Tiroid bezinizle ilgili bir sorun olduğunda, aklınıza ilk gelenin “Acaba ameliyat mı olmam gerekiyor?” sorusu olması çok doğal. Yıllardır tiroid hastalıkları denince akla hemen cerrahi müdahale gelse de tıp dünyası artık bu konuda çok daha zengin seçenekler sunuyor. Boynunuzdaki bu küçük ama hayati organla ilgili her sorunun çözümünün ameliyat masasında olmadığını bilmek, eminim ki içinizi rahatlatacaktır. Modern tıp, artık her hastanın durumunu özel olarak değerlendirip, kişiye en uygun, en az yıpratıcı ve en etkili tedavi yolunu çizmemize olanak tanıyor. Bu tedavinin sadece hastalığı ortadan kaldırmakla kalmayıp, aynı zamanda yaşam kalitenizi en üst düzeyde tutmayı hedeflediği anlamına geliyor.
Tiroid Kanseri Şüphesi Varsa Ameliyat Tek Seçenek midir?
Tiroid kanseri tanısı konulduğunda veya bu yönde çok güçlü bir şüphe olduğunda, evet, ameliyat genellikle tedavinin ana direği ve en güvenilir yoludur. Amaç kanserli dokuyu vücuttan tamamen uzaklaştırarak hastalığa kesin bir çözüm bulmaktır.
Ancak saptanan papiller mikrokanser 2 cm altında ise, tiroid bezi içerisine sınırlı ise ve de lenf bezi tutulumu yoksa ablasyonla çok başarılı sonuçlar elde edilmekte bez korunmaktadır.
Doktorların bu önemli kararı verirken ellerinde somut kanıtlar olur. Bu süreç bir dedektifin ipuçlarını birleştirmesine benzer.
İlk ve en önemli ipucu, ince iğne aspirasyon biyopsisi dediğimiz yöntemle nodülden alınan hücrelerdir. Bu hücreler patoloji laboratuvarında incelenir ve “Bethesda” adı verilen bir sistemle sınıflandırılır. Eğer sonuç “Kanser” veya “Kanser Şüphesi Yüksek” gelirse, bu durum artık bir şüphe olmaktan çıkar ve ameliyat için güçlü bir gerekçe oluşturur. Çünkü bu sonuçlar, nodülün kötü huylu olma ihtimalinin çok yüksek olduğunu gösterir ve ameliyat hem tanıyı kesinleştirir hem de tedavinin kendisi olur.
İkinci kritik kanıt ise ultrason görüntüleridir. Yüksek çözünürlüklü bir ultrason, adeta tiroidin bir haritasını çıkarır. Bir nodülün kanser riski taşıyıp taşımadığını gösteren bazı şüpheli özellikler vardır. Bu özelliklerden bazıları şunlardır:
- Nodülün sınırlarının düzensiz ve girintili çıkıntılı olması
- Şeklinin yuvarlak yerine dikey, yani eninden daha uzun olması
- İçinde “mikrokalsifikasyon” denilen küçük kireç noktacıklarının bulunması
- Kanlanma yapısının düzensiz olması
- Boyundaki lenf bezlerinin görünümünün normalden farklı olması
Eğer ultrasonda bu tür bulgular varsa, biyopsi sonucu belirsiz gelse bile ameliyat masaya yatırılabilir.
Kanser Tanısı Sonrası Ameliyatın Kapsamı Ne Olmalı?
Kanser tanısı kesinleştiğinde, bir sonraki soru “Ameliyat ne kadar büyük olacak?” sorusudur. Eskiden, neredeyse her tiroid kanserinde bezin tamamı alınırdı. Ancak artık bu yaklaşım değişti ve tedavi daha kişiye özel hale geldi.
Tiroid Bezinin Tamamının Alınması (Total Tiroidektomi): Bu daha kapsamlı ameliyat, genellikle belirli durumlarda tercih edilir. Bu durumlar.
- Tümörün 1 cm’den büyük olması
- Kanserin tiroid bezini çevreleyen dokulara yayılmış olması
- Boyundaki lenf bezlerine sıçramış olması
- Uzak organlara yayılım (metastaz) yapmış olması
Bezin tamamen alınmasının mantığı, hastalığın tekrar etme riskini en aza indirmek ve ameliyat sonrası gerekebilecek radyoaktif iyot (atom tedavisi) tedavisinin etkinliğini artırmaktır.
