Ameliyatsız hemoroid tedavisi embolizasyon, basur memelerini besleyen atardamarların anjiyografi eşliğinde damar içerisinden tıkanması ve bu sayede dokunun ameliyata gerek kalmadan küçültülmesini sağlayan ileri düzey bir girişimsel radyoloji işlemidir.
Bu modern yaklaşım makat bölgesinde herhangi bir kesi, dikiş veya doku çıkarılması işlemi yapılmadan uygulanır. Tedavinin temel hedefi, bölgedeki damar içi yüksek kan akımını kaynağında keserek kanayan dokuların kendiliğinden sönmesini sağlamaktır.
Hastalıklı yapıların fiziksel olarak vücuttan koparılmaması, doğal anatomik bütünlüğün korunmasına ve iyileşme sürecinin hızlanmasına olanak tanır. Ağrılı cerrahi travmaların tamamen önüne geçilmesi, bedenin kendi kendini onarma kapasitesini hızla devreye sokar.
Güncel tıbbın sunduğu bu organ koruyucu strateji, günlük yaşam kalitesini oldukça düşüren damarsal sorunlara karşı fizyolojik sınırlara saygı duyan güvenli bir çözüm sunmaktadır.
Hemoroid Hastalığı Nedir ve Neden Kanama Yapar?
Hemoroid veya halk arasındaki yaygın adıyla basur, aslında hepimizin anatomisinde doğuştan var olan normal bir yapıdır. Makat bölgesinde yer alan bu damarsal yastıkçıklar, gaz ve gaita tutabilmemize yardımcı olan adeta ince birer conta gibi çalışan çok değerli dokulardır. Sorun, bu yastıkçıkların var olmasında değil zaman içinde çeşitli nedenlerle yapısal bütünlüklerini kaybederek bir hastalığa dönüşmesindedir. Hareketsiz yaşam tarzı, kronik kabızlık, tuvalette uzun süre oturma alışkanlığı, gebelik süreci veya genetik yatkınlık gibi faktörler bu bölgedeki damar içi basıncı ciddi şekilde artırır. Bu durum sürekli şişirilen ve esnekliğini kaybeden bir balonun yavaş yavaş incelmesine benzer.
Makat bölgesine temiz kan taşıyan atardamarlar ile kirli kanı toplayan toplardamarlar arasında karmaşık bir ağ bulunur. Basınç arttığında, atardamarlardan gelen yüksek akımlı kan, süngerimsi toplardamar ağlarında göllenmeye başlar. Sürekli olarak yüksek basınca maruz kalan bu damarlar zamanla şişer, ödem geliştirir ve üzerlerini örten ince mukoza tabakası gerilmeye başlar. Gerilen ve incelen bu mukoza, dışkılama sırasında yaşanan sürtünme ile kolayca zedelenebilir. Bu zedelenme sonucunda genellikle parlak kırmızı renkli kanamalar meydana gelir. Kanamalar bazen damla damla, bazen de daha yoğun sızıntılar şeklinde görülebilir. Damar basıncı düzelmediği sürece yastıkçıklar görevini yapamaz hale gelir, yerçekiminin de etkisiyle dışarı doğru sarkar ve ağrılı, kanamalı bir döngü başlar. Zamanla bu doku makatın dışına çıkarak hastanın oturmasını bile zorlaştıran bir hacme ulaşabilir.
Geleneksel Hemoroid Ameliyatları Neden Hastaları Korkutuyor?
Uzun yıllar boyunca hemoroid sorununun başlıca çözümü, hastalıklı dokuların makas veya neşter yardımıyla kesilerek çıkarıldığı cerrahi ameliyatlar olmuştur. Ancak makat bölgesi, insan vücudundaki en hassas ve sinir uçları bakımından en zengin alanların başında gelir. Bu bölgeye yapılan herhangi bir kesi işlemi, dokunun yapısı gereği iyileşme sürecini oldukça zorlu ve sancılı bir hale getirebilir. Hastalar, ameliyat sonrasında tuvalete çıkarken yaşanan acı, haftalarca süren sızı, pansuman zorlukları ve oturma güçlüğü gibi durumlar nedeniyle tedaviden ciddi anlamda kaçınma eğilimi gösterebilirler. Geleneksel yöntemlerde nekahet dönemi genellikle uzun sürer ve hastaların normal günlük yaşamlarına, sosyal yaşantılarına veya işlerine dönmeleri ciddi bir zaman alabilir.
