Elektrokemoterapi (ECT), kanser hücrelerinin zarına düşük yoğunluklu elektrik akımları uygulayarak geçici kanallar açan ve kemoterapi ilaçlarının doğrudan tümörün içine çok daha güçlü biçimde girmesini sağlayan lokal bir onkolojik tedavidir.
Bu yenilikçi yöntem zorlu tümörlerin kontrol altına alınmasında öne çıkan etkili bir seçenektir. Standart yaklaşımlara direnç gösteren veya cerrahi müdahalenin çok riskli olduğu durumlarda güvenilir bir alternatif sunar.
Elektrik akımının gücüyle ilaçların hücreye nüfuz kapasitesi artırılırken, etraftaki sağlıklı dokular büyük oranda korunur. Böylece yaşam kalitesini düşüren ağır yan etkilerin vücudu yormasının önüne geçilmesi hedeflenir.
Hedefe yönelik bu hassas müdahale, modern tıbbın sunduğu zarif teknolojilerden biridir. Hastalığı sadece bulunduğu alanda baskılayarak, günlük hayattan kopmadan iyileşme sürecini konforlu bir şekilde yönetmeyi mümkün kılar.
Elektrokemoterapi (ECT) Hücre Zarında Nasıl Bir Değişim Yaratır?
İnsan vücudunu oluşturan her bir hücre, çift katmanlı yağ moleküllerinden oluşan ve oldukça seçici davranan bir zar tabakasıyla çevrilidir. Bu zar, dışarıdan gelen maddelerin hücre içine girişini sıkı bir şekilde denetler. Söz konusu kanser hücreleri olduğunda, bu koruyucu duvar bazı ilaçların içeri sızmasını epey zorlaştırır. Elektrokemoterapi işlemi sırasında, tümörlü bölgeye saniyenin milyonda biri kadar çok kısa sürelerle, belirli bir voltajda elektrik akımları uygulanır. Bu akımlar doğrudan hücreyi yakmak veya parçalamak için verilmez. Aksine, hücre zarının elektriksel dengesini anlık olarak sarsarak zarda mikroskobik boyutlarda, suyu geçirebilen küçük kanallar açılmasını sağlar. Bu kanallara gözenek veya por adı verilir.
Bu aşamada en çok dikkat edilen şey, verilen akımın şiddetinin hücrenin kendi kendini onarma sınırları içinde tutulmaya çalışılmasıdır. Yani akım kesildiği anda hücre zarı hızlıca toparlanma eğilimi gösterir ve açılan bu küçük delikler genellikle kapanır. Hücre fiziksel olarak parçalanmaz, sadece çok kısa bir zaman diliminde dışarıdaki ilaçlara karşı büyük oranda savunmasız hale gelir. Zarda yaşanan bu geçici geçirgenlik durumu tedavinin belkemiğini oluşturur.
Elektrokemoterapi Uygulamasında Kullanılan Temel İlaçlar Nelerdir?
Elektrokemoterapide asıl amaç hücre kapılarını açmak olsa da içeriye girecek etkili bir ajan olmadan bu işlemin pek bir anlamı kalmaz. Bu nedenle tedaviye eşlik etmesi gereken bazı spesifik ilaçlar bulunur.
Tedavide sıklıkla tercih edilen başlıca kemoterapi ajanları şunlardır:
- Bleomisin
- Sisplatin
Bleomisin, yapısal olarak büyük ve ağır bir moleküldür. Bu büyük yapısı sebebiyle hücre zarından kendi başına geçmekte çok zorlanır. Dışarıdan verildiğinde hücrenin kapılarından sığamaz ve genellikle hücre dışındaki sıvıda bekleyip etkisini gösteremeden vücuttan uzaklaşır. Ancak elektrik akımlarıyla hücre zarında o küçük kanallar açıldığında, dışarıda bekleyen bleomisin molekülleri hızla hücrenin içine doğru hücum eder. Hücre içine giren bu ilaç, kanser hücresinin kontrol merkezi olan çekirdeğe ilerler ve DNA yapısına hasar vererek hücrenin bölünmesini engellemeye çalışır. Elektrik akımı sayesinde hücre içine giren ilaç miktarı öylesine artar ki bleomisinin tümör üzerindeki baskılayıcı etkisi yüzlerce kat güçlenebilir. Sisplatin de benzer bir mantıkla çalışır ve elektrik akımıyla birlikte hücre içine girişi kolaylaştığında etkisi önemli ölçüde artış gösterebilir.
