Kireçlenme, yani tıp dilindeki adıyla osteoartrit; eklemleri koruyan pürüzsüz kıkırdak dokusunun zamanla aşınması, incelmesi ve buna bağlı olarak tüm eklem yapısının işlevini yitirmesidir. Temel olarak kıkırdak hücrelerindeki yapım-yıkım dengesinin bozulması, yaşlanma, fazla kilo ve eklemlere binen aşırı yük nedeniyle ortaya çıkan bu kronik süreç; hareketle artan şiddetli eklem ağrısı, sabahları hissedilen kısa süreli tutukluk ve hareket kısıtlılığı gibi belirtilerle kendini gösterir. Eklem içindeki iltihabi reaksiyonlar ve anormal damarlanmalarla ilerleyen bu tablo sadece basit bir yıpranma değil yeni nesil tıbbi yöntemlerle müdahale edilmesi gereken biyolojik bir hasardır.
Toplumda Sık Görülen Kireçlenme Nedir?
Halk arasında kireçlenme olarak bilinen bu durum genellikle sadece ilerleyen yaşa bağlı basit bir aşınma süreci gibi algılanır. Oysa işin aslı çok daha farklıdır. Güncel tıbbi yaklaşımlar, bu durumu çok daha kapsamlı bir eklem yetmezliği tablosu olarak ele alır. Tıpkı kalbimizin veya böbreklerimizin yetmezliğe girmesi gibi, kireçlenmede de eklemi oluşturan tüm yapıların uyumu ve işleyişi bozulur.
Bu süreç eklem yüzeylerini kaplayan, son derece pürüzsüz ve kaygan kıkırdak dokusunun yapısal bütünlüğünün zedelenmesiyle başlar. Fakat sorun sadece kıkırdakla sınırlı kalmaz. Kıkırdağın altındaki kemik dokusunun sertleşmesi, eklem kenarlarında yeni kemik çıkıntılarının oluşması, eklem içini döşeyen zarın iltihaplanması ve eklem çevresindeki kasların erimesi gibi geniş bir alana yayılır. Bu durum sadece filmlerde görülen bir bozulma değil doğrudan müdahale edilebilecek damarsal ve sinirsel hedeflerin ortaya çıktığı, son derece dinamik bir süreçtir. Modern tıbbın sunduğu yeni nesil yöntemlerle bu döngüye müdahale etmek ve hastanın yaşam kalitesini geri kazandırmak mümkündür.
Hücresel Düzeyde Kireçlenme Neden Olur?
Sağlıklı bir eklem kıkırdağı, içerisinde damar veya sinir barındırmayan, üzerine binen tonlarca yükü adeta bir sünger gibi emen mucizevi bir yapıdır. Bu dokunun sağlığı, kıkırdak hücreleri tarafından ince bir denge içinde korunur. Ancak kireçlenme süreci başladığında, bu hücrelerin yapım ve yıkım dengesi tamamen bozulur.
Hastalık tetiklendiğinde, kıkırdak hücreleri tarafından iltihap başlatıcı bazı kimyasal haberciler salgılanmaya başlar. Bu haberciler, kıkırdağın temel iskeletini oluşturan protein ağlarını parçalayan yıkıcı enzimlerin aşırı üretilmesine yol açar. Bu karmaşık biyokimyasal kaosun ilk aşamasında kıkırdak dokusu su tutarak şişer. Ancak çok geçmeden bu su tutma kapasitesi kaybolur, doku mekanik dayanıklılığını yitirir ve yüzeyinde çatlaklar, saçaklanmalar, nihayetinde de derin yırtıklar oluşmaya başlar. Eklem yüzeylerindeki pürüzsüzlük ortadan kalktıkça, hareket halindeyken sürtünme artar.
Kıkırdağın altındaki asıl yük taşıyıcı kemikte mikroskobik kırıklar ve anormal sertleşmeler meydana gelir. Hastaların hissettiği o derin kemik sızısının en büyük sorumlusu bu tabakadaki değişimlerdir. Vücut, bozulan eklem dengesini sağlamak ve yük dağılımını genişletmek amacıyla eklem kenarlarında yeni, düzensiz kemik çıkıntıları oluşturur. Bu çıkıntılar eklem hareketini fiziksel olarak kısıtlar ve bazen çevredeki sinirlere bası yaparak ağrıyı daha da şiddetlendirir. Eklem kapsülünün iç yüzeyini döşeyen zar kalınlaşır ve iltihaplanır. Bu reaksiyon sonucunda eklem içinde aşırı sıvı birikir, gözle görülür bir şişlik ve kronik bir ağrı tablosu ortaya çıkar.
