Damar anatomisi ve damar çeşitleri, kanın yaşam taşıyan devasa bir ağ içindeki dağılımını ve bu ağın yapısal özelliklerini kapsar. Vücudumuzun bu temel ulaşım sistemi; yüksek basınçlı kanı dağıtan atardamarlar, düşük basınçla kanı toplayan toplardamarlar ve hücrelerle teması sağlayan ince yapılı kılcal damarlar olarak üç ana grupta incelenir. Vasküler sistemin bu düzenli yapısı, kalpten çıkan kanın her bir dokuya özelleşmiş yollarla ulaştırılmasını sağlayan hayati bir mühendislik örneğidir. Kan dolaşımını yürüten bu damar yolları, güncel tıp teknolojilerinin vücudun derinliklerine kesi yapmadan ulaşmasını sağlayan doğal birer tedavi kanalıdır.
Vücudumuzdaki Damar Ağı Gerçekte Ne Kadar Büyüktür ve Nasıl İşler?
İnsan vücudundaki damar ağı, kelimenin tam anlamıyla mucizevi bir uzunluğa sahiptir. Vücudumuzdaki tüm damarları uç uca ekleme şansımız olsaydı, bu uzunluğun dünyayı ekvatordan birkaç kez dolaşabilecek kadar büyük bir mesafeye ulaşacağı hesaplanmıştır. Bu benzersiz ulaşım ağının temel amacı, soluduğumuz oksijeni ve yediğimiz gıdalardan elde ettiğimiz besinleri en ücra köşelerdeki hücrelerimize kadar taşımak, aynı zamanda hücrelerde oluşan karbondioksit gibi atık maddeleri vücuttan atılmaları için ilgili organlara geri götürmektir.
Bu devasa sistemi, muazzam büyüklükteki bir ülkenin otoyol ağına benzetebiliriz. Başkentten, yani kalpten çıkan devasa otoyollar zamanla şehirlere giden daha dar bulvarlara, oradan da evlerin kapısına kadar ulaşan kılcal sokaklara ayrılır. İşte bu yapının her bir bölümü, kendine has fiziksel özelliklere, basınç değerlerine ve ne yazık ki kendine özgü hastalıklara sahiptir. Bu karmaşık haritayı çok iyi tanımak, otoyollardaki trafiği açmak veya hasar görmüş yolları onarmak için geliştirilen minimal invaziv, yani en az müdahaleyle yapılan tedavilerin omurgasını oluşturur.
Atardamarlar (Arterler) Yüksek Basınca Nasıl Dayanır ve Vücuttaki Görevleri Nelerdir?
Atardamarlar, kalbin güçlü kasılmalarıyla fırlattığı temiz ve oksijen açısından zengin kanı tüm vücuda dağıtan ana taşıyıcı kolonlardır. Kalbin her atışında kan, bu damarların içine adeta bir şok dalgası gibi çok yüksek bir basınçla pompalanır. Bu şiddetli basınca ve sürekli tekrarlayan dalgalanmaya dayanabilmek için atardamarlar oldukça kalın, kaslı ve esnek bir duvar yapısına sahip olacak şekilde yaratılmışlardır. Bu olağanüstü esneklik, kanın damar içinde sörf yaparcasına ileriye doğru itilmesini ve nabız dediğimiz o ritmik dalgalanmanın oluşmasını sağlar.
Yüksek basınçlı bir sistem oldukları ve çok kritik organları besledikleri için atardamarlarda meydana gelen hastalıklar son derece dramatiktir. Atardamarlarda oluşabilecek herhangi bir daralma veya tam tıkanıklık, kanın ulaşması gereken hedef organın anında oksijensiz kalmasına neden olur. Eğer bu tıkanıklık kalbi besleyen damarlarda olursa kalp krizi, beyni besleyen damarlarda olursa felç, bacak damarlarında olursa yürüme güçlüğü ve hatta kangren gibi hayati tehlike oluşturan durumlar ortaya çıkar.
Vücudumuzdaki temel damar grupları şunlardır:
- Atardamarlar
- Toplardamarlar
- Kılcal damarlar
Toplardamarlar (Venler) Yerçekimine Karşı Gelerek Kanı Kalbe Nasıl Ulaştırır?
