Sertleşme sorunu (iktidarsızlık) nedenleri; damar tıkanıklıkları, venöz kaçak (toplardamar yetmezliği), nörolojik hasarlar, testosteron eksikliği, şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve aşırı stres, depresyon veya performans kaygısı gibi psikolojik faktörlerdir. Tıp literatüründe erektil disfonksiyon olarak tanımlanan bu durumun en yaygın fiziksel kaynağı, penise giden kan akışını engelleyen atardamar hastalıkları veya kanı içeride hapsedemeyen toplardamar bozukluklarıdır. Cinsel ilişki için gerekli penis sertliğinin sağlanamaması, genellikle vücuttaki dolaşım sistemi veya sinir ağı problemlerinin önemli bir habercisidir. Bireyin yaşam kalitesini doğrudan etkileyen bu tablo organik ve zihinsel etkenlerin birleşimiyle ortaya çıkan çok yönlü bir sağlık problemidir.
Sertleşme sorunu (iktidarsızlık) ne anlama gelir ve süreç nasıl başlar?
Bu durumun temel nedenlerini ve tedavi yaklaşımlarını kavrayabilmek için, öncelikle vücudun bu karmaşık mekanizmayı gündelik hayatta nasıl yürüttüğünü anlamak gerekir. Sağlıklı bir ereksiyon süreci; beyin, sinir sistemi, hormonlar, kan damarları ve penis içindeki özel kas dokularının büyük bir uyumla çalışmasını gerektirir. Süreç cinsel uyarılmanın beyinde başlamasıyla tetiklenir. Görme, işitme, dokunma veya sadece düşünce yoluyla oluşan bir uyarım, beyindeki ilgili merkezleri harekete geçirir. Beyin, omurilik aracılığıyla pelvik bölgeye, yani leğen kemiğinin bulunduğu alt karın bölgesine doğru elektriksel sinyaller gönderir. Bu sinyaller penise ulaştığında, penisin içindeki kan damarlarının duvarlarında bulunan kas hücrelerinin gevşemesini sağlayan bazı özel biyokimyasal maddelerin salgılanmasına yol açar. Bu biyokimyasal maddelerin en önemlilerinden biri nitrik oksit adı verilen bir gazdır. Bu gazın salgılanmasıyla birlikte damarlar genişlemeye, dokular rahatlamaya başlar ve süreç fiziksel bir boyuta taşınır.
Sağlıklı bir bedende gerçekleşen işlemler ve sertleşme sorunu (iktidarsızlık) arasındaki bağ nasıl kopar?
Erkek anatomisine bakıldığında, penis yapısı itibarıyla süngere benzeyen iki adet silindirik odacıktan oluşur. Gündelik durumda yani herhangi bir cinsel uyarılma yokken, bu süngerimsi dokunun içindeki kaslar kasılı haldedir. Bu esnada penise sadece dokunun kendi canlılığını korumasını ve beslenmesini sağlayacak düzeyde, oldukça düşük miktarda bir kan akışı olur. Ancak uyarılma ile birlikte az önce bahsettiğimiz kaslar gevşediğinde, penise kan taşıyan atardamarlar aniden genişler. Yüksek basınçlı ve bol miktarda kan, bu süngerimsi odacıkların içine hızla hücum etmeye başlar.
Kan içeri doldukça süngerimsi yapı genişler ve hacim kazanır. Fakat sertleşmenin sağlanması ve sürdürülebilmesi için kanın sadece içeri girmesi yeterli olmaz; aynı zamanda o kanın içeride kalması, hapsedilmesi gerekir. İşte burada kilit bir mekanizma devreye girer. Genişleyen süngerimsi doku, hemen dışını saran ve esnemeyen kalın bir kılıfa doğru baskı yapar. Bu baskı, kanı penisten alıp vücuda geri götüren küçük toplardamarları, dış kılıf ile süngerimsi doku arasında sıkıştırarak bir nevi kapatır. Atardamarlardan yüksek bir hızla kan gelmeye devam ederken, toplardamarlar kapandığı için kan dışarı çıkamaz ve içeride birikir. Penis içindeki basınç hızla artar ve gözle görülür bir sertleşme elde edilir. Cinsel eylem sona erdiğinde ise beyinden gelen sinyaller değişir, kaslar tekrar kasılır, atardamarlar daralır, sıkışan toplardamarlar açılır ve biriken kan vücut dolaşımına geri dönerek penis eski yumuşak haline geçer. Bu sürecin herhangi bir aşamasındaki duraksama veya aksaklık, sertleşme sorunu olarak karşımıza çıkar.