Bunun yanında, cerrahi girişimlerin taşıdığı bazı kalıcı riskler de hastaların endişelerini artırır. Makat bölgesindeki kasların (sfinkter kasları) işlem sırasında zarar görme ihtimali, ilerleyen dönemlerde gaz veya dışkı tutamama gibi son derece rahatsız edici sorunlara yol açabilme riski barındırır. Lazerle yakma veya lastik bantla boğma gibi nispeten daha küçük çaplı proktolojik işlemler de dokuda bölgesel oksijensizlik ve buna bağlı yaralar oluşturabildiği için zaman zaman beklenmedik şiddetli ağrılara sebep olabilir. Hastalar ameliyat masasına yatmaktansa bu zorlukları çekmeyi tercih ettikleri için genellikle hekime başvurmayı sürekli ertelemekte, bu durum da hastalığın ilerlemesine ve tedavi seçeneklerinin daralmasına neden olmaktadır.
Ameliyatsız Bir Seçenek Olan Hemoroid Embolizasyonu (Emborrhoid) Mantığı Nedir?
Tıbbi teknolojideki gelişmeler sayesinde, artık damar hastalıklarına çok daha zarif ve doğrudan müdahaleler yapılabilmektedir. Embolizasyon, sorunu yaratan fiziksel sonucu yani sarkan basur memesini kesip atmak yerine, sorunu doğuran asıl nedene odaklanan bir damar içi tedavisidir. Hemoroid memesinin şişmesine, dışarı sarkmasına ve kanamasına yol açan temel sorun, o bölgeye atardamarlardan gelen aşırı yüksek basınçlı kan akımıdır. Embolizasyon tekniğinde amaç bu yüksek basınç kaynağını anjiyografik yöntemlerle tespit edip içeriden, kontrollü bir şekilde kapatmaktır.
Bu durumu günlük hayattan bir örnekle açıklamak, konunun anlaşılmasını oldukça kolaylaştırır. Evinizdeki bir su borusu, şebekeden gelen aşırı yüksek basınç nedeniyle şişip sızdırmaya başlarsa, duvarı kırıp boruyu kesmek ve oraya yama yapmak yerine ana vanadan suyun basıncını kısmak çok daha akılcı ve kalıcı bir çözümdür. İşte hemoroid embolizasyonunda yapılan işlem buna benzer. Makat bölgesine çok yüksek debiyle kan pompalayan belirli atardamar dalları bulunarak içeriden tıkanır. Yüksek basınç kaynağı kontrol altına alındığında, hemoroid yastıkçığına olan kan hücumu yavaşlar, kanama büyük oranda durur. Genişlemiş ve sarkmış olan damar yumağı yavaş yavaş küçülerek eski büzüşmüş, sağlıklı formuna yaklaşır. Bu süreçte makat bölgesine dışarıdan hiçbir kesi yapılmaması, dikiş atılmaması ve dokuların fiziksel olarak zedelenmemesi, yöntemin temel avantajını oluşturur.
Hemoroid Embolizasyonu İşlemi Adım Adım Nasıl Uygulanır?
Bu işlem standart ameliyathanelerde değil yüksek çözünürlüklü görüntüleme cihazlarının bulunduğu özel anjiyografi ünitelerinde gerçekleştirilir. Hastaların genel anestezi alarak tamamen uyutulmasına veya belden iğne yapılarak bacakların uyuşturulmasına (spinal anestezi) genellikle gerek duyulmaz. İşlem hastanın rahat etmesi, heyecanının yatışması için verilen hafif sakinleştiriciler ve sadece iğne giriş yerinin lokal olarak uyuşturulması ile yürütülür. Böylece hasta tüm süreç boyunca uyanık kalabilir, herhangi bir ağrı duymadan hekimle iletişim kurabilir.
Uygulama çoğunlukla sağ kasık bölgesindeki veya anatomik uygunluğa göre el bileğindeki atardamardan başlar. Uyuşturulan bölgeden ciltte sadece bir milimetre boyutunda küçük bir delik açılarak damarın içerisine incecik bir kılavuz kılıf yerleştirilir. Bu kılıfın içinden geçirilen ve kateter adı verilen uzun, esnek, yumuşak tüplerle damar sistemi içinde ana hedefe doğru ilerlenir. Bu ilerleyiş sırasında hastalar herhangi bir acı veya batma hissetmezler, çünkü damarların iç yüzeyinde ağrıyı algılayacak sinir uçları bulunmaz. Damar içindeki bu yolculuk hasta için tamamen sessiz ve ağrısız bir süreçtir.