Kan, vücudun en uç noktalarına ulaştıktan, oksijenini ve besinini dokulara bıraktıktan sonra tekrar temizlenmek üzere kalbe ve akciğerlere geri dönmek zorundadır. Bu uzun ve zahmetli geri dönüş yolculuğunu toplardamarlar üstlenir. Atardamarların aksine, toplardamarlarda kan basıncı çok düşüktür. Özellikle ayaklarımızdaki ve bacaklarımızdaki kirli kanın, yerçekimine tamamen karşı koyarak kalbe kadar tırmanması oldukça zorlu bir fiziksel meydan okumadır.
Peki vücudumuz bu sorunu nasıl çözer? Toplardamarların iç yüzeyinde, sadece yukarıya doğru tek yönde açılan çok özel kapakçıklar bulunur. Biz hareket ettikçe, yürüdükçe veya koştukça bacak kaslarımız kasılır ve içinden geçen damarları sıkarak kanı bir üst kademeye pompalar. Kan yukarı çıktıktan sonra bu kapakçıklar hızla kapanarak kanın tekrar aşağıya düşmesini engeller. Bu kusursuz sistem bozulduğunda ve kapakçıklar sızdırmaya başladığında, kan bacaklarda göllenir. Bunun sonucunda ağrı, şişlik ve hepimizin bildiği varis hastalığı meydana gelir.
Kılcal Damarlar Vücudumuzun En Önemli Takas Merkezleri Olmayı Nasıl Başarır?
Kılcal damarlar, çıplak gözle görülemeyecek kadar ince, adeta bir saç telinden bile daha dar olan ve hücrelerle doğrudan doğruya temas kuran mikroskobik damarlardır. Atardamarlarla toplardamarlar arasında bulunan bir köprü işlevi görürler. Kanın içindeki oksijenin ve hayati besinlerin hücreye geçtiği, hücredeki karbondioksit gibi zararlı atıkların ise kana karıştığı asıl pazar yeri ve takas merkezi burasıdır.
Duvarları o kadar incedir ki sadece tek bir hücre kalınlığındadır. Bu aşırı ince yapı maddelerin damar duvarından sızarak kolayca yer değiştirmesine olanak tanır. Kılcal damarların içi o kadar dardır ki kırmızı kan hücreleri buradan geçerken arka arkaya, tek sıra halinde ilerlemek zorunda kalırlar. Sağlıklı ve zinde bir yaşam için, milyarlarca hücreyi besleyen bu mikro düzeydeki alışverişin kesintisiz olarak devam etmesi şarttır.
Bir Damarın Duvarı Hangi Özel Katmanlardan Meydana Gelir?
Bir damarı enine kestiğimizde, onun tek parça basit bir plastikten veya hortumdan ziyade, tıpkı bir soğan gibi iç içe geçmiş farklı zarlardan oluştuğunu görürüz. Bu katmanların her birinin kendine ait çok özel bir hücresel yapısı ve üstlendiği hayati bir görevi vardır. Damar hastalıkları, bu katmanların hangisinin hasar gördüğüne ve zayıfladığına göre farklı şekillerde ortaya çıkar. Modern tıpta damar içine iğneler, teller ve kateterlerle girilerek yapılan tüm ince ayar tedaviler, bu üç katmanın fiziksel özellikleri hesaba katılarak tasarlanır.
Bir damarın duvarını oluşturan temel katmanlar şunlardır:
- Tunika intima
- Tunika media
- Tunika adventisya
Bu katmanların bütünlüğünün korunması, damarın kan sızdırmadan sağlıklı bir şekilde işlev görmesini sağlar. Doktorlar olarak herhangi bir işlem yaparken, aletlerimizin bu katmanlara zarar vermemesine en yüksek düzeyde özen gösteririz.
Damarın En İç Tabakasında Meydana Gelen Hasarlar Hangi Ciddi Sorunlara Yol Açar?
