Omurilik, merkezi sinir sisteminin beyin ile vücut arasındaki iletişimi sağlayan, omurga kanalı içinde uzanan silindirik sinir dokusudur. Beyinden çıkan motor ve duyu sinyallerini ilgili organ ve dokulara ileterek refleks, hareket ve duyusal algı süreçlerinin düzenlenmesinde temel rol üstlenir.
Omuriliğin anatomik yapısı, servikal bölgeden başlayarak lomber seviyeye kadar uzanan segmentlerden ve bu segmentlerden çıkan spinal sinirlerden oluşur. Gri ve beyaz cevherden meydana gelen bu yapı, ön ve arka kökler aracılığıyla motor ve duyu iletimini organize eder ve segmental bütünlük sağlar.
Omuriliğin görevleri arasında istemli kas hareketlerinin kontrolü, ağrı ve dokunma gibi duyuların beyne iletilmesi ile refleks yanıtların oluşturulması yer alır. Refleks arkı mekanizması sayesinde bazı tepkiler beyin katılımı olmadan hızlı biçimde gerçekleşir ve organizmanın korunmasına katkı sunar.
Omurilik hastalıkları ve hasarları travma, tümör, enfeksiyon veya dejeneratif süreçlere bağlı olarak gelişebilir ve felç, his kaybı ya da idrar kontrol bozukluğu gibi ciddi nörolojik sonuçlara yol açabilir. Erken tanı ve uygun tedavi, fonksiyon kaybının sınırlandırılmasında kritik öneme sahiptir.
| Bilmeniz Gerekenler | Bilgi |
| Omurilik Tanımı | Omurilik, merkezi sinir sisteminin bir parçasıdır ve beyin ile vücut arasındaki sinyalleri ileten uzun, silindirik bir sinir dokusudur. Omurga kanalının içinde yer alır. |
| Anatomik Yapısı | Omurilik, omurga kemikleri (vertebralar) tarafından korunan ve beyin sapından kuyruk sokumuna kadar uzanan bir yapıdır. Beyinle birleştiği nokta medulla oblongata’dır. |
| Uzunluğu | Yetişkin bir insanda omurilik yaklaşık 42-45 cm uzunluğundadır. |
| Bölümleri | Servikal (boyun), torasik (göğüs), lomber (bel), sakral (kuyruk sokumu) ve koksigeal (kuyruk) olmak üzere beş bölüme ayrılır. |
| Omurilikteki Sinirler | Omurilikten 31 çift spinal sinir çıkar; bu sinirler omurilikle vücut arasında iletişimi sağlar. |
| Temel Görevi | Beyinden gelen motor komutları vücuda iletmek ve vücuttan gelen duyu bilgilerini beyne taşımaktır. |
| Refleks Merkezi | Omurilik, bazı refleks hareketlerin merkezidir. Bu refleksler beyinden bağımsız olarak, doğrudan omurilik düzeyinde gerçekleşir. |
| İletim Görevi | Omurilik boyunca yukarı (aferent) ve aşağı (eferent) yönlü sinir yolları bulunur. Bu yollar bilgi taşır. |
| Koruyucu Yapılar | Omurga kemikleri, beyin omurilik sıvısı (BOS), omurilik zarları (meninksler) omuriliği dış etkenlere karşı korur. |
| Hastalıklar ve Yaralanmalar | Omurilik zedelenmeleri felce, duyu kaybına veya organ fonksiyon bozukluklarına yol açabilir. Multipl skleroz, omurilik tümörleri, travmalar gibi durumlar omuriliği etkileyebilir. |
Omurilik Vücudumuzda Nerede Yer Alır?
Kafatasımızın hemen altındaki büyük bağlantı noktasından başlayan bu hayati sinir dokusu, sırtımızdan aşağıya doğru inerek genellikle bel bölgemizin üst kısımlarında sonlanır. Yetişkin bir insanda ortalama kırk beş santimetre uzunluğunda olan bu yapı parmak kalınlığında hassas bir kordona benzer. Bu kadar kritik ve narin bir yapının dış etkenlerden korunması hayati önem taşır. Bu nedenle doğa, onu mükemmel bir zırhın içine yerleştirmiştir. Bu zırh, sırtımız boyunca uzanan kemik dizilimi, yani omurgamızdır. Omurga kemiklerimizin ortasındaki boşluklar üst üste geldiğinde güvenli bir kanal oluşturur ve sinir ağımız bu korunaklı tünelin içinden geçer.