Hastalığı Tetikleyen Kireçlenme Risk Faktörleri Nelerdir?
Kireçlenmenin görülme sıklığı, dünya genelinde uzayan yaşam süresi ve artan fazla kilo oranlarıyla paralel olarak ciddi bir tırmanış içindedir. Özellikle elli yaş üzerindeki bireylerde fiziksel hareketliliğin azalmasının en büyük nedenidir.
Başlıca risk faktörleri şunlardır:
- İleri yaş
- Kadın cinsiyeti
- Obezite
- Genetik yatkınlık
- Eski spor yaralanmaları
- Mesleki zorlanmalar
- Hareketsiz yaşam tarzı
- Eklem enfeksiyonları geçmişi
Yaşlanma ile birlikte kıkırdak hücrelerinin onarım kapasitesi doğal olarak düşer. Kadınlarda bu hastalığın gelişme riski erkeklere kıyasla çok daha yüksektir. Özellikle menopoz sonrasında hormon seviyelerindeki değişimler kıkırdak sağlığını olumsuz etkiler. Fazla kilo ise bu hastalık için en kritik ve değiştirilebilir risk faktörlerinden biridir. Diz ve kalça gibi vücut yükünü taşıyan eklemlere binen aşırı basınç, kıkırdak yıpranmasını katlayarak hızlandırır. Bunun yanında yağ dokusu, kana sürekli olarak iltihap yapıcı maddeler salgılar. Bu sistemik iltihap, vücudun yük taşımayan el eklemlerinde bile sorunları tetikleyebilir.
Ailesel geçiş de göz ardı edilemez bir gerçektir. Aile öyküsü, özellikle erken yaşta başlayan diz problemlerinde ve parmaklarda boğumlanma ile giden el kireçlenmelerinde güçlü bir belirleyicidir. Geçmişte yaşanmış spor yaralanmaları, örneğin menisküs yırtıkları veya bağ kopmaları, o eklemde yıllar sonra kireçlenme gelişme riskini büyük ölçüde artırır. Ayrıca sürekli çömelmeyi, diz çökmeyi veya ağır kaldırmayı gerektiren meslekler de eklemlerdeki mikro travmaları yıllar içinde biriktirerek bu süreci ciddi şekilde hızlandırır.
Hastaların Yaşadığı Kireçlenme Belirtileri Nelerdir?
Hastalığın klinik tablosu, hangi eklemin tutulduğuna ve doku hasarının ilerleme hızına göre kişiden kişiye farklılık gösterir. Bazı hastalar süreci çok hafif atlatırken, bazıları günlük işlerini bile yapmakta zorlanabilir.
En sık karşılaşılan belirtiler şunlardır:
- Eklemlerde ağrı
- Sabah tutukluğu
- Hareket kısıtlılığı
- Eklemlerden gelen sesler
- Eklem çevresinde şişlik
- Şekil bozuklukları
- Yürüme güçlüğü
- İstirahat halindeyken sızlama
Mekanik ağrı, bu hastalığın en karakteristik belirtisidir. Eklemin kullanılmasıyla, yürümesiyle veya yük bindirilmesiyle artan, dinlenmekle ise genellikle hafifleyen bir ağrıdır. Sabah yataktan kalkıldığında veya uzun süre hareketsiz oturulduğunda eklemlerde hissedilen sertlik hissine sabah tutukluğu denir. Kireçlenmeye bağlı tutukluk genellikle eklem içindeki sıvıların yoğunlaşması ile ilgilidir ve ilk birkaç adımla, genellikle yarım saat içinde açılarak kaybolur.
Eklem hareket açıklığının giderek azalması, hastaların yaşamını zorlaştıran bir diğer faktördür. Merdiven inip çıkarken, sandalyeden kalkarken veya uzun mesafe yürürken ciddi zorluklar yaşanır. Eklemlerden gelen kıtırtı ve sürtünme sesleri, kıkırdak yüzeyinin zımpara gibi pürüzlü hale gelmesinden kaynaklanır. Zaman zaman tutulan eklemin şişmesi, kızarması ve sıcaklık hissi vermesi ise eklem zarındaki iltihaplanmanın alevlendiğini gösteren önemli bir işarettir.
Kronikleşen Kireçlenme Ağrısı Neden Olur?