Sertleşme sorunu (iktidarsızlık) yaşanmasında psikolojik faktörlerin rolü ne boyuttadır?
Tıp dünyasında geçmiş yıllara bakıldığında, özellikle genç ve orta yaşlı erkeklerde görülen ereksiyon problemlerinin neredeyse tamamının strese, kaygıya veya psikolojik sıkıntılara bağlı olduğu düşünülmekteydi. Hastalara genellikle rahatlamaları, stresten uzak durmaları, tatile çıkmaları tavsiye edilirdi. Psikolojik faktörlerin varlığı ve etkisi günümüzde de yadsınamaz bir gerçektir ve çoğu zaman mevcut tabloyu ağırlaştırabilir. İnsan beyni, cinsel fonksiyonların ana kumanda merkezidir. Günlük yaşamın getirdiği yoğun stres, maddi kaygılar, iş hayatındaki ağır baskılar, partner ile yaşanan uyumsuzluklar veya iletişim problemleri beynin cinsel uyarılma sinyallerini sekteye uğratabilir. Depresyon ve yaygın anksiyete bozukluğu gibi durumlar cinsel isteği doğrudan baskılayarak sertleşmeyi oldukça zor bir hale getirir.
Bunun yanı sıra performans anksiyetesi, yani cinsel birliktelik sırasında başarısız olma korkusu, karşılaşılan en yaygın psikolojik bariyerlerden biridir. Bir birey, ilişki öncesinde veya sırasında “Acaba sertleşme sağlayabilecek miyim?” veya “Sertliğimi kaybeder miyim?” gibi düşüncelere kapıldığında, beyin bunu bir tehdit veya tehlike olarak algılar. Bu tehdit algısı, sempatik sinir sistemini harekete geçirerek kana bol miktarda adrenalin pompalanmasına neden olur. Adrenalin, vücudun tehlike anında devreye soktuğu bir hormondur ve kanı hayati organlara yönlendirirken, üreme organlarına giden kan damarlarının şiddetle büzüşmesine sebep olur. Damarlar büzüştüğünde ise bölgeye yeterli kan gidemez ve sertleşme aniden son bulur. Psikolojik kaynaklı sorunlar genel olarak aniden, beklenmedik zamanlarda ortaya çıkar, yaşanan duruma veya partnere göre farklılık gösterebilir. Ayrıca bu bireyler, sabah uyandıklarında kendiliğinden oluşan sağlıklı ereksiyonları genellikle yaşamaya devam ederler, bu da sorunun bedensel bir hasardan ziyade zihinsel bir bariyerden kaynaklandığına işaret eder.
Organik kökenli sertleşme sorunu (iktidarsızlık) tablosuna yol açan temel hastalıklar nelerdir?
Bugün gelişen tıp teknolojileri sayesinde biliyoruz ki şikayetle başvuran kişilerin çok büyük bir kısmında, sorunun temelinde gözle görülebilen, ölçülebilen ve tedavi edilebilen organik bir bozukluk yatmaktadır. Bu tabloya zemin hazırlayan temel bedensel faktörler şunlardır:
- Hormonal dengesizlikler
- Nörolojik bozukluklar
- Yapısal anormallikler
- Damarsal hastalıklar
- Geçirilmiş operasyonlar
Bu saydığımız faktörleri biraz açmak gerekirse; nörolojik hastalıklar sinir sistemini ilgilendiren problemlere işaret eder. Özellikle prostat kanseri nedeniyle prostatın alındığı büyük ameliyatlar, mesane veya kalın bağırsak cerrahileri sırasında, bölgedeki sinir ağları zedelenebilir. Bu sinirlerin zedelenmesi, beyinden gelen sinyallerin hedef organa ulaşamaması anlamına gelir. Omurilik yaralanmaları veya multipl skleroz gibi hastalıklar da sinir iletimini bozarak bu süreci olumsuz etkiler.