Bu koruyucu kemik yapısının içinde ilerlerken, kordon boyunca çeşitli noktalardan sağa ve sola doğru dallanmalar başlar. Bu dallanmalar, vücudumuzun en uç noktalarına kadar ulaşan sinir kökleridir. Parmak uçlarımızdaki dokunma hissinden, ayak parmaklarımızı hareket ettiren kaslara kadar her şey bu dallar aracılığıyla ana merkeze bağlanır.
Omurga Sistemimiz Hangi Bölümlerden Meydana Gelir?
Omurgamız tek bir bütün kemik değil hareket kabiliyeti sağlayan ve içindeki sinir dokusunu mekanik travmalardan koruyan toplam otuz üç adet ayrı omur kemiğinden oluşur. Vücuttaki konumlarına göre ayrılan temel omurga bölgelerimiz şunlardır:
- Servikal bölge
- Torakal bölge
- Lomber bölge
- Sakral bölge
- Koksigeal bölge
Servikal bölge, boynumuzu oluşturan ilk yedi kemiktir. Başımızın her yöne hareket etmesini sağlayan bu bölüm, aynı zamanda beyne giden çok hayati kan damarlarını da kendi içindeki küçük deliklerde barındırır. Boyun fıtığı dediğimiz rahatsızlıklar bu bölgedeki kıkırdakların yıpranmasıyla ortaya çıkar.
Torakal bölge, sırtımızı oluşturan on iki kemikten meydana gelir. Bu kemikler kaburgalarımızla bağlantı kurarak göğüs kafesini oluşturur. İç organlarımızı, kalbimizi ve akciğerlerimizi koruyan sağlam bir yapı sunarlar. Bu bölgedeki omurga kanalı diğer bölgelere göre biraz daha dardır, bu yüzden buradaki ufak bir sorun bile sinirlere hızla baskı yapabilir.
Lomber bölge, belimizi oluşturan beş büyük kemiktir. Vücut ağırlığımızın neredeyse tamamını bu bölge taşır. Eğilme, kalkma, yük kaldırma gibi fiziksel zorlanmalara en çok maruz kalan yer burası olduğu için, bel fıtığı ve omurga kanalı daralması gibi sorunların en sık görüldüğü alandır.
Sakral ve koksigeal bölgeler ise omurganın en alt kısmını oluşturur. Sakral bölgedeki beş kemik birbiriyle kaynamış haldedir ve leğen kemiğimizle birleşerek vücudumuzun ağırlık merkezini dengeler. Koksigeal bölge yani kuyruk sokumu ise oturduğumuzda bize destek olan son parçadır.
Omuriliği Koruyan Zar Tabakaları Nelerdir?
Sadece kemiklerin koruması bu narin sinir yapısı için yeterli değildir. Omurganın oluşturduğu kemik tünelin iç yüzeyinde, kordonu çepeçevre saran üç katmanlı özel bir kılıf sistemi bulunur. Dıştan içe doğru sıralanan bu zar tabakaları şunlardır:
- Dura mater
- Araknoid mater
- Pia mater
Dura mater en dışta bulunan, son derece sert, dayanıklı ve esnek olmayan zar tabakasıdır. Amacı, içerideki hassas yapıyı kemiklerden gelebilecek sürtünme ve darbelere karşı korumaktır. Dura mater ile omurga kemikleri arasında kalan boşluğa epidural alan diyoruz. Burası ağrı tedavilerinde ilaçları güvenle uyguladığımız, sinir köklerine ulaşmadan hemen önceki güvenli bölgedir.
Araknoid mater, dura materin hemen altında yer alan ve mikroskop altında incelendiğinde örümcek ağını andıran ince bağlardan oluşan orta zardır.
Pia mater ise en içte, sinir dokusunun yüzeyine sıkı sıkıya yapışmış, onu besleyen kılcal damarları barındıran en ince ve en narin zardır.
Araknoid ve pia zarları arasında çok özel bir sıvı dolaşır. Beyin omurilik sıvısı adını verdiğimiz bu berrak sıvı, tüm kordonu içinde yüzdürür. Bu sıvı, yürüdüğümüzde, koştuğumuzda veya zıpladığımızda oluşan sarsıntıların sinir hücrelerine zarar vermesini engelleyen mükemmel bir hidrolik amortisör sistemi gibi çalışır. Aynı zamanda dokunun beslenmesi ve atıkların uzaklaştırılması görevini de üstlenir.