Hastalığı sadece basit bir kıkırdak kaybı olarak görmek, hastaların neden bu kadar şiddetli ağrılar çektiğini açıklamakta yetersiz kalır. Normal şartlarda sağlıklı kıkırdak dokusunun içinde ağrıyı hissedecek sinir lifleri yoktur. Durum böyleyken, hastaların doku tamamen yok olmadan çok önce şiddetli ağrılar çekmesinin ardında çok farklı mekanizmalar yatar.
Kıkırdak eridikçe, eklemi çevreleyen zarda ve altındaki kemikte şiddetli bir iltihaplanma süreci başlar. Vücut bu iltihaplı bölgeye daha fazla kan taşımak ve sözde bir onarım başlatmak için mikroskobik boyutlarda, anormal yeni kılcal damarlar inşa eder. Fakat sorun tam da burada başlar; oluşan bu yeni ve hastalıklı damarlar tek başlarına büyümezler. Beraberlerinde ağrı sinyallerini taşıyan mikroskobik duyusal sinir liflerini de eklemin içine doğru sürüklerler.
Normalde ağrı hissetmemesi gereken dokular, en ufak bir basınçta, hatta istirahat halinde bile beyne sürekli ağrı sinyali gönderen aşırı duyarlı bir merkeze dönüşür. Hastalık ilerledikçe bu sinir ağı o kadar hassaslaşır ki hasta oturduğu yerde dinlenirken veya gece yatağında uyurken bile uykudan uyandıran şiddetli sızılarla mücadele etmek zorunda kalır. Basit ağrı kesicilere yanıt vermeyen, hastanın psikolojisini bozan ve hayat kalitesini dibe çeken bu kronik ağrının temel mimarı, işte eklem içinde oluşan bu anormal damar ve sinir yumaklarıdır.
Doğru Kireçlenme Tanısı Nasıl Konulur?
Doğru tedavi planlamasının ilk adımı, şüphesiz ki hastalığın adını tam ve eksiksiz koyabilmektir. Tanı sürecinde en önemli aşama, hekimin hastayı dikkatle dinleyerek aldığı detaylı tıbbi öykü ve sonrasında yapılan kapsamlı fizik muayenedir. Ağrının karakteri, ne zaman arttığı, hangi hareketlerle hafiflediği gibi detaylar çok değerli ipuçları sunar.
Bunun ardından görüntüleme yöntemleri devreye girer. Ayakta, eklem üzerine yük binerken çekilen röntgen filmleri, tanı için ilk başvurulan ve en yaygın kullanılan yöntemdir. Bu filmlerde eklem aralığının ne kadar daraldığı, kıkırdak kaybının derecesi ve kemik çıkıntılarının boyutu net bir şekilde görülür. Ancak röntgen, kıkırdak dokusunun kendisini ve yumuşak dokuları doğrudan gösteremez.
İşte bu noktada Manyetik Rezonans Görüntüleme, yani MR devreye girer. MR, kıkırdak yapısındaki milimetrik bozulmaları, kemik iliği içindeki ödemi ve eklem zarındaki kalınlaşmayı son derece detaylı bir şekilde haritalandırır. Özellikle yeni nesil ameliyatsız tedavi seçenekleri planlanan hastalarda, anormal damarlanmanın ve iltihabın nerede yoğunlaştığını tespit etmek için MR taramaları vazgeçilmez bir kılavuz görevi görür. Röntgen ve MR bulguları birleştirildiğinde, hastalığın evresi sıfırdan dörde kadar derecelendirilir ve her hasta için en uygun, en kişiselleştirilmiş tedavi haritası çıkarılır.
Ameliyatsız Kireçlenme Tedavisinde Girişimsel Yöntemlerin Avantajları Nelerdir?
Hastalığın tedavisinde genellikle belirli basamaklar izlenir. Kilo verme, düzenli egzersiz ve fizik tedavi ilk akla gelenlerdir. Ağrı kesici haplar ve kremlerle süreç yönetilmeye çalışılır. Ancak bu yöntemler yetersiz kaldığında ve ağrı kişinin hayatını yaşanmaz hale getirdiğinde, geçmişte tek seçenek büyük bir protez ameliyatıydı.
Günümüzde tıbbın ilerlemesiyle birlikte hastaların önüne büyük cerrahi operasyonlara alternatif olabilecek, ameliyatsız bir köprü inşa eden girişimsel radyolojik yöntemler çıkmıştır. Gelişmiş görüntüleme cihazlarının rehberliğinde uygulanan bu yöntemler büyük kesiler olmadan doğrudan sorunun kaynağına yönelik tedaviler sunar. Hastalar aylarca sürecek yorucu rehabilitasyon süreçlerinden kurtulur ve çok daha konforlu bir iyileşme dönemi geçirir.