Hormonal tarafa baktığımızda ise başrol oyuncusu testosteron hormonudur. Erkeklik hormonu olan testosteronun yaşa bağlı olarak veya çeşitli hastalıklar nedeniyle belirli bir seviyenin altına düşmesi, cinsel isteği ve ereksiyon mekanizmasını aşağı çeker. Ayrıca tiroit bezi hastalıkları ve beyindeki hipofiz bezinden salgılanan prolaktin hormonunun anormal seviyelerde olması da bu duruma katkıda bulunur. Yapısal sorunlar arasında ise penisi saran kılıf üzerinde kireçlenmiş sert dokuların oluştuğu ve eğriliğe yol açan Peyronie hastalığı dikkat çeker. Bu sert plaklar esneme özelliğini yitirdiği için, kanla dolma aşamasında doku esneyemez ve şekil bozuklukları ortaya çıkar. Ayrıca pelvik bölgeye uygulanan radyoterapi tedavileri veya kalp ve tansiyon hastalıkları için kullanılan bazı sistemik ilaçların yan etkileri de organik nedenler arasındadır.
Vücuttaki damar sağlığının bozulması sertleşme sorunu (iktidarsızlık) gelişimini nasıl tetikler?
Organik nedenlerin en büyük ve en önemli alt grubunu vasküler, yani damar kökenli sorunlar oluşturur. Üreme organı, işlevi gereği çok yüksek bir kanlanma kapasitesine sahip olan temelde damarsal bir yapıdır. Sertleşme mekanizmasının bir hidrolik sistem gibi çalıştığını varsayarsak, sistemin düzgün işlemesi boruların açık olmasına ve valflerin sızdırmazlığına bağlıdır. İşte bu nedenle vücuttaki damar sistemini bozan her türlü kronik hastalık, bu bölgeyi de doğrudan etkiler. Damar sertliği, şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve yüksek kolesterol gibi yaygın hastalıklar, kan damarlarının iç yüzeyini döşeyen hücre tabakasını zamanla yorar ve tahrip eder. Özellikle şeker hastalığı, damar içi duvarlarında sinsi bir şekilde hasar yaratarak mikro boyutlarda iltihaplanmalara yol açar. Sağlıklı bir damar içi hücresi, damarların genişlemesini sağlayan gazları üretmekle görevlidir. Bu hücreler hasar gördüğünde damarlar yeterince esneyemez ve kan akışına direnç göstermeye başlar.
Bölgeye kan taşıyan atardamarlar, kalbi besleyen koroner atardamarlardan çok daha ince bir yapıya sahiptir. Vücutta damar sertliği süreci başladığında, kanda dolaşan yağ ve kireç birikintileri ilk olarak en ince damarlara yerleşir ve oraları daraltır. Bu durum ereksiyon sağlayan damarların kalp damarlarından daha önce tıkanmaya başlayabileceğini gösterir. Yapılan haritalama çalışmaları, bu şikayeti yaşayan bireylerin önemli bir kısmında genital bölgeyi besleyen ana damarlarda çeşitli derecelerde darlıklar olduğunu ortaya koymaktadır. Sigara kullanımı, aşırı kilo ve hareketsiz yaşam tarzı ise damar iç yapısını bozarak bu daralma sürecini oldukça hızlandırır.
Atardamar tıkanıklıkları sertleşme sorunu (iktidarsızlık) şikayetlerine nasıl dönüşür?