Damarın en iç tabakası, kanla doğrudan temas eden ve teflon bir tava kadar pürüzsüz olan tek sıralı bir hücre örtüsüdür. Bu kusursuz pürüzsüzlüğün çok önemli bir amacı vardır: Kan hücrelerinin damar duvarına yapışmasını, kümelenmesini ve damarı tıkayacak bir pıhtı oluşturmasını önlemek. Ancak yüksek tansiyon, sigara dumanındaki zehirli maddeler, kontrolsüz şeker hastalığı veya kolesterol yüksekliği gibi nedenlerle bu pürüzsüz yüzey çizilir veya tahriş olursa sorunlar başlar.
Hasar gören bu iç yüzeye zamanla yağ ve kolesterol birikerek damarı daraltan kireçli plakları oluşturur. Daha da korkutucu olanı, bu incecik iç zarda küçük bir yırtık meydana gelmesidir. Kan, yüksek basıncın etkisiyle bu yırtıktan içeri girerek damar duvarının katmanları arasında ilerlemeye başlar ve damarı adeta bir muz kabuğu gibi ikiye ayırır. Buna diseksiyon adı verilir. Kanın damar duvarı içinde kendine sahte bir yol açması, asıl yolun sıkışıp kapanmasına yol açar. Damar içinden yapılan hassas müdahalelerde bu pürüzsüz iç tabakayı zedelememek için, suyla temas ettiğinde sabun gibi kayganlaşan çok özel teller kullanılır.
Damarlarımızın Orta Tabakasındaki Esneklik Kaybolduğunda Hastalıklara Nasıl Zemin Hazırlanır?
Damarın orta tabakası, düz kas hücrelerinden ve esnek, paket lastiği benzeri liflerden oluşan, damarın asıl fiziksel gücünü sağlayan bölümdür. Özellikle atardamarlarda bu kas tabakası son derece kalındır. Damarın ortama göre daralıp genişlemesini ve tansiyonu dengelemesini bu kaslar kontrol eder. Eğer bu tabakadaki elastik lifler zamanla yaşlılık, genetik faktörler veya sürekli yüksek tansiyonun yarattığı baskı nedeniyle erir ve zayıflarsa, damar duvarı basınca dayanamaz ve dışa doğru balon gibi şişmeye başlar. Bu tehlikeli genişlemeye anevrizma diyoruz.
Öte yandan damar tıkanıklıklarını açmak için uygulanan kapalı ameliyatsız işlemlerde aslında doğrudan bu kas tabakasına müdahale edilir. Sönük bir balon darlığın olduğu yere ilerletilir ve şişirildiğinde damarın orta tabakası dışa doğru zorlanarak esnetilir. Ancak buradaki kasların doğal bir savunma refleksi vardır; esnetildiklerinde tıpkı bir lastik gibi hızla eski dar hallerine dönmek isterler. İşte sırf damarın tekrar büzüşmesini engellemek için, içeride kalıcı bir destek direği görevi görecek olan stent adı verilen esnek metal kafesler geliştirilmiştir.
Damarın En Dış Koruyucu Kılıfı Bizi Hayati Tehlikelerden Nasıl Korur?
En dış tabaka, damarı içinden geçtiği çevre dokulara sıkıca bağlayan ve aşırı gerilmelere karşı damarı koruyan oldukça sağlam, kollajen liflerle örülmüş bir kılıftır. Bu kılıfın içinde damarın kendi kas hücrelerini besleyen daha da küçük, minyatür damarlar ve damarın ne kadar kasılacağını beyne ileten sinir ağları bulunur. Bu sağlam tabaka, damarın çok yüksek kan basıncı altında patlamasını engelleyen son ve en önemli savunma hattıdır.
Eğer bir damardaki balonlaşma çok büyür ve bu en dıştaki son sağlam kılıf da basınca dayanamayarak yırtılırsa, kan damarın dışına, yani vücut boşluklarına büyük bir hızla boşalmaya başlar. Bu durum damar rüptürü, yani damar patlamasıdır. Saniyelerle yarışılan, hastanın hızla kan kaybından şoka girdiği acil bir durumdur. Böyle bir durumda acil olarak damar içinden kaplı stentler gönderilerek bu yırtığın içeriden bir yama gibi kapatılması gerekir.
