normal yollardan beslenebilmesi ve boşaltım yapabilmesi mümkün hale gelir.

Kemiklere Sıçrayan Kanser Çeşitleri İçin Hangi Ağrı Kesici ve Sabitleyici İşlemler Yapılır?

Akciğer, meme, prostat ve tiroid organlarında başlayan hastalıklar, ilerleyen aşamalarında kan veya lenf yoluyla vücudun destek sistemi olan kemiklere sıçrama yani metastaz yapma eğilimindedir. Bu durum özellikle omurga kemiklerini, leğen kemiğini ve uzun kol bacak kemiklerini hedef alır. Kemiğe yerleşen kötü huylu hücreler, bulundukları bölgedeki sağlam kalsiyum yapısını adeta güve gibi yiyerek zayıflatır. Bu yıkım süreci hastada son derece şiddetli, dayanması güç kemik ağrılarına sebep olurken; kemik yapısının zayıflaması nedeniyle omurganın en ufak bir harekette veya öksürükte bile aniden çökerek kırılması riskini doğurur.

Kemik metastazlarına yönelik uygulanan minimal invaziv sabitleme işlemleri şunlardır:

  • Vertebroplasti
  • Kifoplasti
  • Tümör ablasyonu
  • Perkütan vida fiksasyonu

Bu dayanılmaz kemik ağrılarını hızla kesmek ve çökme tehlikesi olan omurgayı içeriden desteklemek amacıyla vertebroplasti ve kifoplasti işlemleri büyük bir başarıyla uygulanmaktadır. Sadece lokal anestezi kullanılarak ve gelişmiş röntgen cihazlarının anlık takibi altında, hastanın sırtından özel bir iğne ile doğrudan hastalıklı omurga kemiğinin içine ulaşılır. Kemiğin merkezine sıvı kıvamında olan özel bir tıbbi çimento enjekte edilir. Bu çimento kısa süre içinde reaksiyona girerek kemiğin içinde beton gibi sertleşir. Sertleşme sırasında açığa çıkan yüksek ısı, o bölgedeki tümör hücrelerini ve ağrıya neden olan hassas sinir uçlarını yakarak yok eder. Zayıflamış olan kemik içeriden mükemmel bir şekilde desteklendiği için, hastanın yaşadığı şiddetli ağrı genellikle işlemden birkaç saat sonra mucizevi bir şekilde tamamen ortadan kalkar.

Eğer tümörün yarattığı tahribat nedeniyle omurga kemiğinde halihazırda bir çökme ve boyda kısalma meydana gelmişse, çimento işleminden önce kifoplasti adı verilen yöntemle o bölgeye minik bir balon yerleştirilir. Balon dikkatlice şişirilerek çöken omurga eski yüksekliğine getirilir, yaratılan bu güvenli boşluğun içine çimento doldurularak omurga normal anatomisine kavuşturulur.

Sıkça sorulan sorular

Kanser, vücuttaki hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla ortaya çıkan bir hastalık grubudur. Meme, akciğer, prostat, kolon, mide, karaciğer ve cilt kanserleri dünya genelinde en sık görülen kanser türleri arasında yer alır.
Kanserler genellikle karsinomlar, sarkomlar, lösemiler, lenfomalar ve miyelomlar olarak sınıflandırılır. Bu gruplandırma, kanserin kaynaklandığı hücre tipine ve etkilenen dokuya göre yapılmaktadır.
Kadınlarda meme kanseri, erkeklerde prostat kanseri sık görülmektedir. Ayrıca akciğer, kolorektal ve mide kanserleri de yaygın kanser türleri arasında bulunur ve erken tanı büyük önem taşır.
Evet, belirtiler kanserin türüne ve yerleştiği organa göre değişebilir. Açıklanamayan kilo kaybı, uzun süren ağrılar, ele gelen kitleler, kanamalar ve sürekli yorgunluk gibi belirtiler dikkatle değerlendirilmelidir.
Kan kanserleri kemik iliği, lenf sistemi veya kan hücrelerinden kaynaklanırken organ kanserleri belirli dokularda gelişir. Lösemi ve lenfoma kan kanserlerine örnek verilirken meme ve akciğer kanseri organ kanserleri arasında yer alır.
Genetik yatkınlık, sigara kullanımı, sağlıksız beslenme, radyasyon maruziyeti, bazı enfeksiyonlar ve çevresel faktörler kanser gelişiminde rol oynayabilir. Risk düzeyi kanser türüne göre değişiklik gösterebilir.
Düzenli sağlık kontrolleri, tarama programları ve belirtilerin erken değerlendirilmesi tanı şansını artırabilir. Mamografi, kolonoskopi ve düşük doz akciğer tomografisi gibi yöntemler bazı kanserlerde erken teşhis sağlayabilir.
Tedavi planı kanser türüne ve evresine göre belirlenir. Cerrahi tedavi, kemoterapi, radyoterapi, immünoterapi ve hedefe yönelik tedaviler günümüzde en sık kullanılan yöntemler arasında bulunmaktadır.
Hayır, iyileşme oranları kanserin türüne, evresine, biyolojik özelliklerine ve tedaviye verilen yanıta göre değişir. Erken teşhis edilen birçok kanser türünde tedavi başarısı önemli ölçüde artabilmektedir.
Sigaradan uzak durmak, düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı beslenmek, ideal kiloyu korumak ve tarama programlarına katılmak kanser riskinin azaltılmasına yardımcı olabilir. Ayrıca güneşten korunmak da önemli bir koruyucu önlemdir.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Call Now Button