Omuriliğin Vücudumuzdaki Temel Görevleri Nelerdir?
Karmaşık bir telefon santrali veya dev bir bilgisayar sunucusu gibi çalışan bu sistemin hayati fonksiyonları vardır. Temel görevleri şunlardır:
- Duyusal sinyal iletimi
- Motor komut iletimi
- Refleks merkezi kontrolü
- Otonom sistem regülasyonu
Duyusal sinyal iletimi, çevremizle kurduğumuz fiziksel temasın temelidir. Sıcak bir kahve fincanını tuttuğunuzda, rüzgarın teninize değdiğini hissettiğinizde veya sivri bir cisme bastığınızda acı duyduğunuzda, bu veriler ilgili bölgedeki sinir uçlarından alınır. Sinirler boyunca ilerleyen bu elektriksel bilgi, omuriliğin arka kısmından içeri girer ve yukarıya, beyne doğru hızla taşınır. İlginç bir şekilde bu sinyaller içeride çapraz bir yol izler. Yani sol ayağınıza batan bir dikenin acısı, kordonun içinde sağ tarafa geçerek beynin sağ yarımküresine iletilir.
Motor komut iletimi, hareket etmemizi sağlayan sistemdir. Beynimizin hareket planlama merkezinde oluşan bir yürüme, koşma veya yazı yazma isteği, elektrik sinyalleri halinde aşağıya doğru gönderilir. Bu komutlar kordonun ön kısımlarından dışarı çıkarak ilgili kas grubuna ulaşır ve kasılmayı başlatır. Bu yollardan herhangi birinde meydana gelen bir kopukluk veya bası, halk arasında felç olarak bilinen güç kayıplarına yol açar.
Refleks merkezi kontrolü, vücudumuzu ani tehlikelerden koruyan acil durum fren sistemidir. Çok sıcak bir cisme dokunduğunuzda elinizi hızla çekmeniz için gereken zaman oldukça kısadır. Eğer bu sinyal önce beyne gidip, orada düşünülüp, karar verilip geri dönseydi eliniz yanmış olurdu. Bunun yerine, acı sinyali omuriliğe ulaştığında, beyne danışmadan hemen orada bir motor komut üretilir ve kaslara “çekil” emri verilir. Bu tamamen istemsiz ve hayat kurtaran bir hız mekanizmasıdır.
Omurga ve Omurilik Hastalıkları Radyolojide Nasıl Teşhis Edilir?
Herhangi bir ağrı, uyuşma veya güç kaybı durumunda doğru tedaviyi planlayabilmek için sorunun kaynağını gözlerimizle görmek zorundayız. Hastalarımız bize başvurduğunda sorunun ne olduğunu bulmak için çeşitli yüksek teknolojili cihazlar kullanırız. Günümüzde sıkça başvurduğumuz teşhis yöntemleri şunlardır:
- Manyetik Rezonans
- Bilgisayarlı Tomografi
- Dijital Anjiyografi
- Dinamik Floroskopi
Manyetik Rezonans, yani kısaca MR, yumuşak dokuları muazzam bir netlikle gösteren altın standartımızdır. Bir fıtığın sinire ne kadar baskı yaptığını, kanalın daralma miktarını, içeride bir tümör veya enfeksiyon olup olmadığını, hatta kordonun içindeki milimetrik bir ödemi bile MR sayesinde dilim dilim inceleyebiliriz. Üstelik X-ışını kullanmadığı için radyasyon riski de taşımaz.
Bilgisayarlı Tomografi kemik yapıları incelemek için mükemmel bir araçtır. Yaşlılığa bağlı kemik erimesi sonucu oluşan çökme kırıklarında, kireçlenmelerde ve omurga kemiklerindeki yapısal bozukluklarda tomografiden faydalanırız. Kemiklerin üç boyutlu haritasını çıkararak hasarın boyutunu ölçmemizi sağlar.
Dijital Anjiyografi ve Dinamik Floroskopi cihazları ise daha çok biz girişimsel radyologların tedavi sırasında elleri ve gözleri gibi kullandığı hareketli görüntüleme sistemleridir. Damarların içine verdiğimiz özel boyalarla kan akışını gerçek zamanlı izleyebilir, tedavi amaçlı iğnelerimizin yönünü milimetrik hassasiyetle ekrandan takip edebiliriz.
Omurga Kırıklarında Uygulanan Ameliyatsız Tedaviler Nelerdir?