Bu yöntemlerin sunduğu avantajlar aşağıdaki gibidir:
- Minimal invaziv yaklaşım
- Genel anestezi gerektirmemesi
- Hızlı taburcu olma imkanı
- Günlük hayata çabuk dönüş
- İğne deliğinden yapılan işlemler
- Dikiş veya yara izi olmaması
- Hedefe yönelik hassas müdahale
- Düşük komplikasyon riski
Bütün işlemler, cilt üzerinden sadece bir iğne deliği büyüklüğünde noktadan girilerek tamamlanır. İşlemler sırasında bölge uyuşturulur ve hastanın rahatlaması sağlanır. Bu durum özellikle yaşlı ve farklı kronik hastalıkları olan bireylerde hayati bir güvenlik sağlar. Büyük ameliyatların aksine günlerce hastanede yatmaya gerek yoktur. Hasta işlemden sadece birkaç saat sonra kendi ayakları üzerinde yürüyerek taburcu edilir. Görüntüleme teknolojileri sayesinde sağlam dokulara zarar verilmez, işlem milimetrik bir doğrulukla sadece hastalıklı bölgeye uygulanır.
Devrim Niteliğindeki Kireçlenme Tedavisi Embolizasyon (GAE) Nedir?
Özellikle diz bölgesindeki kireçlenmelerde son yılların en büyük yeniliklerinden biri geniküler arter embolizasyonu adı verilen işlemdir. Bu yöntem hastalığı sadece mekanik bir aşınma sorunu olarak gören eski anlayışı tamamen yıkar. Bunun yerine, hastalığın temelindeki damarsal ve iltihabi mekanizmayı hedefler.
Daha önce bahsettiğimiz gibi, kronik ağrının ana kaynağı eklem zarında çoğalan anormal yeni damarlar ve bunların taşıdığı sinir ağlarıdır. Embolizasyon işlemi, işte bu anormal damar yumağını besleyen çok ince kılcal damarların içeriden, anjiyografi yöntemiyle geçici olarak tıkanması prensibine dayanır. Bu hastalıklı kan akışı kesildiğinde, bölgeye iltihap taşıyan zararlı kimyasalların akını durur.
Bu durum sağlandığında, eklem zarındaki şişlik inmeye başlar. En önemlisi, yeni oluşan duyusal sinir uçlarının uyarılabilirliği kaybolarak o geçmek bilmeyen kronik ağrı sinyali susturulur. Eklem içindeki iltihabın sönmesiyle birlikte hastanın hareket kabiliyeti artar, merdiven inip çıkmak, yürümek ve günlük işleri yapmak tekrar mümkün hale gelir. Bu yöntem kıkırdağı yeniden oluşturmasa da hastalığın yarattığı yıkıcı ağrı döngüsünü kırarak hastaya yıllarca sürebilecek son derece konforlu bir dönem sunar.
Embolizasyon ile Kireçlenme Tedavisi Hangi Aşamalardan Oluşur?
Bu işlem tam donanımlı ve steril bir anjiyografi ünitesinde, görüntüleme kılavuzluğu eşliğinde gerçekleştirilen yüksek teknolojik bir prosedürdür. Oldukça ince ve hassas aletlerle çalışıldığı için özel bir uzmanlık gerektirir.
İşlem basamakları şunlardır:
- Lokal anestezi uygulaması
- Kasıktan damar içine giriş
- Dizin damar haritasının çıkarılması
- Sorunlu bölgeye mikro kateterle ulaşım
- Anormal damarların tıkanması
- Mikro küreciklerin enjeksiyonu
- Kateterin çekilmesi ve pansuman
- Hastanın gözlem altına alınması
Öncelikle hastanın kasık bölgesi tamamen uyuşturulur. Herhangi bir cerrahi kesi yapılmadan, özel bir iğne yardımıyla atardamara girilir. Damarın içi ağrı hissetmediği için hasta ilerleyişi duymaz. İnce borucuklar vasıtasıyla diz bölgesine doğru inilir. Bu aşamada renkli ilaç verilerek dizin detaylı damar haritası çıkarılır ve iltihabın yoğunlaştığı anormal lekeler tespit edilir.