Elektrokemoterapi İşlemi Tümörün Kan Akışını Nasıl Etkiler?
Bu tedavinin sadece hücre zarına değil aynı zamanda tümörün içinde bulunduğu damar ağına da ilginç bir etkisi vardır. Tıbbi adıyla vasküler kilit olarak bilinen bu etki tümörün içindeki kan dolaşımının geçici bir süreliğine duraklaması anlamına gelir. Kanserli dokuya elektrik akımı verildiği anda, o bölgedeki ince kılcal damarların giriş noktalarındaki küçük kaslar kasılır ve damarların iç yüzeyi daralmaya başlar.
Bu daralma dakikalar boyunca devam eder ve iki temel fayda sağlamayı amaçlar. İlk olarak damarlar daraldığı için tümörün içine verilen kanser ilacı kan yoluyla yıkanıp vücudun diğer bölgelerine kolayca dağılamaz. İlaç, tam da ihtiyaç duyulan yerde, tümör dokusunda tutulmaya çalışılır. İkinci olarak ise, tümöre giden taze kan ve oksijen aniden kesildiği için kanser hücreleri ciddi bir oksijensizlik stresi yaşar. Zaten içeri giren ilaç nedeniyle DNA’sı hasar gören hücreler, bir de oksijensiz kaldıklarında, hücresel yıkım süreci çok daha hızlı bir şekilde tetiklenebilir.
Girişimsel Radyoloji Uzmanları Elektrokemoterapiyi Nasıl Uygular?
Elektrokemoterapi, günümüz tıp pratiğinde genellikle açık bir ameliyat kesisi yapılmadan gerçekleştirilen, daha az yorucu bir yöntemdir. Hastalıklı dokuya ulaşmak için özel olarak geliştirilmiş iğne şeklindeki elektrotlar kullanılır. Bu iğnelerin doğru yere yerleştirilmesi hayati önem taşır çünkü elektrik alanının tümörü olabildiğince kapsaması amaçlanır.
Bu noktada iğnelerin rastgele değil gelişmiş görüntüleme cihazlarının rehberliğinde dikkatli hesaplamalarla yerleştirilmesi sağlanır. Tümörün vücut içindeki yeri, büyüklüğü ve etrafındaki damarlara ya da sinirlere olan uzaklığı anlık olarak ekrandan takip edilir. İğneler, tümörün yapısına göre bazen yan yana düz bir çizgi halinde, bazen de altıgen bir şekilde hizalanarak tümörün merkezine doğru ilerletilir. Böylelikle, ulaşılamaz gibi görünen veya açık cerrahi yapıldığında hastaya zarar verebilecek kitlelere müdahale etme şansı doğabilir.
Elektrokemoterapi Öncesi Yapılan Görüntüleme Planlamaları Nelerdir?
İşlemin başarı potansiyelini artırmak için, müdahaleden önce hastanın ve tümörün detaylı bir haritasının çıkarılması gerekir. Elektrik alanının tümörü ve etrafındaki çok küçük bir güvenlik sınırını içine alacak şekilde planlanması beklenir. Aksi takdirde, elektrik akımının ulaşmadığı hücreler canlı kalarak hastalığın o bölgede ileride yeniden hareketlenmesine yol açabilir.
Bu planlamayı yapmak için kullanılan başlıca görüntüleme yöntemleri şunlardır:
- Ultrasonografi
- Bilgisayarlı tomografi
- Manyetik rezonans
Bu görüntüleme cihazları sayesinde tümörün üç boyutlu yapısı incelenir. Kitlenin çapına ve yerleşimine bakılarak, kullanılacak iğnelerin uzunlukları ve birbirlerine ne kadar mesafede duracakları hesaplanır. Elektrotların arasındaki uzaklık, dokunun genel direncini belirlediği için, makineye girilecek voltaj değerlerinin daha doğru ayarlanmasına yardımcı olur.
Elektrokemoterapi İlaçları Vücuda Hangi Yollarla Verilir?
Tedavide kullanılan kemoterapi ilaçlarının hastaya nasıl verileceği, hastalığın vücuttaki yaygınlığına ve tümörlerin bulunduğu derinliğe göre değişiklik gösterir. Tedavinin hastanın o anki durumuna göre kişiselleştirilmesi bu aşamada büyük önem taşır.