İleri yaş, şiddetli kemik erimesi veya travmalar sonucu omurga kemiklerinde ezilme tarzı çökme kırıkları meydana gelebilir. Bu kırıklar nefes almayı bile işkence haline getiren korkunç sırt ağrılarına neden olur. Geçmişte bu hastalar aylarca çelik korselerle yatağa bağımlı kalırlardı. Ancak günümüzde iğne deliğinden yapılan, oldukça konforlu sementasyon teknikleri uyguluyoruz. Bu tedavi yöntemleri şunlardır:
- Vertebroplasti
- Kifoplasti
Bu teknikler açık bir ameliyat değildir. Ciltte kesi yapılmaz, neşter kullanılmaz ve hastaya dikiş atılmaz. Görüntüleme cihazlarının rehberliğinde, sorunun olduğu kemiğin içine çok ince sistemlerle girilerek kırık bölgesi içeriden onarılır. Hastalar aynı gün ayağa kalkıp yürüyebilirler.
Vertebroplasti İşleminin Temel Adımları Nelerdir?
Bu işlem lokal anestezi ve hastayı rahatlatacak hafif bir sedasyon altında gerçekleştirilir. Hasta yüzüstü yatar pozisyondayken, floroskopi dediğimiz hareketli röntgen cihazı ile kırık olan kemiğin tam yeri ekranda işaretlenir. Sırt bölgesinden sadece bir iğne ucu kalınlığında bir aletle doğrudan çöken kemiğin içine girilir.
Kemiğin kalbine ulaştığımızda, halk arasında “kemik çimentosu” olarak da bilinen, tıp dilindeki adıyla polimetilmetakrilat maddesini sıvı kıvamdayken özel bir enjektörle yavaş yavaş kemiğin içine zerk ederiz. Bu akışkan madde kemiğin içindeki kırık çatlaklarına dolar. Sadece birkaç dakika içinde donarak beton gibi sertleşir. Bu sertleşme esnasında ortaya çıkan hafif ısı, o bölgedeki ağrı sinirlerini de susturur. Kırık içeriden dondurulup sabitlendiği için, işlem biter bitmez hastanın o şiddetli mekanik kemik ağrısı mucizevi bir şekilde kaybolur.
Kifoplasti İşleminin Vertebroplastiden Farkları Nelerdir?
Kifoplasti yöntemi, vertebroplastinin biraz daha geliştirilmiş ve ileri düzey bir versiyonudur. Özellikle kemikteki çökmenin çok fazla olduğu ve hastanın sırtında kamburluk oluşmaya başladığı durumlarda bu yöntemi tercih ederiz.
Bu işlemde çimentoyu doğrudan vermek yerine, kemiğin içine kapalı halde çok sağlam, özel bir medikal balon yerleştiririz. Balonu kemiğin içinde yavaşça şişirerek, ezilmiş ve çökmüş olan kemiği eski yüksekliğine geri kaldırırız. Bu sayede omurganın o bölgesindeki duruş bozukluğu düzeltilmiş olur.
Kemik eski haline geldiğinde balon indirilir ve dışarı alınır. Balonun içeride açtığı hazır boşluğa bu kez kemik çimentosu çok daha düşük bir basınçla doldurulur. İşlemin en büyük avantajı, kemik yüksekliğini geri kazandırmasının yanı sıra çimentonun damarlara veya sinir kanalına sızma riskini neredeyse sıfıra indirmesidir.
Bel ve Boyun Fıtıklarında Uygulanan Nokta Atışı Tedaviler Nelerdir?
Bel veya boyun fıtığı şikayetiyle gelen hastaların çok büyük bir bölümünde sorunu çözmek için bıçak altına yatmaya gerek yoktur. Omurga kemikleri arasındaki yastıkçıkların yırtılıp sinirleri sıkıştırmasıyla oluşan bu yangılı ve ağrılı durumu kontrol altına almak için doğrudan hedefe yönelik ilaç uygulamaları yapıyoruz. Fıtık ağrılarında uyguladığımız en etkili nokta atışı tedavi yöntemleri şunlardır:
- Epidural steroid enjeksiyonları
- Transforaminal epidural enjeksiyonlar
- Faset eklem enjeksiyonları
Bu işlemler muayenehane ortamında veya körlemesine yapılan iğneler değildir. Mutlaka anjiyografi veya skopi ünitesinde, X-ışını altında görerek uygulanır. Sorunlu sinir kökünün veya omurga kanalının tam yerini ekranda saptadıktan sonra milimetrik bir iğne ile hedefe ulaşırız. İğnenin doğru yerde olduğundan emin olmak için çok az miktarda bir boyalı ilaç vererek ilacın yayılımını ekranda doğrularız. Ardından güçlü bir kortizon ve lokal anestezi karışımını doğrudan o bölgeye bırakırız.