Damar sistemindeki bozulmalar sertleşme mekanizmasını iki farklı ana yolla zora sokar. Bunlardan ilki atardamar yetmezliğidir. Atardamarlar, taze ve oksijen bakımından zengin kanı ilgili dokulara taşıyan taşıyıcı yollardır. İlerleyen yaş, yoğun sigara tüketimi, diyabet veya damar sertliği gibi nedenlerle bu yollarda daralmalar veya tıkanıklıklar meydana gelirse, ihtiyaç duyulan kan miktarı dokulara ulaşamaz. Atardamar yetmezliği olan bir bireyde süreç genel hatlarıyla şöyle işler: Birey zihinsel olarak cinsel bir uyarılma yaşar, sinir sistemi sinyalleri iletir ve dokulara gevşeme komutu gider. Ancak kanı taşıyan borular daralmış veya tıkanmış olduğu için, süngerimsi dokuları hızla doldurması gereken o güçlü kan akımı bir türlü sağlanamaz. Sadece zayıf bir sızıntı halinde kan ulaşır. Sonuç olarak gerekli fiziksel hacim ve sertlik elde edilemez. Hasta zihinsel olarak oldukça isteklidir ancak bedeni bu duruma fiziksel bir yanıt veremez.
Sertleşme sorunu (iktidarsızlık) vakalarında sıkça duyulan venöz kaçak (toplardamar kaçağı) ne demektir?
Damarsal sorunların ikinci ve çok daha farklı işleyen türü ise toplardamar kaçağı, yani tıbbi adıyla venöz kaçaktır. Bu şikayetle kliniklere başvuran bireylerin azımsanmayacak bir kısmında, özellikle de genç yaş grubunda bu durum tespit edilmektedir. Venöz kaçak probleminde ana sorun kanın içeri girmesi değildir. Hastanın atardamarları genel olarak sağlıklıdır ve kan büyük bir hızla ilgili dokulara girer. Hasta sertleşmeyi başarıyla başlatır. Ancak sorun, kanın içeride kalmasını, hapsedilmesini sağlayan kilit mekanizmasının yetersiz kalmasıdır. Süngerimsi doku genişleyip kanı içeride tutmak için toplardamarları dış kılıfa doğru sıkıştırdığında, bu damarlar kapanamaz. Kan, henüz cinsel eylem tamamlanmadan, hatta bazen başlar başlamaz açık kalan toplardamarlardan vücut sistemine doğru geri kaçar. Bu durum altında ufak bir delik olan bir balonu şişirmeye çalışmak gibidir; hava üflemeye devam ettiğiniz sürece balon bir miktar şişer, ancak üflemeyi bıraktığınız an hızla söner.
Toplardamar kaçağına (venöz kaçak) bağlı sertleşme sorunu (iktidarsızlık) belirtileri nelerdir?
Hastaların günlük yaşamda veya cinsel birliktelik sırasında en sık karşılaştığı durumlar aşağıdaki gibidir:
- Erken sönme
- Ayakta dururken yumuşama
- Pozisyon değişiminde kayıp
- Yetersiz dolgunluk hissi
- Sürdürülemeyen sertlik
Bu belirtiler doğuştan gelen anatomik farklılıklara bağlı olabileceği gibi, ilerleyen yaşla veya hastalıklarla birlikte sonradan da gelişebilir. Doğuştan venöz kaçağı olan bireyler, genellikle genç yaşlardan itibaren tam ve tatmin edici bir sertliğe ulaşmakta zorluk çektiklerini ifade ederler. Bu kişilerin dokularındaki toplardamarlar doğuştan sayıca fazla olabilir veya normalden çok daha geniş bir yapıya sahip olabilir. Genç yaşta olmaları nedeniyle çevreleri tarafından sorunun zihinsel olduğu söylenerek yanlış yönlendirilebilirler. Sonradan gelişen venöz kaçaklarda ise, yaşlanma, uzun süreli şeker hastalığı veya bölgeye alınan travmalar nedeniyle dokulardaki esnek kaslar eriyerek yerini sert bir bağ dokusuna bırakır. Kaslar esnekliğini yitirdiği için toplardamarları yeterince ezip kapatamaz. Özellikle ayakta dururken yer çekiminin de etkisiyle kanın vücuda geri dönüşünün hızlanması ve sertliğin bu pozisyonda belirgin şekilde kaybolması, sık rastlanan belirtilerdendir.