İlaç uygulaması için tercih edilebilen başlıca yollar aşağıdaki gibidir:
- Damar içi enjeksiyon
- Tümör içi enjeksiyon
Eğer hastanın cildinde veya cilt altında çok sayıda, dağınık halde bulunan kitleler varsa, ilacın kol damarından serum yoluyla verilmesi daha yaygın bir yaklaşımdır. Ancak sorun derinlerdeki tek bir organda, örneğin karaciğerde izole bir kitle ise, ilacın tüm vücuda dolaşmasına her zaman gerek kalmayabilir. Bu durumda iğne yardımıyla ilaç doğrudan tümörün merkezine verilebilir. Damardan uygulanan durumlarda zamanlama çok hassastır; ilacın tümör içinde en yüksek yoğunluğa ulaştığı kısıtlı bir zaman aralığı vardır ve elektrik akımlarının tam da bu sürede verilmesi hedeflenir.
Elektrokemoterapi Yönteminin Isı Temelli Tedavilerden Farkları Nelerdir?
Kanser hücrelerini ameliyatsız yöntemlerle ortadan kaldırmaya çalışırken tıpta sıklıkla ısıya dayalı yöntemlere de başvurulur. Örneğin radyofrekans ve mikrodalga yöntemleri tümörü yüksek ısıyla yakarak, kriyoterapi ise dokuyu dondurarak hücreleri cansız hale getirmeye çalışır. Bu ısı temelli tedaviler genellikle işe yarar ancak uygulandıkları bölgede sıcaklık farkı gözetmeksizin etrafındaki dokuları da tahrip etme eğilimindedirler. Tümörle birlikte o bölgedeki bağ dokusu, kan damarlarının duvarları ve sinir lifleri de bu uç sıcaklıklardan zarar görebilir.
Elektrokemoterapi ise yapısal olarak ısı içermeyen bir yöntemdir. Tümörü yakmaz veya dondurmaz; hücre düzeyinde zarları açarak ilacın içeri girmesini destekler. Bu durum dokunun temel iskeletini oluşturan kollajen liflerinin ve çevre organ yapılarının büyük ölçüde korunmasına katkı sağlar. Tümör hücreleri ilaçla sönümlendikten sonra geride kalan bu sağlam doku iskeleti, o bölgenin kendi kendini daha sağlıklı bir şekilde onarmasına zemin hazırlayabilir.
Elektrokemoterapi Kritik Damar ve Sinirlerin Çevresinde Neden Tercih Edilir?
Tümörü yakarak tedavi eden yöntemlerin karşılaştığı en büyük zorluklardan biri, tümörün vücuttaki büyük kan damarlarına çok yakın olduğu senaryolardır. Tıp dünyasında ısı emme etkisi olarak bilinen fiziksel bir durum vardır. Büyük bir damarın içinden sürekli ve hızlı akan kan, tıpkı motorlardaki su soğutma sistemi gibi, damar çevresindeki dokuların aşırı ısınmasını engeller. Bu nedenle damara yapışık tümör hücreleri yeterince ısınamaz ve tedaviden kaçma ihtimalleri artar. Aynı zamanda yüksek ısı, damar duvarını zedeleyip riskli kanamalara yol açabilir.
Elektrokemoterapi, ısı üretmediği için böyle bir ısı emme problemi yaşatmaz. Akım verildiğinde damarlar kısa süreliğine büzüşerek ilacı içeride tutmaya gayret eder ve çevre dokuya ısıya bağlı bir zarar vermekten kaçınır. Bu özelliği sayesinde şah damarı, ana toplardamarlar veya hassas sinir ağlarının hemen yanı başındaki tümörlere nispeten daha güvenli bir şekilde müdahale etme şansı tanıyabilir.
Elektrokemoterapi Hangi Cilt ve Cilt Altı Hastalıklarında Kullanılabilir?
Bazı kanser türleri cilde veya cilt altına yayılarak yüzeyel bölgede irili ufaklı çok sayıda kitle oluşturabilir. Bu bölgelerin sürekli ameliyat edilerek kesilip çıkarılması, hastanın vücudunda ciddi doku kayıplarına ve estetik olarak üzücü görüntülere yol açabilir.