Ardından hastanın ağrıyı en çok hissettiği bölgeye giden ince damar dallarının içerisine saç teli kalınlığındaki kateterlerle girilir. Doğru noktaya ulaşıldığından emin olunduğunda, kum tanelerinden bile küçük biyolojik kürecikler yavaşça enjekte edilir. Bu kürecikler, bacağın ana kan akımını kesinlikle engellemez; sadece o hastalıklı kılcal damar ağının içine yerleşerek anormal kanamayı dengeler. İstenilen tıkanma sağlandıktan sonra malzemeler çekilir, kanama kontrolü yapılır ve işlem tamamlanır. Birkaç saatlik dinlenmenin ardından hasta evine dönebilir.
Sinirleri Hedef Alan Kireçlenme Tedavileri Nelerdir?
Bazı durumlarda hastanın genel sağlık durumu veya eklem anatomisi damar içi tedavilere uygun olmayabilir. İşte bu aşamada ağrıyı taşıyan sinir hatlarına doğrudan müdahale edilen ablasyon teknikleri mükemmel birer alternatif olarak öne çıkar. Ablasyon, hastalıklı dokunun veya ağrı ileten sinirin işlevsiz hale getirilmesi demektir.
Radyofrekans ablasyon yöntemi, yüksek frekanslı radyo dalgalarının oluşturduğu ısı enerjisinden faydalanır. Ultrason veya röntgen cihazı kılavuzluğunda, eklem çevresindeki duyusal sinirlerin geçtiği noktalara özel iğnelerle girilir. İğne ucundan verilen akım, sinir çevresinde kontrollü bir ısı yaratarak sinirin ağrı iletme yeteneğini güvenli bir şekilde bloke eder. Eklemden beyne giden alarm zilleri susturulur ve hastanın ağrı hissi ortadan kalkar.
Kriyoablasyon ise bunun tam tersi bir mantıkla, yani dondurarak çalışır. Isı yerine aşırı soğuğun gücünden faydalanılır. Özel bir sistemle iğne ucunda sıfırın altında derecelerde bir buz topu oluşturularak ağrı siniri dondurulur. Soğuğun doğal bir uyuşturucu etkisi olduğu için, işlem anında ve sonrasında ağrı hissedilme ihtimali çok daha düşüktür. Her iki yöntem de aylarca süren rahatlama sağlar ve gerektiğinde güvenle tekrarlanabilir.
İğneli Yöntemlerle Kireçlenme Ağrılarına Nasıl Müdahale Edilir?
Hastalığın zaman zaman şiddetlenen alevlenme dönemleri olur. Bu dönemlerde iltihabı hızlıca baskılamak ve hastayı ayağa kaldırmak için doğrudan eklem içine yapılan nokta atışı enjeksiyonlar hayat kurtarıcı olabilir. Gelişmiş tıbbi görüntüleme cihazları kullanılarak yapılan bu enjeksiyonlarda ilaç, milimetrik bir kesinlikle hasarlı bölgeye ulaştırılır. Bel ve boyun kireçlenmelerinde omurlar arasındaki küçük eklemlere veya kalça arkasındaki leğen kemiği eklemlerine yapılan atışlar, mekanik ağrıların yönetiminde kilit rol oynar.
Bunun yanı sıra dokuyu onarmayı amaçlayan rejeneratif tıp uygulamaları da hızla gelişmektedir. Hastanın kendi kanından elde edilen ve iyileştirici hücreler açısından zenginleştirilmiş sıvıların eklem içine verilmesi, vücudun doğal tamir mekanizmalarını tetikler. Benzer şekilde karın yağından veya kemik iliğinden alınan kök hücrelerin özel işlemlerden geçirilerek hasarlı kıkırdak bölgesine uygulanması, hücresel yıkımı yavaşlatmada ve dokuyu korumada çok güçlü biyolojik etkiler yaratır. Erken evrelerde uygulandığında bu biyolojik tedavilerin başarı oranı oldukça yüksektir.
Bu Yeni Kireçlenme Tedavileri İçin Kimler Uygun Adaylardır?
Yeni nesil tedavilerin başarısındaki en önemli sır, hastaya en uygun yöntemin seçilmesinde yatar. Her hastanın şikayeti, yaşı, yaşam tarzı ve eklem yapısı birbirinden farklıdır. Bu nedenle tedaviler standart bir reçete gibi herkese aynı şekilde uygulanamaz. Kapsamlı bir değerlendirme sonucunda doğru profillere uygulandığında sonuçlar yüz güldürücüdür.