Damarsal kaynaklı sertleşme sorunu (iktidarsızlık) teşhisinde hangi modern testler kullanılır?
Sorunun altında yatan damarsal nedenlerin doğası gereği, problemi sadece standart bir fiziksel muayene veya basit kan testleriyle bütünüyle anlamak zordur. Bireyi yıllarca sürebilecek gereksiz ilaç kullanımlarından korumak ve doğrudan sorunun kaynağına yönelik tedaviler planlamak için ileri düzey görüntüleme sistemlerine başvurulur. Bu sürecin ilk ve belki de en önemli adımı İlaçlı Penil Renkli Doppler Ultrasonografi testidir. Bu test, hastanın kendini güvende ve rahat hissetmesi için sakin bir ortamda gerçekleştirilir. Öncelikle dokulardaki kireçlenmeler veya genel yapısal bozukluklar ultrason ile incelenir. Ardından, kan akışını değerlendirebilmek adına dokuda yapay bir uyarılma hali oluşturulur. Bunun için çok ince uçlu bir iğne kullanılarak, damarları genişletme özelliğine sahip özel bir ilaç karışımı dokuya enjekte edilir. Bu işlem oldukça kısa sürer ve genellikle sadece hafif bir sinek ısırığı hissi yaratır.
İlaç verildikten sonra, belirli zaman aralıklarında ultrason cihazı ile kanı getiren atardamarların akım hızları ve kanı geri götüren toplardamarların kaçak yapıp yapmadığı ölçülür. Atardamarlardaki kanın geliş hızı belirli bir seviyenin altındaysa, bölgede bir daralma veya tıkanıklık olabileceği düşünülür. Tam sertleşme sağlandığında ise toplardamarlardaki kan dönüşünün büyük oranda durması beklenir. Eğer kan sızıntısı belirgin bir şekilde devam ediyorsa, venöz kaçak teşhisi oldukça net biçimde konulur. Bu test sırasında hastanın heyecanlanması ve stres yapması damarların tam gevşemesini engelleyerek yanıltıcı sonuçlar doğurabileceğinden, işlemi yapan uzmanın deneyimi oldukça değerlidir.
Ultrasonografinin yeterli detayı sağlayamadığı, haritanın daha geniş ve üç boyutlu olarak çıkarılması gereken daha karmaşık durumlarda Bilgisayarlı Tomografi Kavernozografi yönteminden faydalanılır. Bu yöntemde özel bir sıvı kullanılarak bölgenin üç boyutlu damar haritası çıkarılır. Böylece gözle görülmesi çok zor olan milimetrik kaçak yolları ve hatalı damarların nereye uzandığı detaylıca incelenir. Atardamar tıkanıklıklarında ise Anjiyografi işlemi ile kasıktan girilerek darlığın boyutu ve yeri doğrudan tespit edilebilir.
Girişimsel radyoloji ile damar kaynaklı sertleşme sorunu (iktidarsızlık) tedavisi nasıl uygulanır?
Teşhis aşaması tamamlandıktan sonra, tedavi sürecinde girişimsel yöntemler devreye girer. Geçmiş yıllarda toplardamar kaçağı veya damar tıkanıklıkları için uygulanan açık cerrahi işlemler, taşıdıkları anestezi riskleri ve uzun iyileşme süreleri nedeniyle yerini giderek anjiyografi ünitelerinde uygulanan damar içi (endovasküler) tedavilere bırakmaktadır. Venöz kaçak saptanan kişilerde uygulanan embolizasyon yöntemi, genel anestezi gerektirmeyen, hastayı rahatlatan hafif bir sedasyon ve lokal anestezi altında gerçekleştirilen bir işlemdir. Uzman hekim, kasık bölgesinden veya ilgili damar üzerinden çok ince mikrokateterlerle damar sistemine giriş yapar. Gelişmiş görüntüleme cihazları eşliğinde bilgisayar ekranından damarlar takip edilerek kaçağın olduğu sorunlu bölgeye nazikçe ulaşılır. Kaçak yapan ve işlevini yitirmiş bu damarların içine, damarı içeriden kapatan sarmallar veya damar duvarını yapıştıran özel ajanlar bırakılır. Böylece açık kalan, sızıntı yapan kapılar kapatılır ve kanın içeride hapsedilmesi hedeflenir.