Tedavinin sıklıkla değerlendirildiği başlıca durumlar şunlardır:
- Malign melanom kitleleri
- Göğüs duvarı nüksleri
- Kaposi lezyonları
Bu tarz yüzeyel ve çok odaklı durumlarda, elektrokemoterapi cildin bütünlüğünü korumaya çalışarak devasa cerrahi kesilerin önüne geçmeyi hedefler. Kanserli dokuların üzerindeki çok küçük noktalardan uygulanan bu tedavi, hem estetik hem de fonksiyonel kayıpları en aza indirmeye yardımcı olurken, hastalıklı alanların gerileyip küçülmesini destekleyebilir.
Elektrokemoterapi Baş ve Boyun Bölgesinde Hangi Faydaları Sağlayabilir?
Baş ve boyun bölgesi, insan vücudunda anatomik olarak en karmaşık ve hassas alanların başında gelir. Dil, ağız içi, gırtlak veya yutak gibi bölgelerde ortaya çıkan kitleler; yutkunma, konuşma ve nefes alma gibi yaşamsal faaliyetleri doğrudan etkileyebilir. Bu bölgeden bir tümörü cerrahi yolla geniş çaplı olarak temizlemeye çalışmak, bazen bu önemli fonksiyonların yitirilmesi riskini taşıyabilir.
İşte bu zorlu durumlarda, sadece elektrik akımı ve düşük doz ilaç kombinasyonuyla hücrelere etki eden bu yöntem dokuyu koruma prensibiyle hareket ettiği için değerli bir seçenek olarak öne çıkabilir. Görüntüleme rehberliğinde doğru noktalara yerleştirilen ince iğneler, çevre kaslara ve sinirlere büyük zararlar vermekten kaçınarak tümörü baskılamaya yardımcı olur. Hastaların konuşma ve beslenme yetilerini daha uzun süre ellerinde tutabilmeleri, yaşam kalitesini yüksek tutmak adına atılmış değerli bir adımdır.
Elektrokemoterapi İç Organlardaki Kitlelere Ulaşmada Nasıl Bir Rol Oynar?
Uzun yıllar boyunca bu tedavinin sadece cilt yüzeyindeki kitleler için pratik olduğu düşünülürdü. Ancak günümüz tıp teknolojilerindeki ilerlemeler ve daha hassas iğne yönlendirme sistemleri sayesinde, vücudun çok daha derinlerindeki organlara da ulaşılabiliyor.
Girişimsel olarak müdahale imkanı bulunabilen bazı iç yapılar şunlardır:
- Karaciğer tümörleri
- Böbrek çevresi dokular
- Kemik yayılımları
- Safra kanalı komşulukları
Özellikle karaciğerin giriş kapısında veya ana safra kanallarının etrafına sarılmış karmaşık tümörlerde, yakma işlemleri safra kanallarını eritebileceği için genellikle uygulanamaz. Ancak elektrokemoterapi ısıya bağlı bir doku erimesi yaratmadığından, bu tarz tehlikeli sayılabilecek anatomik yolların hemen yakınında bile tedavi planlanmasına imkan tanıyabilir.
Elektrokemoterapi Sonrasında Tümörde Nasıl Bir İyileşme Süreci Beklenir?
Tedavinin hemen ertesi günü tümörün aniden tamamen yok olmasını beklemek tıbben pek doğru değildir. Bu biyolojik bir süreçtir ve etkisini zamana yayarak gösterir. İşlemden sonraki ilk birkaç gün içinde, o bölgedeki kan dolaşımının duraklaması ve vücudun bağışıklık hücrelerinin bölgeye gelmesi nedeniyle tümörde hafif bir şişkinlik ve kızarıklık görülebilir. Bu durum vücudun bölgeyi onarmaya çalıştığını gösteren, genellikle beklenen bir süreçtir.
İlerleyen haftalarda ise hücre içindeki hasarın artmasıyla birlikte kanser hücreleri yavaş yavaş yapısal bütünlüklerini yitirmeye başlar. Bağışıklık sistemi hasar gören hücreleri ortamdan temizledikçe kitle kademeli olarak küçülebilir. Aylar sonra çekilen filmlerde, o aktif tümör bölgesinin yerine genellikle kan akımı azalmış, sönmüş küçük bir iz veya cansız bir doku alanının kaldığı izlenebilir. Çevre dokuların bu yavaş küçülme sürecine uyum sağlaması, ani cerrahi kayıplara kıyasla çok daha dengeli bir toparlanma süreci sunabilir.