Epidural Steroid Enjeksiyonlarının Hastaya Etkisi Nedir?
Fıtık patladığında veya diskin içindeki sıvı dışarı sızdığında, oradan geçen sinir kökü bu yabancı maddeye karşı şiddetli bir reaksiyon gösterir. Sinir kızarır, şişer ve ödem yapar. Bacağa vuran elektrik çarpması hissinin veya boyundan kola yayılan o dayanılmaz ağrının ana sebebi bu mekanik sıkışma ve kimyasal ödemdir.
Bizim sorunlu bölgeye verdiğimiz bu güçlü ilaç karışımı, o bölgedeki iltihabi reaksiyonu yangın söndürücü gibi saniyeler içinde bastırır. Ödem çözüldüğünde sinirin üzerindeki baskı azalır, şişlik iner ve sinir rahat nefes almaya başlar. Hasta daha masadan kalkarken ağrısının çok büyük ölçüde hafiflediğini hisseder. Ağızdan alınan kas gevşeticiler veya ağrı kesiciler midemizi, böbreklerimizi yorarken ve sadece genel bir etki yaparken, bu yöntem doğrudan yangının tam kalbine müdahale etme imkanı sunar.
Radyofrekans Tedavisi Faset Eklem Ağrılarına Nasıl Çözüm Sunar?
Omurga kemiklerimizi arka taraftan birbirine bağlayan ve tıpkı diz veya dirseklerimiz gibi hareket etmemizi sağlayan küçük eklemlere faset eklemleri diyoruz. Yıllar içinde yanlış duruş, aşırı kilo veya yaşlanmaya bağlı olarak bu küçük eklemlerde ciddi kireçlenmeler meydana gelir. Özellikle sabah kalktığınızda belinizin tutulması veya geriye doğru yaslandığınızda bıçak saplanır gibi hissettiğiniz o ağrıların kaynağı genellikle bu eklemlerdir.
Radyofrekans tedavisi bu kireçlenmiş ve ağrı üreten eklemlere giden küçük sinir dallarını hedef alır. İşlem yine görüntüleme altında gerçekleştirilir. İncecik bir elektrot iğnesi ile ağrıyı taşıyan sinir lifinin tam yanına yaklaşırız. Özel radyofrekans jeneratöründen gönderilen radyo dalgaları, iğnenin ucunda çok küçük çaplı ve kontrollü bir ısı enerjisi oluşturur. Yaklaşık seksen santigrat dereceye kadar çıkan bu ısı, ağrıyı taşıyan siniri hücresel düzeyde sağırlaştırır.
Sinir iletişim hattı kesildiği için o bölgedeki kireçlenme durmaya devam etse bile, hasta artık ağrı hissetmez. Etkisi genellikle altı aydan başlayıp bir buçuk yıla kadar sürebilen oldukça yüz güldürücü ve kalıcıya yakın bir konfor sağlar.
Lazer ve Plazma Teknolojisiyle Disk Tedavileri Nelerdir?
Gelişen medikal mühendislik sayesinde artık omurga cerrahisinde sadece dışarıdan ilaç vermekle kalmıyor, açık bir yara oluşturmadan fıtıklaşan kıkırdağın hacmini de içeriden küçültebiliyoruz. Henüz kopmamış, orta ölçekli fıtıklarda uyguladığımız yeni nesil teknolojik tedaviler şunlardır:
- Perkütan lazer disk dekompresyonu
- Radyofrekans nükleoplasti
- Ozon enjeksiyonu
Bu yöntemlerin tamamı cilde sürülen lokal anestezi ile sadece bir giriş deliğinden gerçekleştirilir. Hastalar aynı gün normal yaşantılarına dönebilirler. Diskin dış zarı (anulus fibrozus) yırtılmadan bombelik yapmış olan vakalarda bu işlemler mükemmel sonuçlar doğurur.
Perkütan Lazer Disk Dekompresyonu Nedir ve Nasıl Çalışır?