Damar İçindeki Hastalıklara Vücutta Büyük Kesiler Yapılmadan Nasıl Ulaşılır?
Geçmiş yıllarda damar hastalıklarının tedavisi sadece hastanın vücudunda yapılan büyük cerrahi kesilerle, açık ameliyatlarla mümkündü. Ancak günümüzde, modern tıbbın sunduğu tekniklerle işler tamamen boyut değiştirmiştir. İşlem genellikle sadece cilde yapılan ve bir iğne ucu kadar küçük olan bir noktadan girilerek gerçekleştirilir. İğnenin içinden çok ince, esnek bir kılavuz tel damarın içine dikkatlice gönderilir.
Ardından iğne çıkarılır ve tüm tedavi süreci bu telin üzerinden damara yerleştirilen incecik plastik borular, yani kateterler aracılığıyla yapılır. Dışarıdan bakıldığında hastanın vücudunda ne bir kesi ne de bir dikiş izi bulunur, ancak doktor damarın içinde metrelerce yol kat ederek kalbe, beynin en ince damarlarına veya ayağın en uç noktalarına kadar ulaşabilir. Bu işlemler, hastanın damar haritasını canlı bir yayın gibi ekrana yansıtan yüksek çözünürlüklü anjiyografi cihazlarının kılavuzluğunda büyük bir titizlikle yapılır.
Aort Damarındaki Şekil ve Çıkış Farklılıkları Tedavi Sürecinde Neden Hayati Önem Taşır?
Kalpten çıkan ve tüm vücuda kanı dağıtan en büyük, en geniş ana damarımız aorttur. Aort damarı kalpten çıktıktan sonra göğüs kafesi içinde bir baston sapı gibi kavis çizer ve bu kavis üzerinden beyne, sağ ve sol kollara giden üç ana dalı verir. Standart ve en yaygın insan anatomisinde bu dallar yan yana üç ayrı kök halinde düzenli bir şekilde sıralanır. Ancak insanların yaklaşık beşte birinde bu dalların çıkış şekilleri ve dizilimleri birbirinden farklıdır.
Örneğin sağ kolu ve beyni besleyen damar ile sol beyni besleyen damar, aorttan ayrı ayrı bağımsız çıkmak yerine birleşerek tek bir ortak kökten çıkabilir. Bu durum bir hastalık değildir, kişi hayatı boyunca bunun farkına bile varmadan tamamen sağlıklı yaşar. Ancak inme geçiren bir hastada beyne pıhtı çıkarıcı aletlerle ulaşmak gerektiğinde, bu şekil farklılıkları işlemi bir anda çok zorlaştırabilir. Damarın çıkış açısı farklı olduğu için, normal kateterler yerine şekli çoban asasına veya kıvrımlı bir kobra yılanına benzeyen çok daha özel ve farklı eğimli aletler kullanmak zorunlu hale gelir.
Karın İçindeki Organlarımızı Besleyen Damarlar Neden Kişiden Kişiye Farklılık Gösterir?
Aort damarı göğüs boşluğundan karın boşluğuna indiğinde; karaciğer, mide, dalak, bağırsaklar ve böbrekler gibi hayati fonksiyonları olan organlara dallar verir. İnsan vücudunda damar anatomisinin kişiden kişiye en fazla farklılık gösterdiği bölge karın bölgesidir. Normal şartlarda her bir böbreğe kan taşıyan tek bir ana atardamar bulunurken, toplumun neredeyse yarısında böbreğe giden ikinci veya bazen üçüncü yedek atardamarlar bulunabilir.
Aynı şekilde karaciğeri besleyen ana damar da standart yerinden değil bağırsakları besleyen bambaşka bir damardan köken alabilir. Bu anatomik farklılıklar tedavi planlamasında çok kritiktir. Eğer yüksek tansiyonu olan bir hastanın sadece ana böbrek damarına bakılırsa, daralmış olan bu gizli yedek damar gözden kaçabilir ve hastanın tansiyonu bir türlü düşürülemez. Veya karaciğer kanseri tedavisinde tümöre ilaç verilirken, karaciğeri besleyen bu farklı yollar tespit edilemezse, tümör bir yoldan kapatılsa bile diğer yoldan beslenmeye ve büyümeye devam eder.