Elektrokemoterapi (ECT) Öncesi Yapılması Gereken Hazırlıklar Nelerdir?
Her tıbbi işlemde olduğu gibi, bu uygulamanın da öncesinde hastanın genel sağlık durumu büyük bir titizlikle gözden geçirilir. İşlemin hastaya fayda sağlarken beklenmedik zararlar vermemesi için organların durumunun belirli bir kapasitede olması istenir.
İşlem öncesinde dikkatle kontrol edilen bazı detaylar şunlardır:
- Akciğer kapasite değerlendirmesi
- Böbrek fonksiyon testleri
- Kan pıhtılaşma oranları
- Kalp ritim grafisi
Tedavide sıklıkla kullanılan bleomisin ilacının, yüksek miktarlarda alındığında akciğer dokusunda sertleşme yapabileceği bilinmektedir. Bu nedenle hastanın geçmişte ne kadar bleomisin aldığı özenle hesaplanır. Eğer akciğer kapasitesi sınırda ise, bleomisin yerine alternatif ilaçlar değerlendirilebilir. Ayrıca uygulanan ilaçların vücuttan atılabilmesi için böbreklerin düzenli çalışıyor olması ve işlem sırasında iğnelerin girdiği yerlerde kanama olmaması için pıhtılaşma değerlerinin olağan sınırlarda bulunması önemlidir.
Elektrokemoterapi (ECT) Uygulamasında Anestezi Süreci Nasıl İşler?
Hastanın işlem sırasında acı hissetmemesi ve uygulamanın konforlu bir şekilde yapılabilmesi için doğru anestezi tercihi çok önemlidir. Eğer müdahale edilecek kitleler cildin hemen yüzeyinde, küçük ve az sayıdaysa, işlem sadece o bölge uyuşturularak yapılabilir. Ancak tümörler organların derinliklerindeyse ya da vücutta birden fazla bölgeye aynı anda girilmesi gerekiyorsa, hastanın genel anestezi altında uyutulması daha sık tercih edilir.
Bunun göz ardı edilemeyecek bir sebebi vardır: İşlem sırasında verilen kısa süreli ancak yoğun elektrik akımları, çevredeki kaslarda ani seğirmelere yol açabilir. Bu seğirmeler, hesaplanarak yerleştirilen iğnelerin yerinden oynamasına neden olabilir. Genel anestezi ile verilen kas gevşetici ilaçlar sayesinde hastanın bedeni hareketsiz kalır ve bu risk büyük oranda önlenir. Ayrıca kalp civarındaki bölgelerde çalışılırken, cihazlar doğrudan hastanın ritim ekranına bağlanır ve elektrik akımı sadece kalbin güvenli olduğu dinlenme anlarında tetiklenir.
Elektrokemoterapi (ECT) Klasik Kemoterapinin Yan Etkilerini Barındırır Mı?
Kanser hastaları için kemoterapi kelimesi çoğu zaman zorlu saç dökülmeleri ve yorucu süreçleri akla getirir. Ancak elektrokemoterapide ilacın kullanım şekli oldukça farklıdır. İlaç ağırlıklı olarak tümörlü alanda aktifleşip etkisini orada gösterdiği için, hastaya verilen toplam doz, damardan verilen standart uzun süreli kemoterapilere kıyasla daha düşüktür.
Bu yaklaşımdan dolayı, sistemik kemoterapilerde sıkça görülen bazı şikayetler bu yöntemde genellikle beklenmez. Büyük oranda karşılaşılmayan klasik yan etkiler şunlardır:
- Saç dökülmesi
- Şiddetli ve sürekli bulantı
- Bağışıklık sistemi zayıflığı
- Ağır kansızlık tabloları
İlacın miktarı düşük tutulduğundan, vücudun geri kalanı bu yan etkilerden büyük oranda korunmaya çalışılır. Görülebilecek şikayetler daha çok elektrot iğnelerinin girdiği bölgelerle ilgilidir. O bölgelerde hafif kızarıklık, şişlik veya spor sonrası oluşanlara benzeyen geçici bir kas ağrısı hissedilebilir. Bu tür bölgesel rahatsızlıklar çoğunlukla basit ağrı kesicilerle birkaç gün içinde gerileyebilir.
Elektrokemoterapi (ECT) Sonrası Takip Süreci Nasıl İşler?