Tıp dünyasında kısaca PLDD olarak adlandırdığımız bu yöntem fıtığın mekanik dinamiğini değiştirmek üzerine kuruludur. İki omur kemiği arasındaki kıkırdak yapının (diskin) içindeki basınç çok arttığında, dışarıya doğru balonlaşarak sinir kanalını daraltır.
Bu işlemde oldukça ince, uzun bir iğne ile hastanın belinden veya boynundan girerek tam bu kıkırdak diskin kalbine ulaşırız. Bu iğnenin içinden mikroskobik incelikte bir lazer fiberoptik kablosu göndeririz. Lazer enerjisi aktif edildiğinde, diskin merkezindeki jelatinimsi dokunun çok küçük bir kısmını yüksek ısıyla saniyeler içinde buharlaştırır.
Buradaki temel amaç diski tamamen yok etmek değildir. Diskin tam merkezindeki az miktardaki sıvı buharlaştığında, kapalı bir sistem olan diskin içindeki iç basınç aniden düşer. Bu ani basınç düşüşü içeride güçlü bir vakum etkisi yaratır. Tıpkı havası inen bir lastik gibi dışarıya taşmış olan fıtık kısmı, bu vakum gücüyle tekrar içeri doğru çekilir. Dışarıdaki baskı ortadan kalktığı için fıtığın siniri ezmesi durur.
Plazma Teknolojisi Nükleoplasti İşlemlerinde Nasıl Kullanılır?
Lazer teknolojisinin bir alternatifi olarak geliştirilen nükleoplasti yönteminde ise temel enerji kaynağı radyo dalgalarıdır. Özel olarak üretilmiş, ucu kıvrılabilen akıllı elektrotlar yardımıyla fıtıklaşan diskin içine gireriz.
Bu sistemin ucundan verilen enerji çevresindeki dokuda bir plazma alanı oluşturur. Lazerin aksine nükleoplasti çok yüksek ısılar kullanmaz. Yaklaşık kırk elli derece gibi düşük sıcaklıklarda, diskin içindeki doku proteinlerinin moleküler bağlarını çözerek dokuyu gaza dönüştürür. Elektrot kıkırdağın içinde birkaç farklı kanalda ilerletilerek içeride minik boşluklar yaratılır. Oluşan bu boşluklar kıkırdağın büzüşmesini ve hacim kaybetmesini sağlar. Boyun fıtıklarında çok dar bir alanda çalışıldığı için ısının çevre dokulara zarar vermemesi adına nükleoplasti son derece güvenli bir alternatiftir.
Omurilik Çevresindeki Damar Hastalıkları Nelerdir?
Medulla spinalis dediğimiz omuriliğin sağlıklı çalışabilmesi için kesintisiz bir oksijen ve besin akışına ihtiyacı vardır. Bu akış son derece karmaşık ve hassas bir damar ağı tarafından sağlanır. Ancak bazen doğuştan gelen veya sonradan ortaya çıkan sebeplerle bu damar ağında anormallikler görülebilir. Karşılaştığımız en ciddi damar hastalıkları şunlardır:
- Arteriyovenöz malformasyonlar
- Dural arteriyovenöz fistüller
- Omurilik anevrizmaları
- Omurilik damar tıkanıklıkları
Bu hastalıklar omurga ve sinir sisteminin en tehlikeli, en sinsi ilerleyen sorunlarıdır. Damarların yumak haline gelmesi (malformasyon) veya atardamarlarla toplardamarlar arasında hatalı bağlantıların (fistül) oluşması, bölgedeki kan basıncını tamamen bozar.
Toplardamarlar yüksek basınçlı kanı taşıyamadıkları için genişler, şişer ve bir yılan gibi kıvrılarak omuriliğe fiziksel baskı yapmaya başlarlar. Daha da kötüsü, bu ince duvarlı damarlar aniden yırtılarak omurilik içine kanayabilir. Hastalar aylar içinde yavaş yavaş bacaklarında güçsüzlük, idrar kaçırma veya uyuşma gibi sorunlar yaşayabileceği gibi, ani bir kanamayla saniyeler içinde felç tablosuyla da karşımıza çıkabilirler.
Spinal Anjiyografi ve Embolizasyon İşlemleri Nasıl Gerçekleştirilir?
Bu tür derin ve karmaşık damar yumaklarını açık cerrahi ile tedavi etmek, hastanın sırtının boydan boya açılmasını gerektiren ve sinir hasarı riski çok yüksek olan son derece zor operasyonlardır. Girişimsel radyoloji disiplini bu noktada tıpta büyük bir devrim yaratmıştır. Omuriliğin damar hastalıklarını artık doğrudan damarın içinden, iğne deliğinden tedavi edebiliyoruz.