En uygun aday profilleri şunlardır:
- İlaç ve fizik tedaviye yanıt vermeyenler
- Ameliyattan çekinen bireyler
- Genel anestezi riski taşıyanlar
- Protez ameliyatını ertelemek isteyenler
- Ameliyat sonrası ağrısı devam edenler
- Kronik ağrı şikayeti olanlar
- Hastalığı orta evrede olanlar
- Aktif yaşam tarzını korumak isteyenler
Aylarca süren düzenli ilaç kullanımı ve egzersiz programlarına rağmen şiddetli ağrıları geçmeyen, yürümekte ve günlük işlerini yapmakta zorlanan hastalar bu yenilikçi işlemlerden büyük fayda görür. Total eklem protezi ameliyatı olma düşüncesinden korkan, ameliyatın ve sonrasındaki uzun fizik tedavi sürecinin risklerini göze almak istemeyen bireyler için de mükemmel bir alternatiftir. İleri yaş, şiddetli kalp damar hastalıkları veya akciğer sorunları nedeniyle genel anestezi alması tıbben sakıncalı olan hastalar, lokal anestezi ile yapılan bu işlemler sayesinde güvenle tedavi olabilirler. Ayrıca yaşı henüz genç olan ve protezlerin kısıtlı ömrü nedeniyle ameliyatı mümkün olduğu kadar ileriki yıllara ertelemek isteyen aktif bireyler de bu yöntemlerle zaman kazanıp konforlu bir yaşam sürebilirler.

Prof. Dr. Özgür Kılıçkesmez, minimal invaziv damar içi tedavilere odaklanan, Türkiye’nin önde gelen girişimsel radyoloji ve nöroradyoloji uzmanlarından biridir. Anevrizma ve inme tedavileri, embolizasyon işlemleri, tiroid ve paratiroid hastalıklarının ameliyatsız tedavileri, girişimsel onkoloji ve periferik damar girişimleri başlıca uzmanlık alanları arasındadır. Halen İstanbul Memorial Göztepe Hastanesi Girişimsel Radyoloji ve Nöroradyoloji Bölümü Sorumlusu olarak görev yapmaktadır.
1997 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olan Prof. Dr. Kılıçkesmez, 2012–2013 yıllarında Londra Guy’s & St Thomas’ ve King’s College Hospital’da “Clinical Fellow” olarak girişimsel radyoloji ve onkoloji alanında ileri eğitim almıştır. 2020 yılında profesör unvanını almış, aynı yıl SBÜ Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Girişimsel Radyoloji Kurucu Hekimi olmuştur. Ayrıca EBIR (European Board of Interventional Radiology) sertifikasına sahiptir.
Prof. Dr. Kılıçkesmez’in 94 uluslararası, 40 ulusal makalesi ve 2500’ün üzerinde atıfı bulunmaktadır. American Journal of Roentgenology (AJR) ve Diagnostic & Interventional Radiology gibi prestijli dergilerde hakemlik yapmaktadır. Klinik ve akademik deneyimiyle inme tedavisi, beyin anevrizması, embolizasyon, tümör ablasyonu ve tiroid/paratiroid hastalıklarının minimal invaziv tedavileri konularında ulusal ve uluslararası alanda referans gösterilen bir isimdir.

Vaka Örnekleri
Santral ven oklüzyonu: Balon tedavisi
Vakalar
Y stent eşlikli kapalı anevrizma tedavisi
Vakalar
Bel fıtığı disk içi radyofrekans tedavisi sonucu
Fıtık Tedavisi
Boyun Fıtığı Tedavisinde Lazer Teknolojisi ve Anjiyografi
Fıtık Tedavisi
Basedow-Graves hastalığı ameliyatsız tedavi sonucu
Tiroid Hastalıkları
TAKE işlemi ile yok edilen karaciğer tümörü
Kanser Tedavisi
Ameliyatsız Paratiroid Adenomu Tedavisi Sonucu
Paratiroid Adenomu
Sol akciğer komşuğuna gizlenmiş paratiroid adenomu
Paratiroid Adenomu
Bağırsak dalak anevrizması embolizasyonu
Embolizasyon
Dev dalak damar anevrizması kaplı stent ile tedavisi
Stent
Böbrek damarı anevrizmasının akım yönlendirici stent ile tedavisi
Stent
Dev Karaciğer Hemanjiom Mikrodalga Ablasyon
Ablasyon
Nefrostomi
Vakalar
Kanamış Beyin Anevrizmasının Koil ile Tedavisi
Embolizasyon
Kanamış Beyin Damar Yumağı (AVM) Embolizasyon Tedavisi
Embolizasyon
Beyin Toplar Damar Stentleme