İşlem tamamlandıktan sonra hasta öylece kendi haline bırakılmaz; planlı bir takip sürecine alınır. Genellikle müdahaleden sonraki haftalarda ilk kontroller yapılır, ardından aylık periyotlarla detaylı radyolojik filmler çekilerek tümörün küçülme ve kanlanma durumu incelenir. Görüntüleme ekranlarında tümörün damar ağının zayıfladığı ve hastalığın gerilemeye başladığı görülmek istenir.
Kanser, yapısı gereği inatçı olabilen bir hastalıktır. Bazen tedavi edilen alanın hemen kıyısında aylar sonra yeni minik hareketlenmeler belirebilir. Klasik ışın tedavilerinde, uygulanan alandaki dokular zamanla yapısal değişikliğe uğradığı için aynı bölgeye tekrar ışın vermek zorlaşabilir. Ancak elektrokemoterapi, dokunun kendi doğal iskeletini korumaya çalıştığı için, aynı alan üzerinde birikici bir tahribat yaratmama eğilimindedir. Bu sayede hastalığın yeniden hareketlenmesi durumunda bu tedavi yöntemi, hastanın koşulları elverdiği sürece aynı bölgeye tekrardan uygulanabilme esnekliği sunabilir.

Prof. Dr. Özgür Kılıçkesmez, minimal invaziv damar içi tedavilere odaklanan, Türkiye’nin önde gelen girişimsel radyoloji ve nöroradyoloji uzmanlarından biridir. Anevrizma ve inme tedavileri, embolizasyon işlemleri, tiroid ve paratiroid hastalıklarının ameliyatsız tedavileri, girişimsel onkoloji ve periferik damar girişimleri başlıca uzmanlık alanları arasındadır. Halen İstanbul Memorial Göztepe Hastanesi Girişimsel Radyoloji ve Nöroradyoloji Bölümü Sorumlusu olarak görev yapmaktadır.
1997 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olan Prof. Dr. Kılıçkesmez, 2012–2013 yıllarında Londra Guy’s & St Thomas’ ve King’s College Hospital’da “Clinical Fellow” olarak girişimsel radyoloji ve onkoloji alanında ileri eğitim almıştır. 2020 yılında profesör unvanını almış, aynı yıl SBÜ Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Girişimsel Radyoloji Kurucu Hekimi olmuştur. Ayrıca EBIR (European Board of Interventional Radiology) sertifikasına sahiptir.
Prof. Dr. Kılıçkesmez’in 94 uluslararası, 40 ulusal makalesi ve 2500’ün üzerinde atıfı bulunmaktadır. American Journal of Roentgenology (AJR) ve Diagnostic & Interventional Radiology gibi prestijli dergilerde hakemlik yapmaktadır. Klinik ve akademik deneyimiyle inme tedavisi, beyin anevrizması, embolizasyon, tümör ablasyonu ve tiroid/paratiroid hastalıklarının minimal invaziv tedavileri konularında ulusal ve uluslararası alanda referans gösterilen bir isimdir.

Vaka Örnekleri
Santral ven oklüzyonu: Balon tedavisi
Vakalar
Y stent eşlikli kapalı anevrizma tedavisi
Vakalar
Bel fıtığı disk içi radyofrekans tedavisi sonucu
Fıtık Tedavisi
Boyun Fıtığı Tedavisinde Lazer Teknolojisi ve Anjiyografi
Fıtık Tedavisi
Basedow-Graves hastalığı ameliyatsız tedavi sonucu
Tiroid Hastalıkları
TAKE işlemi ile yok edilen karaciğer tümörü
Kanser Tedavisi
Ameliyatsız Paratiroid Adenomu Tedavisi Sonucu
Paratiroid Adenomu
Sol akciğer komşuğuna gizlenmiş paratiroid adenomu
Paratiroid Adenomu
Bağırsak dalak anevrizması embolizasyonu
Embolizasyon
Dev dalak damar anevrizması kaplı stent ile tedavisi
Stent
Böbrek damarı anevrizmasının akım yönlendirici stent ile tedavisi
Stent
Dev Karaciğer Hemanjiom Mikrodalga Ablasyon
Ablasyon
Nefrostomi
Vakalar
Kanamış Beyin Anevrizmasının Koil ile Tedavisi
Embolizasyon
Kanamış Beyin Damar Yumağı (AVM) Embolizasyon Tedavisi
Embolizasyon
Beyin Toplar Damar Stentleme