Hasta anjiyografi ünitesine alınır. Kasık bölgesindeki atardamara lokal anestezi yapılarak sadece bir iki milimetrelik bir plastik borucuk (kılıf) yerleştirilir. Bu giriş noktasından özel teller ve kateterler (ince, uzun tıbbi borular) gönderilerek vücudun ana atardamarı boyunca yukarı çıkılır.
Omuriliğe kan taşıyan ince boyun ve sırt damarlarına tek tek girilerek boya verilir ve dev ekranlarda damar ağının detaylı haritası çıkarılır. Sorunlu yumak veya hatalı bağlantı tespit edildiğinde, mikrokateter adı verilen ve saç telinden biraz daha kalın olan çok özel borucuklarla doğrudan bu hastalıklı yumağın kalbine kadar ilerlenir.
Hedefe ulaşıldığında sıvı embolizan ajanlar, yani tıbbi yapıştırıcılar kullanarak hatalı damarları kalıcı olarak kapatırız. Bu sıvı madde damara değdiği anda donarak plastiksi bir tıkaç oluşturur. Kan akışı normale döner, şişmiş damarlar inerek omurilik üzerindeki baskı ortadan kalkar. Sırtı hiç açmadan, kemikleri kesmeden gerçekleştirilen bu yöntem günümüzde vasküler omurilik hastalıklarında birincil tedavi seçeneğidir.
Omurga Tümörleri ve Enfeksiyonlarında Görüntüleme Eşliğinde Biyopsi Nedir?
Omurga kemiklerinde veya çevredeki kas dokularında zaman zaman nedeni belirsiz kitleler, başka organlardan sıçramış olabilecek tümör şüpheleri veya inatçı enfeksiyon odakları saptanabilir. Onkoloji ve enfeksiyon hastalıkları uzmanlarının hastaya doğru kemoterapiyi, radyoterapiyi veya uygun antibiyotiği verebilmesi için öncelikle bu kitlenin laboratuvarda adının konması, yani doku tanısı alınması şarttır.
Eskiden bu parçayı almak için ameliyathane şartlarında o bölgenin açılması gerekirdi. Günümüzde girişimsel radyolojide bunu tamamen kapalı yöntemlerle yapıyoruz. Kullandığımız başlıca biyopsi kılavuzluk yöntemleri şunlardır:
- Ultrasonografi eşliği
- Bilgisayarlı tomografi eşliği
- Floroskopi eşliği
Tomografi cihazı ile lezyonun ve çevresindeki hayati damar ve sinirlerin üç boyutlu konumu netleştirilir. Ekrandaki milimetrik ölçümler sayesinde hedefe en güvenli ulaşım açısı belirlenir. İnce uzun bir iğne ile ciltten girilerek güvenli dokulardan geçilir ve doğrudan kitlenin merkezine ulaşılır. İç içe geçmiş özel bir mekanizmaya sahip olan biyopsi iğnesi ile kitleden minik silindirler halinde parçalar alınır.
Bu sayede hem sinirlere zarar verme riski ortadan kaldırılmış olur hem de hasta aynı gün evine giderek patoloji sonucunu bekleyebilir. Büyük ameliyat yaraları veya enfeksiyon riski bu yöntemle rafa kaldırılmıştır.
Girişimsel Radyoloji İşlemlerinin Açık Ameliyatlara Göre Avantajları Nelerdir?
Modern tıbbın geldiği bu noktada “girişimsel radyoloji”, klasik cerrahi anlayışını tamamen değiştiren, hastaya maksimum konfor ve güvenlik sağlayan bir disiplin haline gelmiştir. Omurga ve omurilik gibi son derece hassas bir bölgeye yapılan bu kapalı müdahalelerin sayısız üstünlüğü vardır. Bu avantajların başlıcaları şunlardır:
- Kesi, dikiş veya neşter izi olmaması
- Uzun hastane yatışlarının önlenmesi
- Enfeksiyon riskinin asgari düzeye inmesi
- Çevre sağlam dokuların zarar görmemesi
- Genel anestezi zorunluluğunun ortadan kalkması
Geniş kesiler yapılmadığı ve kas dokuları kesilip ayrılmadığı için doku iyileşmesi gibi bir süreç yaşanmaz. Hasta masadan kalktığında ameliyat ağrısı çekmez. Çoğu işlem lokal anestezi ve hafif bir sersemlik hali veren ilaçlarla (sedasyon) yapıldığı için, ileri yaştaki, kalp veya solunum yetmezliği olan riskli hastalar güvenle tedavi edilebilir. Hastaların çoğu yürüyerek geldikleri hastaneden, işlemden birkaç saat sonra yine yürüyerek, ağrılarından kurtulmuş bir şekilde evlerine dönerler. Bu durum psikolojik olarak da hastanın moralini inanılmaz derecede yüksek tutar.