Tıkanmış Bir Atardamar Cerrahi İşlem Olmadan Ameliyatsız Olarak Nasıl Açılır?
Damar sertliğine bağlı tıkanıklıklar bacaklarda yürürken bıçak saplanır gibi bir ağrıya, ayaklarda iyileşmeyen derin yaralara veya parmaklarda doku ölümüne kadar giden ciddi sonuçlar doğurur. Bu tehlikeli darlıkların açılması için açık ameliyat yerine artık öncelikle damar içi yöntemler yani dışarıdan hiçbir kesi yapılmayan tedaviler tercih edilir. Anjiyografi cihazının eşliğinde, iğne deliğinden damara girilerek darlığın veya tam tıkanıklığın olduğu karanlık bölgeye kadar ilerlenir.
Önce milimetrik incelikteki çok özel kaplamalı tellerle darlığın içi dikkatlice geçilir. Daha sonra bu telin üzerinden sönük haldeki bir balon o bölgeye ilerletilir ve tam darlığın ortasında konumlandırılır. Balon, dışarıdan basınçlı bir sıvı verilerek şişirildiğinde, damarı tıkayan o kireçli sert plaklar ezilerek damar duvarına doğru yapıştırılır ve kapanmış olan kanal açılır. Eğer damar kendi içine çökmeye eğilimliyse, balonun üzerine yerleştirilmiş olan stentler açılarak damar duvarına sağlam bir iskelet gibi yerleştirilir. Böylece kan akışı tekrar sağlanır ve bacak kesilmekten kurtarılır.
En sık uygulanan damar içi tedavi yöntemleri şunlardır:
- Balonla damar genişletme
- Stent yerleştirme
- Pıhtı eritici ilaç tedavileri
Baloncuk Yapan Damarlar Açık Ameliyat Yapılmadan Damar İçinden Nasıl Onarılır?
Daha önce de belirttiğimiz gibi, damarın orta tabakasının eriyerek zayıflaması sonucu ortaya çıkan anevrizma, yani damarın balonlaşması, patlama riski taşıyan sinsi ve saatli bir bomba gibidir. Özellikle karın bölgesindeki aort damarında oluşan bu anevrizmalar belirli bir büyüklüğe ulaştığında aniden yırtılma riski taşır ve mutlaka müdahale gerektirir. Eskiden bu durumu düzeltmek için hastanın karnı boydan boya açılarak riskli ve uzun bir cerrahi ameliyat yapılırdı.
Bugün ise bu büyük ameliyatlara gerek kalmadan, sadece kasıktaki damarlardan küçük bir delikten girilerek onarım yapılmaktadır. Üzeri çok özel, sızdırmaz bir sentetik kumaşla kaplı olan suni damar stentleri, kateterler aracılığıyla kapalı olarak balonlaşmış bölgenin tam içine taşınır. İçeride bir şemsiye gibi açılan bu kaplı stent, kanın artık o balonlaşmış, incecik ve zayıf damar duvarına değmeden doğrudan kendi içinden akmasını sağlar. Böylece zayıf bölgenin üzerindeki kan basıncı tamamen sıfırlanır ve hastanın patlama riski ortadan kaldırılmış olur.
Bacaklardaki Varisler ve Damar Kapakçığı Sorunları İğne Deliğinden Nasıl Tedavi Edilir?
Toplardamar sisteminde, yerçekimine karşı kanın aşağıya düşmesini engelleyen kapakçıklar bozulduğunda kan bacaklarda göllenir ve varisler oluşur. Cilt altında kötü görünümlü kıvrımlı damarlar, bacaklarda ağırlık hissi, şişlik ve gece krampları hastanın yaşam kalitesini oldukça düşürür. Geçmişte bu sorunlu ana damarların kasıktan bileğe kadar bir telle çekilip vücuttan sökülerek çıkarıldığı ağrılı cerrahi uygulamalar yapılırdı.