Eğer teşhis edilen sorun atardamarlardaki bir tıkanıklık ise, tıpkı kalp damarlarında uygulandığı gibi, bu bölgeyi besleyen arterler de balon anjiyoplasti yöntemiyle genişletilebilir. Kasıktan girilen ince tellerle darlığın olduğu bölgeye ulaşılarak sönük haldeki mikrobalonlar yerleştirilir. Balon kontrollü bir şekilde şişirilerek damarı tıkayan kireç ve plak tabakası duvarlara doğru esnetilir ve damar çapı genişletilerek kan akışı rahatlatılır. Günümüzde yüzeyi özel ilaçlarla kaplı olan balonlar sayesinde, açılan damarın ilerleyen süreçte tekrar daralma ihtimali de azaltılmaktadır. Elbette bu işlemde hasta seçimi çok önemlidir. Uzun yıllardır şiddetli diyabet hastası olan ve vücudundaki tüm ince kılcal damarları yapısal olarak yorulmuş bir kişide sadece bir noktaya müdahale etmek yeterli iyileşmeyi sağlamayabilir. Ancak genç yaşta travma geçirmiş veya darlığı tek bir noktada net olarak tespit edilmiş kişilerde bu yöntem oldukça faydalı sonuçlar verebilmektedir.
Ameliyatsız yöntemlerin sertleşme sorunu (iktidarsızlık) tedavisindeki avantajları nelerdir?
Geleneksel açık cerrahi işlemlere kıyasla bu modern yaklaşımların sunduğu temel faydalar şunlardır:
- Kesi olmaması
- Hızlı iyileşme süreci
- Lokal anestezi kullanımı
- Hastanede yatış gerektirmemesi
- Doku bütünlüğünün korunması
Geçmişte uygulanan açık ameliyatlarda ciltte kesiler yapılarak damarlar dışarıdan bağlanmaya çalışılırdı. Bu tür operasyonların ardından doku bütünlüğünde bozulmalar, yara yeri iyileşme problemleri ve his değişimleri gibi istenmeyen durumlarla karşılaşılabilirdi. Üstelik vücut bir süre sonra yeni kaçak yolları oluşturabildiği için hastalığın tekrarlama ihtimali bulunuyordu. Damar içinden yapılan embolizasyon ve anjiyoplasti işlemlerinde ise ciltte büyük bir kesi yapılmaz. İğne deliği kadar küçük bir noktadan girildiği için estetik bir kaygı oluşmaz. Hasta genellikle işlemin yapıldığı gün taburcu olur ve kısa bir istirahat sonrasında günlük yaşamına dönebilir. Dokulara veya sinirlere dışarıdan bir müdahalede bulunulmadığı için bedenin orijinal anatomisi korunmuş olur.
Erkek sağlığını bütüncül değerlendirerek sertleşme sorunu (iktidarsızlık) riskini azaltan diğer yöntemler nelerdir?
İnsan bedeni birbiriyle bağlantılı sistemlerden oluşur. Bu nedenle erkek üreme ve damar sağlığını sadece lokal bir problem olarak değerlendirmemek, bütüncül bir yaklaşımla ele almak gerekir. Bölgedeki diğer organların hastalıkları veya bu hastalıklar için uygulanan tedaviler de dolaylı yoldan ereksiyon kalitesini etkileyebilir. İleri yaşlardaki bireylerde oldukça sık görülen iyi huylu prostat büyümesi, idrar yapma zorluklarına neden olan bir rahatsızlıktır. Bu rahatsızlık için uygulanan klasik cerrahi doku çıkarma işlemleri, prostata komşu olan sinirlere veya damarlara temas edebileceği için bazen cinsel yan etkilere yol açabilmektedir. Ancak girişimsel radyoloji alanında uygulanan Prostatik Arter Embolizasyonu yöntemi sayesinde, anjiyografi cihazı altında kasıktan girilerek prostatı besleyen damarlar tıkanabilmektedir. Kan akımı azalan prostat dokusu zamanla büzüşerek küçülür. Herhangi bir cerrahi kesi veya doku kazıma işlemi yapılmadığı için komşu sinirler korunur, böylece hastanın yaşam kalitesi artarken cinsel fonksiyonları da güvence altına alınmış olur.