Floroskopi ve dijital anjiyografi cihazlarının ekranlarında damarların içi detaylı bir harita gibi görüntülenir. Hekim, kalın bağırsak ve rektum bölgesini besleyen damarlara ulaştığında özel bir renkli sıvı (kontrast madde) vererek kanamaya neden olan normalden fazla genişlemiş hedefleri belirler. Sorunlu dallar bulunduktan sonra, ana kateterin içinden gönderilen ve saç telinden biraz daha kalın olan çok hassas mikrokateterler devreye girer. Bu ileri teknoloji ürünleri sayesinde, kanamayı yapan uç damarların tam içerisine kadar milimetrik hassasiyetle ulaşılmış olur. Süreç genellikle yarım saat gibi kısa bir dilimde, hasta için oldukça konforlu bir biçimde tamamlanır.
Hemoroid Embolizasyonu İşleminde Hangi Tıkayıcı Malzemeler Kullanılır?
Uç damarlara ulaşıldığında, yüksek basınçlı kan akışını kesmek için çeşitli tıkayıcı malzemeler kullanılır. Hangi materyalin tercih edileceği, damarın çapına, hastanın anatomik yapısına ve sorunun büyüklüğüne göre hekim tarafından belirlenir. Bu tıkayıcı maddeler vücutla uyumludur, alerji yapma riskleri oldukça düşüktür ve uygulandıkları bölgede güvenle ömür boyu kalacak şekilde tasarlanmışlardır.
Kullanılan başlıca tıkayıcı malzemeler şunlardır:
- Mikrokoiller
- Mikrosferik partiküller
- Sıvı embolizan ajanlar
Mikrokoiller, genellikle birkaç milimetre çapında olan platin gibi vücutla tam uyumlu metallerden üretilmiş küçük, yay şeklindeki sarmallardır. Damar içine bırakıldıklarında kendi üzerlerine katlanarak bir yumak halini alır ve o bölgedeki kan akışını mekanik bir bariyer oluşturarak durdururlar. Mikrosferik partiküller ise gözle görülmesi çok zor olan kum tanesinden bile küçük yuvarlak yapılı maddelerdir. Bunlar daha ince damar dallarına kateter içerisinden yavaşça enjekte edilerek kılcal seviyede tıkanma sağlarlar. Bazı özel durumlarda ise damar içine sıvı olarak enjekte edilen ancak kanla temas ettiğinde donarak kalıp halini alan özel tıbbi sıvılar da tercih edilebilir. Uygulanan bu malzemeler sayesinde hemoroid yastıkçıklarına giden gereksiz ve yüksek debili kan akımı durdurulur, ardından yapılan kontrol çekimleriyle işlemin başarısı teyit edilerek kateterler vücuttan çıkarılır.
Embolizasyon Sonrası Hemoroid Dokusunda Çürüme Riski Var mıdır?
Damarlar içeriden kalıcı olarak kapatıldığında hastaların aklına haklı olarak şu soru gelir: “Acaba makat bölgesindeki dokular kansız kalıp çürür mü?” İnsan anatomisi, özellikle rektum ve makat bölgesi gibi kritik fonksiyonlara sahip alanlarda muazzam bir yedekleme sistemi ile donatılmıştır. Bu zengin anatomik yapı sayesinde doku çürümesi veya nekroz gibi endişelerin gerçekleşme ihtimali oldukça düşüktür.
Makat bölgesi vücuttaki tek bir damardan değil çok sayıda farklı atardamar ağından (kollateral dolaşım) beslenir. Sağdan, soldan, yukarıdan ve aşağıdan gelen birçok damar ağı bu bölgede birbiriyle bağlantı halindedir. Embolizasyon işleminde sadece hemoroid memesine aşırı kan taşıyan ve damar basıncını yükselterek soruna yol açan belirli uç dallar kapatılır. Makat dokusunun hayatta kalması, bütünlüğünü koruması ve sağlıklı yapısını sürdürmesi için ihtiyaç duyduğu normal kan akımı, diğer yan damarlar vasıtasıyla kesintisiz olarak devam eder.