Günümüzde ise bu yöntem büyük ölçüde terk edilmiştir. Bunun yerine tamamen ultrason eşliğinde, damarın içine incecik bir iğneyle girilerek yapılan lazer veya radyofrekans ablasyon yöntemleri kullanılır. Sorunlu damarın içine lazer veya radyofrekans enerjisi üreten bir tel yerleştirilir. Cihaz çalıştırılıp tel yavaşça geri çekilirken, damar içeriden kontrollü bir şekilde yakılır ve büzüşerek kapanması sağlanır. Vücut zamanla bu kapalı damarı tamamen eriterek ortadan kaldırırken, kan bacağın derinlerindeki diğer sağlıklı damarlardan güvenle yoluna devam eder. Hasta aynı gün yürüyerek evine dönebilir.
Karaciğerdeki Yüksek Damar Basıncı Ameliyatsız Yollarla Nasıl Güvenle Düşürülür?
Karaciğer sirozu gibi kronik ve zorlu hastalıklarda, bağırsaklardan ve dalaktan karaciğere kan getiren ana toplardamarda sertleşmeden dolayı kan akışı zorlaşır. Bu zorlanma nedeniyle damar içindeki basınç aşırı derecede yükselir. Bu yüksek basınç, kanın alternatif yollar arayarak yemek borusundaki veya midedeki ince damarlara yönelmesine ve onları şişirmesine neden olur. Bu şişen varisler aniden kanayarak hayati tehlike yaratabilir.
Bu kritik basıncı acilen düşürmek ve kanamayı durdurmak için çok ileri düzey bir endovasküler yöntem uygulanır. Boyundaki toplardamardan girilerek vücudun derinliklerinde, karaciğerin tam kalbindeki damarlara kadar ulaşılır. Karaciğerin içindeki yüksek basınçlı damar sistemi ile kanı kalbe götüren düşük basınçlı sistem arasına özel kaplı bir stent yerleştirilerek yeni ve yapay bir tünel açılır. Bu yeni tünel sayesinde kan, karaciğerin tıkalı bölgelerini bypass ederek kolayca akar, damar içindeki basınç saniyeler içinde düşer ve hastanın kanama riski ortadan kalkar.
Tedavi İçin Damar İçine Girmek Amacıyla Vücudun Hangi Bölgeleri Tercih Edilir?
Tüm bu ileri düzey ameliyatsız işlemleri yapabilmek için öncelikle damar sisteminin içine dışarıdan güvenli bir giriş kapısı açmak, yani damara ulaşmak şarttır. Bu giriş yeri, hastanın anatomisine, damarlarının sağlığına ve yapılacak olan spesifik işlemin türüne göre doktor tarafından özenle belirlenir.
Girişimsel işlemlerde kullanılan başlıca giriş bölgeleri şunlardır:
- Kasıktaki femoral damarlar
- El bileğindeki radial damarlar
- Boyundaki jugüler damarlar
- Koldaki brakiyal damarlar
Geleneksel olarak en çok tercih edilen giriş yeri kasık bölgesidir çünkü buradaki damarın çapı geniş cihazların yerleştirilmesine izin verir. Ancak son yıllarda teknolojinin gelişmesiyle malzemeler o kadar incelmiştir ki el bileğindeki nabız aldığımız ince atardamardan giriş yapmak çok daha popüler hale gelmiştir. El bileğinden yapılan işlemlerde hastanın saatlerce yatakta sırtüstü yatmasına gerek kalmaz, kanama riski çok düşüktür ve hasta işlemden hemen sonra kalkıp dolaşabilir. Boyun damarları ise karaciğer işlemlerinde anatomik olarak en düz rotayı sağladığı için tercih edilir.
Kanser Tedavisinde Damarların Bir Ulaşım Yolu Olarak Kullanılması Hastalara Ne Sağlar?
Damarlarımız sadece tıkanıklıklarını açtığımız veya balonlaşmalarını onardığımız cansız borular değildir; aynı zamanda hedef dokulara ve organlara ulaşmak için kusursuz bir otoyol ağıdır. Vücutta oluşan iyi veya kötü huylu tümörler, hayatta kalmak ve hızla büyümek için çok yoğun bir kanlanmaya ihtiyaç duyarlar ve kendilerini beslemek için yeni damar ağları oluştururlar. İşte tümörlerin bu kan açlığı, onları doğrudan damar içinden vurmak için tıbba benzersiz bir fırsat sunar.