Benzer şekilde testis etrafındaki damarların genişlemesi olarak bilinen varikosel hastalığı da kasık bölgesinde ağrıya, hormonal dalgalanmalara ve sperm kalitesinde düşüşe yol açabilen yaygın bir durumdur. Hormonal dengenin dolaylı olarak cinsel istek ve fonksiyonlar üzerinde etkisi bulunduğu bilinmektedir. Varikosel hastalığında da cerrahi bir kesiye gerek duyulmadan, anjiyografi ünitesinde genişlemiş damarlar içten kapatılarak tedavi sağlanabilir. Bireyin testis fonksiyonları korunurken, iyileşme süreci açık operasyonlara göre oldukça konforludur.
Sıkça sorulan sorular
Sertleşme sorunu hangi sağlık problemlerinin belirtisi olabilir?
Sertleşme sorunu; diyabet, yüksek tansiyon, kalp-damar hastalıkları, hormonal bozukluklar ve nörolojik hastalıklarla ilişkili olabilir. Bazı erkeklerde erken dönemde damar hastalıklarının ilk belirtisi olarak da ortaya çıkabilir.
Sertleşme sorunu psikolojik nedenlerle gelişebilir mi?
Evet. Stres, kaygı, depresyon, performans endişesi ve ilişki problemleri sertleşme sorununa yol açabilir veya mevcut durumu kötüleştirebilir. Psikolojik ve fiziksel etkenler çoğu zaman birlikte rol oynayabilir.
Sertleşme sorunu yaş ilerledikçe neden daha sık görülür?
İlerleyen yaşla birlikte damar yapısındaki değişiklikler, testosteron seviyesindeki azalma ve kronik hastalıkların artması sertleşme sorununun görülme sıklığını artırabilir. Ancak yaşlanma tek başına kaçınılmaz bir neden değildir.
Sertleşme sorununa sigara ve alkol kullanımı neden olur mu?
Sigara damar yapısını bozarak penise giden kan akışını azaltabilir. Aşırı alkol tüketimi ise sinir sistemi ve hormonlar üzerinde olumsuz etki oluşturarak sertleşme problemlerine katkıda bulunabilir.
Sertleşme sorununa hangi ilaçlar yol açabilir?
Bazı tansiyon ilaçları, antidepresanlar, hormon tedavileri ve bazı diğer reçeteli ilaçlar yan etki olarak sertleşme sorununa neden olabilir. İlaç değişikliği yalnızca doktor önerisiyle yapılmalıdır.
Sertleşme sorunu nasıl teşhis edilir?
Tanı için ayrıntılı hasta öyküsü, fizik muayene, kan testleri ve gerektiğinde penis Doppler ultrasonografisi gibi ileri değerlendirmeler yapılabilir. Amaç altta yatan nedenin doğru şekilde belirlenmesidir.
Sertleşme sorunu yaşam tarzı değişiklikleriyle düzelebilir mi?
Düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı beslenmek, kilo vermek, sigarayı bırakmak ve kronik hastalıkları kontrol altına almak bazı hastalarda sertleşme fonksiyonunun iyileşmesine katkı sağlayabilir.
Sertleşme sorunu her zaman kalıcı mıdır?
Hayır. Nedene bağlı olarak uygun tedavi ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle sertleşme sorunu düzelebilir. Erken tanı ve altta yatan hastalığın tedavisi başarı şansını artıran önemli faktörlerdir.