Yani yapılan işlem bölgeyi tamamen kansız bırakmak ve dokuyu öldürmek değil sadece oradaki anormal derecede yüksek basıncı fizyolojik sınırlarına çekmektir. Bu geniş yedek damar ağı sayesinde dokuda oksijensizlik, ciddi mukozal yaralar açılması veya kalıcı doku ölümü gibi komplikasyonların görülmesi beklenmez. Vücut, kapatılan damarların yarattığı yeni dengeyi saatler içerisinde kurar ve sağlıklı doku beslenmesi herhangi bir kesintiye uğramadan varlığını sürdürür. Bu mekanizma, yöntemin bu kadar geniş bir kitleye güvenle uygulanabilmesinin altındaki en önemli bilimsel gerçektir.
Hangi Hastalar Hemoroid Embolizasyonu İçin En Uygun Adaylardır?
Embolizasyon tedavisi, ameliyatsız yapısı, anestezi gerektirmemesi ve hastanede kalış süresinin çok kısa olması sebebiyle geniş bir hasta grubuna hitap edebilmektedir. Hastalığın bulunduğu evre, hastanın yaşadığı şikayetlerin şiddeti ve mevcut genel sağlık durumu bu tedavinin seçilmesinde belirleyici rol oynar. Genellikle kremler, pomadlar, fitiller veya sıkı diyet programları gibi başlangıç tıbbi tedavilerinden fayda göremeyen hastalar için bu yöntem güçlü bir seçenek olarak değerlendirilir.
Yöntemden en çok fayda görebilecek gruplar şunlardır:
- Sürekli kanama şikayeti olanlar
- Kanamaya bağlı ciddi kansızlık yaşayanlar
- Kan sulandırıcı ilaç kullananlar
- Narkoz alması riskli bulunan hastalar
- İleri yaştaki bireyler
- Ameliyat sonrası ağrıdan korkanlar
- Hastalığı nüks edenler
Özellikle kalp ritim bozuklukları, geçirilmiş kalp krizi, damar tıkanıklığı veya mekanik kalp kapağı protezi bulunması nedeniyle sürekli kan sulandırıcı kullanmak zorunda olan hastalar için cerrahi ameliyatlar büyük zorluklar taşır. Ameliyat olabilmek için bu güçlü ilaçların kesilmesi, hayati tehlikeler doğurabilir. İlaçlar kesilmezse ameliyat sırasında durdurulamayan kanamalar yaşanabilir. Embolizasyon işleminde damara sadece ufak bir iğne deliğinden girildiği için geniş cerrahi kesiler yapılmaz, bu sebeple hastaların kan sulandırıcı ilaçlarını kesmelerine genellikle gerek kalmaz. Ayrıca anestezi doktoru tarafından genel anestezi alması sakıncalı bulunan akciğer hastaları, ameliyat sonrası haftalarca işinden ayrı kalamayacak olan çalışanlar veya makat kaslarının zarar görmesinden endişe eden hastalar için de bu teknik öncelikli bir alternatif haline gelmiştir.
Hemoroid Embolizasyonu Öncesinde Hangi Hazırlıklar Yapılmalıdır?
Tıbbi girişimlerden önce hastanın klinik durumunun çok net olarak ortaya konması ve başka hastalıkların gözden kaçırılmaması büyük önem taşır. Hastanın makat bölgesinden gelen her kanamanın nedeni her zaman basit bir hemoroid olmayabilir. Bu nedenle tanının kesin ve doğru konması için bazı önemli tıbbi incelemelerin işlem öncesinde tamamlanması gereklidir. Kanamaya sebep olabilecek kalın bağırsak polipleri, iltihaplı bağırsak hastalıkları veya kolorektal kitleler gibi çok daha ciddi tablolar mutlaka dışlanmalıdır.
İşlem öncesinde yapılması planlanan temel hazırlıklar ve testler şunlardır:
- Kolonoskopi taraması
- Tam kan sayımı
- Kan pıhtılaşma testleri
- Böbrek fonksiyon testleri
- Açlık durumunun sağlanması
Kolonoskopi, bağırsakların iç yüzeyinin ince ve bükülebilir bir kamera ile incelenmesi işlemidir. Kanamanın gerçek kaynağının sadece basur memeleri olduğunu doğrulamak için vazgeçilmez bir tanı aracıdır. İşlemden birkaç gün önce yapılan kan testleri ise hastanın genel sağlık durumunu, yaşadığı kansızlık derecesini ve böbreklerin çalışma kapasitesini ölçer. İşlem sırasında, damar yolunu görebilmek için kullanılan renkli kontrast ilacın vücuttan böbrekler yoluyla süzülerek atılması beklendiğinden, böbrek değerlerinin normal sınırlarda olması tercih edilir. Şeker hastalığı olan ve belirli ilaçları düzenli kullanan hastaların ilaç dozajları hekim tarafından işleme uygun şekilde ayarlanır. Çoğu zaman işlemden önce hastanın sadece rutin bir cerrahi prosedürde olduğu gibi, yaklaşık 6 ila 8 saat kadar aç ve susuz kalması yeterli bir hazırlıktır.