Örneğin ameliyat şansı olmayan karaciğer tümörlerinde kasıktan girilerek doğrudan karaciğerdeki tümörü besleyen kılcal damarlara kadar ulaşılır. Normalde tüm vücuda damardan verilen ve saç dökülmesi gibi yan etkiler yapan kemoterapi ilacı, sadece doğrudan tümörün kalbine çok yüksek dozda verilir. Ardından tümörün beslendiği o küçük damar özel maddelerle tamamen tıkanarak kapatılır. Böylece tümör hem ilaçla zehirlenir hem de kan alamadığı için aç bırakılarak yok edilir, üstelik bu esnada vücudun geri kalanı ilacın yan etkilerinden korunmuş olur.

Prof. Dr. Özgür Kılıçkesmez, minimal invaziv damar içi tedavilere odaklanan, Türkiye’nin önde gelen girişimsel radyoloji ve nöroradyoloji uzmanlarından biridir. Anevrizma ve inme tedavileri, embolizasyon işlemleri, tiroid ve paratiroid hastalıklarının ameliyatsız tedavileri, girişimsel onkoloji ve periferik damar girişimleri başlıca uzmanlık alanları arasındadır. Halen İstanbul Memorial Göztepe Hastanesi Girişimsel Radyoloji ve Nöroradyoloji Bölümü Sorumlusu olarak görev yapmaktadır.
1997 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olan Prof. Dr. Kılıçkesmez, 2012–2013 yıllarında Londra Guy’s & St Thomas’ ve King’s College Hospital’da “Clinical Fellow” olarak girişimsel radyoloji ve onkoloji alanında ileri eğitim almıştır. 2020 yılında profesör unvanını almış, aynı yıl SBÜ Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Girişimsel Radyoloji Kurucu Hekimi olmuştur. Ayrıca EBIR (European Board of Interventional Radiology) sertifikasına sahiptir.
Prof. Dr. Kılıçkesmez’in 94 uluslararası, 40 ulusal makalesi ve 2500’ün üzerinde atıfı bulunmaktadır. American Journal of Roentgenology (AJR) ve Diagnostic & Interventional Radiology gibi prestijli dergilerde hakemlik yapmaktadır. Klinik ve akademik deneyimiyle inme tedavisi, beyin anevrizması, embolizasyon, tümör ablasyonu ve tiroid/paratiroid hastalıklarının minimal invaziv tedavileri konularında ulusal ve uluslararası alanda referans gösterilen bir isimdir.

Vaka Örnekleri
Santral ven oklüzyonu: Balon tedavisi
Vakalar
Y stent eşlikli kapalı anevrizma tedavisi
Vakalar
Bel fıtığı disk içi radyofrekans tedavisi sonucu
Fıtık Tedavisi
Boyun Fıtığı Tedavisinde Lazer Teknolojisi ve Anjiyografi
Fıtık Tedavisi
Basedow-Graves hastalığı ameliyatsız tedavi sonucu
Tiroid Hastalıkları
TAKE işlemi ile yok edilen karaciğer tümörü
Kanser Tedavisi
Ameliyatsız Paratiroid Adenomu Tedavisi Sonucu
Paratiroid Adenomu
Sol akciğer komşuğuna gizlenmiş paratiroid adenomu
Paratiroid Adenomu
Bağırsak dalak anevrizması embolizasyonu
Embolizasyon
Dev dalak damar anevrizması kaplı stent ile tedavisi
Stent
Böbrek damarı anevrizmasının akım yönlendirici stent ile tedavisi
Stent
Dev Karaciğer Hemanjiom Mikrodalga Ablasyon
Ablasyon
Nefrostomi
Vakalar
Kanamış Beyin Anevrizmasının Koil ile Tedavisi
Embolizasyon
Kanamış Beyin Damar Yumağı (AVM) Embolizasyon Tedavisi
Embolizasyon
Beyin Toplar Damar Stentleme