Sertleşme sorunu için hangi tedavi seçenekleri uygulanabilir?
Tedavi; yaşam tarzı değişiklikleri, ağızdan kullanılan ilaçlar, psikolojik destek, enjeksiyon tedavileri, vakum cihazları ve uygun hastalarda penis protezi ameliyatını içerebilir. Tedavi kişiye özel planlanır.
Sertleşme sorunu ne zaman mutlaka üroloji uzmanı tarafından değerlendirilmelidir?
Sorun birkaç haftadan uzun sürüyorsa, giderek kötüleşiyorsa veya diyabet, kalp hastalığı gibi ek sağlık sorunları varsa gecikmeden üroloji uzmanına başvurulmalıdır. Erken değerlendirme hem cinsel hem de genel sağlık açısından önemlidir.

Prof. Dr. Özgür Kılıçkesmez, minimal invaziv damar içi tedavilere odaklanan, Türkiye’nin önde gelen girişimsel radyoloji ve nöroradyoloji uzmanlarından biridir. Anevrizma ve inme tedavileri, embolizasyon işlemleri, tiroid ve paratiroid hastalıklarının ameliyatsız tedavileri, girişimsel onkoloji ve periferik damar girişimleri başlıca uzmanlık alanları arasındadır. Halen İstanbul Memorial Göztepe Hastanesi Girişimsel Radyoloji ve Nöroradyoloji Bölümü Sorumlusu olarak görev yapmaktadır.
1997 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olan Prof. Dr. Kılıçkesmez, 2012–2013 yıllarında Londra Guy’s & St Thomas’ ve King’s College Hospital’da “Clinical Fellow” olarak girişimsel radyoloji ve onkoloji alanında ileri eğitim almıştır. 2020 yılında profesör unvanını almış, aynı yıl SBÜ Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Girişimsel Radyoloji Kurucu Hekimi olmuştur. Ayrıca EBIR (European Board of Interventional Radiology) sertifikasına sahiptir.
Prof. Dr. Kılıçkesmez’in 94 uluslararası, 40 ulusal makalesi ve 2500’ün üzerinde atıfı bulunmaktadır. American Journal of Roentgenology (AJR) ve Diagnostic & Interventional Radiology gibi prestijli dergilerde hakemlik yapmaktadır. Klinik ve akademik deneyimiyle inme tedavisi, beyin anevrizması, embolizasyon, tümör ablasyonu ve tiroid/paratiroid hastalıklarının minimal invaziv tedavileri konularında ulusal ve uluslararası alanda referans gösterilen bir isimdir.

Vaka Örnekleri
Santral ven oklüzyonu: Balon tedavisi
Vakalar
Y stent eşlikli kapalı anevrizma tedavisi
Vakalar
Bel fıtığı disk içi radyofrekans tedavisi sonucu
Fıtık Tedavisi
Boyun Fıtığı Tedavisinde Lazer Teknolojisi ve Anjiyografi
Fıtık Tedavisi
Basedow-Graves hastalığı ameliyatsız tedavi sonucu
Tiroid Hastalıkları
TAKE işlemi ile yok edilen karaciğer tümörü
Kanser Tedavisi
Ameliyatsız Paratiroid Adenomu Tedavisi Sonucu
Paratiroid Adenomu
Sol akciğer komşuğuna gizlenmiş paratiroid adenomu
Paratiroid Adenomu
Bağırsak dalak anevrizması embolizasyonu
Embolizasyon
Dev dalak damar anevrizması kaplı stent ile tedavisi
Stent
Böbrek damarı anevrizmasının akım yönlendirici stent ile tedavisi
Stent
Dev Karaciğer Hemanjiom Mikrodalga Ablasyon
Ablasyon
Nefrostomi
Vakalar
Kanamış Beyin Anevrizmasının Koil ile Tedavisi
Embolizasyon
Kanamış Beyin Damar Yumağı (AVM) Embolizasyon Tedavisi
Embolizasyon
Beyin Toplar Damar Stentleme