Hemoroid Embolizasyonu Sonrası İyileşme Sürecinde Neler Yaşanır?
İşlem anjiyografi odasında bittiğinde hasta, damara girilen bölgedeki olası ufak kanamaların kontrol edilmesi ve genel durumunun izlenmesi amacıyla kısa bir süre istirahat odasında veya yataklı serviste gözlem altında tutulur. Eğer işlem sağ kasıktan yapıldıysa, hastanın damar giriş yerinin kapanması için bacağın birkaç saat düz ve hareketsiz pozisyonda kalması istenebilir. İşlemin el bileğinden yapıldığı durumlarda ise hasta çok daha kısa sürede ayağa kalkıp yürüyebilir. Her iki durumda da genellikle işlemden birkaç saat sonra hasta taburcu edilerek evine gönderilir. Hastanede yatış süresinin olmaması, sürecin hasta açısından psikolojik olarak da çok daha rahat geçmesini sağlar.
Eve dönüldüğünde makat bölgesinde yaşanabilecek en belirgin fizyolojik değişim, tıpta “tenezm” adı verilen bir nevi yalancı dolgunluk hissidir. Damarlar kapatıldığı için hemoroid pakesindeki yüksek debili kan akışı aniden yavaşlar ve burada hafif bir pıhtılaşma, ardından küçük bir ödem süreci başlar. Bu biyolojik tepki, sanki kişinin bağırsakları doluymuş ve sürekli dışkılama ihtiyacı varmış gibi yanıltıcı bir his yaratabilir. Hastalar tuvalete gittiklerinde genellikle bir gerginlik ve zorlanma yaşayabilirler. Bu his bir problem işareti değil aksine tedavinin işe yaradığını, dokunun beslenmesinin değiştiğini ve küçülme sürecine girdiğini gösteren bir reaksiyondur. Genellikle birkaç gün içinde kendi kendine hafifleyerek kaybolur. İşlem sonrası ilk günlerde bol bol su içmek, anjiyografide kullanılan kontrast maddenin böbreklerden hızla ve güvenle atılmasına yardımcı olacağı için çok önemlidir. Hastalar dinlendikleri kısa sürenin ardından, ağrı kesicilere dahi pek ihtiyaç duymadan günlük rutinlerine ve iş yaşantılarına rahatlıkla dönebilirler.
Hemoroid Embolizasyonu Sonrası Yaşam Tarzında Neler Değişmelidir?
Tıbbi müdahaleler ne kadar yüksek teknolojiyle yapılırsa yapılsın, hemoroidin ilk etapta oluşmasına zemin hazırlayan temel alışkanlıklar değiştirilmediği sürece, hastalık ilerleyen yıllarda farklı damarlarda tekrarlama eğilimi gösterebilir. Karın içi basıncını artıran, leğen kemiği tabanını zorlayan ve damarların genişlemesine yol açan faktörleri ortadan kaldırmak, kalıcı bir iyileşme için en az yapılan embolizasyon işlemi kadar hayati bir değer taşır. Yaşam tarzında yapılacak ufak ancak istikrarlı değişiklikler, tıbbın sağladığı iyileşmeyi ömür boyu kalıcı hale getirmeye büyük katkı sağlar.