Sıkça sorulan sorular
Omurilik nedir ve vücutta nerede bulunur?
Omuriliğin temel görevleri nelerdir?
Omurilik refleks hareketlerinde nasıl görev alır?
Omurilik hangi sinyalleri taşır ve nasıl çalışır?
Omurilik hasarı hangi belirtilere neden olabilir?
Omurilik yaralanmaları neden ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir?
Omurilik hangi hastalıklardan etkilenebilir?
Omurilik hastalıklarının tanısı nasıl konulur?
Omurilik sağlığını korumak için nelere dikkat edilmelidir?
Omurilik ile omurga arasındaki fark nedir?

Prof. Dr. Özgür Kılıçkesmez, minimal invaziv damar içi tedavilere odaklanan, Türkiye’nin önde gelen girişimsel radyoloji ve nöroradyoloji uzmanlarından biridir. Anevrizma ve inme tedavileri, embolizasyon işlemleri, tiroid ve paratiroid hastalıklarının ameliyatsız tedavileri, girişimsel onkoloji ve periferik damar girişimleri başlıca uzmanlık alanları arasındadır. Halen İstanbul Memorial Göztepe Hastanesi Girişimsel Radyoloji ve Nöroradyoloji Bölümü Sorumlusu olarak görev yapmaktadır.
1997 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olan Prof. Dr. Kılıçkesmez, 2012–2013 yıllarında Londra Guy’s & St Thomas’ ve King’s College Hospital’da “Clinical Fellow” olarak girişimsel radyoloji ve onkoloji alanında ileri eğitim almıştır. 2020 yılında profesör unvanını almış, aynı yıl SBÜ Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Girişimsel Radyoloji Kurucu Hekimi olmuştur. Ayrıca EBIR (European Board of Interventional Radiology) sertifikasına sahiptir.
Prof. Dr. Kılıçkesmez’in 94 uluslararası, 40 ulusal makalesi ve 2500’ün üzerinde atıfı bulunmaktadır. American Journal of Roentgenology (AJR) ve Diagnostic & Interventional Radiology gibi prestijli dergilerde hakemlik yapmaktadır. Klinik ve akademik deneyimiyle inme tedavisi, beyin anevrizması, embolizasyon, tümör ablasyonu ve tiroid/paratiroid hastalıklarının minimal invaziv tedavileri konularında ulusal ve uluslararası alanda referans gösterilen bir isimdir.

Vaka Örnekleri
Santral ven oklüzyonu: Balon tedavisi
Vakalar
Y stent eşlikli kapalı anevrizma tedavisi
Vakalar
Bel fıtığı disk içi radyofrekans tedavisi sonucu
Fıtık Tedavisi
Boyun Fıtığı Tedavisinde Lazer Teknolojisi ve Anjiyografi
Fıtık Tedavisi
Basedow-Graves hastalığı ameliyatsız tedavi sonucu
Tiroid Hastalıkları
TAKE işlemi ile yok edilen karaciğer tümörü
Kanser Tedavisi
Ameliyatsız Paratiroid Adenomu Tedavisi Sonucu
Paratiroid Adenomu
Sol akciğer komşuğuna gizlenmiş paratiroid adenomu
Paratiroid Adenomu
Bağırsak dalak anevrizması embolizasyonu
Embolizasyon
Dev dalak damar anevrizması kaplı stent ile tedavisi
Stent
Böbrek damarı anevrizmasının akım yönlendirici stent ile tedavisi
Stent
Dev Karaciğer Hemanjiom Mikrodalga Ablasyon
Ablasyon
Nefrostomi
Vakalar
Kanamış Beyin Anevrizmasının Koil ile Tedavisi
Embolizasyon
Kanamış Beyin Damar Yumağı (AVM) Embolizasyon Tedavisi
Embolizasyon
Beyin Toplar Damar Stentleme