Tedavinin başarısını desteklemek için dikkat edilmesi gerekenler şunlardır:
- Bol su tüketimi
- Lifli gıda ağırlıklı beslenme
- Tuvalet ihtiyacını ertelememe
- Tuvalette kısa süre kalma
- Dışkılama sırasında ıkınmama
- Çömelme pozisyonuna yakın oturuş
- Hareketsizlikten kaçınma
Beslenme düzeninde sebze, meyve, yulaf ve tam tahıllara ağırlık vermek, sindirim sisteminin bir saat gibi düzenli çalışmasını ve dışkının yumuşak kalmasını sağlar. Sert dışkı her zaman damarlar üzerinde ciddi bir mekanik travma yaratır. Modern yaşamın getirdiği kötü bir alışkanlık olan klozet üzerinde cep telefonu, gazete veya kitapla uzun süre vakit geçirmek, makat bölgesindeki kan göllenmesini ve yerçekimi etkisini artıran en büyük tehlikelerden biridir. İhtiyaç anında tuvalete bekletmeden gitmek ve işlem biter bitmez hemen kalkmak, yeni baştan damar sağlığını korumak adına atılacak en doğru adımdır. Oturma pozisyonunu biraz daha doğal ve anatomik hale getirmek için, klozetin önüne ayakların altına küçük bir yükseltici basamak koymak son derece faydalıdır. Bu küçük aparat, bağırsağın son kısmındaki açıyı düzelterek çok daha rahat ve ıkınmaya gerek kalmadan dışkılamayı mümkün kılar. Gün içinde düzenli yürüyüşler yapmak ve hareketsiz kalmamak da pelvis bölgesindeki kan dolaşımını canlandırarak yeni hemoroid memelerinin oluşumunu engeller. Bireyin kendi sağlığına katacağı bu basit kurallar, yöntemin sunduğu konforun kalıcı olmasının en büyük güvencesidir.

Prof. Dr. Özgür Kılıçkesmez, minimal invaziv damar içi tedavilere odaklanan, Türkiye’nin önde gelen girişimsel radyoloji ve nöroradyoloji uzmanlarından biridir. Anevrizma ve inme tedavileri, embolizasyon işlemleri, tiroid ve paratiroid hastalıklarının ameliyatsız tedavileri, girişimsel onkoloji ve periferik damar girişimleri başlıca uzmanlık alanları arasındadır. Halen İstanbul Memorial Göztepe Hastanesi Girişimsel Radyoloji ve Nöroradyoloji Bölümü Sorumlusu olarak görev yapmaktadır.
1997 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olan Prof. Dr. Kılıçkesmez, 2012–2013 yıllarında Londra Guy’s & St Thomas’ ve King’s College Hospital’da “Clinical Fellow” olarak girişimsel radyoloji ve onkoloji alanında ileri eğitim almıştır. 2020 yılında profesör unvanını almış, aynı yıl SBÜ Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Girişimsel Radyoloji Kurucu Hekimi olmuştur. Ayrıca EBIR (European Board of Interventional Radiology) sertifikasına sahiptir.
Prof. Dr. Kılıçkesmez’in 94 uluslararası, 40 ulusal makalesi ve 2500’ün üzerinde atıfı bulunmaktadır. American Journal of Roentgenology (AJR) ve Diagnostic & Interventional Radiology gibi prestijli dergilerde hakemlik yapmaktadır. Klinik ve akademik deneyimiyle inme tedavisi, beyin anevrizması, embolizasyon, tümör ablasyonu ve tiroid/paratiroid hastalıklarının minimal invaziv tedavileri konularında ulusal ve uluslararası alanda referans gösterilen bir isimdir.

Vaka Örnekleri
Santral ven oklüzyonu: Balon tedavisi
Vakalar
Y stent eşlikli kapalı anevrizma tedavisi
Vakalar
Bel fıtığı disk içi radyofrekans tedavisi sonucu
Fıtık Tedavisi
Boyun Fıtığı Tedavisinde Lazer Teknolojisi ve Anjiyografi
Fıtık Tedavisi
Basedow-Graves hastalığı ameliyatsız tedavi sonucu
Tiroid Hastalıkları
TAKE işlemi ile yok edilen karaciğer tümörü
Kanser Tedavisi
Ameliyatsız Paratiroid Adenomu Tedavisi Sonucu
Paratiroid Adenomu
Sol akciğer komşuğuna gizlenmiş paratiroid adenomu
Paratiroid Adenomu
Bağırsak dalak anevrizması embolizasyonu
Embolizasyon
Dev dalak damar anevrizması kaplı stent ile tedavisi
Stent
Böbrek damarı anevrizmasının akım yönlendirici stent ile tedavisi
Stent
Dev Karaciğer Hemanjiom Mikrodalga Ablasyon
Ablasyon
Nefrostomi
Vakalar
Kanamış Beyin Anevrizmasının Koil ile Tedavisi
Embolizasyon
Kanamış Beyin Damar Yumağı (AVM) Embolizasyon Tedavisi
Embolizasyon
Beyin Toplar Damar Stentleme