Tiroid Bezinin Sadece Yarısının Alınması (Lobektomi): Tıp dünyasındaki en sevindirici gelişmelerden biri de budur. Artık düşük riskli, tek bir odakta yer alan, 4 cm’den küçük ve başka bir yere yayılmamış kanserlerde, sadece kanserli nodülün bulunduğu tiroid lobunun alınması yeterli görülmektedir. Bu daha sınırlı ameliyatın hastaya sağladığı en büyük avantaj, ömür boyu tiroid ilacı kullanma ihtimalinin ciddi şekilde azalmasıdır. Ayrıca ses kısıklığı veya kalsiyum düşüklüğü gibi ameliyat riskleri de bu yöntemde daha düşüktür.
Bu yeni yaklaşım bize şunu düşündürüyor: Eğer 4 cm’lik bir kanser için bezin yarısını almak güvenliyse, acaba 1 cm’den bile küçük, çok düşük riskli bir kanseri hiç ameliyat etmeden, sadece o bölgeyi modern yöntemlerle (örneğin termal ablasyon) yok ederek tedavi edebilir miyiz? Bu fikir, artık bir hayal değil uygun hastalarda değerlendirilen geçerli bir seçenektir.
Guatr Nefes Borusuna Baskı Yapıyorsa Hangi Tedavi Uygulanır?
Kanser dışında, tiroid ameliyatının en kesin ve yaygın nedenlerinden biri, “guatr” olarak bilinen tiroid bezi büyümesinin yarattığı mekanik sorunlardır. Büyüyen tiroid bezi, boyunda bir kitle gibi davranarak çevresindeki önemli yapılara, yani nefes borumuza ve yemek borumuza baskı yapmaya başlayabilir. Bu durum yaşam kalitesini ciddi anlamda düşüren ve zamanla tehlikeli olabilen bir sorundur. Ameliyat, bu mekanik baskıyı ortadan kaldırmanın en kesin ve hızlı yoludur.
Hastaların bu durumda yaşadığı bazı tipik şikayetler bulunur:
- Yutkunurken takılma hissi
- Özellikle sırtüstü yatınca artan nefes darlığı
- Boğazda sürekli bir yumru veya baskı hissi
- Gece uykudan uyandıran boğulma hissi
- Boyunda gözle görülür bir şişlik ve estetik kaygılar
Bu belirtiler varsa, büyüyen tiroid bezinin ameliyatla alınması, hastanın anında rahatlamasını sağlar ve solunum yoluyla ilgili potansiyel riskleri ortadan kaldırır.
Özellikle göğüs kafesinin arkasına doğru büyüyen guatrlar (substernal guatr) ameliyat için çok daha güçlü bir nedendir. Bu guatrlar, dışarıdan belli olmasalar bile, göğüs boşluğunun dar alanında sinsice büyüyerek nefes borusunu ciddi şekilde sıkıştırabilirler. Bu nedenle henüz ciddi belirtiler vermeden önce bile bu tür guatrların ameliyatla çıkarılması önerilebilir.
Ancak “baskı yapıyor” denilen her durumun çözümü ameliyat olmayabilir. Burada yapılması gereken en önemli şey, baskının kaynağını doğru tespit etmektir. Baskıyı yapan, bezin tamamının yaygın bir şekilde büyümesi mi, yoksa sadece tek bir büyük, iyi huylu nodül mü? Eğer sorun bezin genel büyümesi ise, tek çözüm cerrahidir. Fakat baskının sebebi tek bir büyük nodül ise, o zaman bu nodül termal ablasyon (ısı ile yok etme) gibi ameliyatsız bir yöntem için harika bir aday olabilir. Bu sayede hasta, büyük bir ameliyattan, genel anesteziden ve olası risklerden korunarak, sadece sorunlu nodülden kurtulabilir. Bu ayrımı yapmak, hastayı gereksiz bir ameliyattan kurtaracağı için hayati önem taşır.
Zehirli Guatr (Graves Hastalığı) Durumunda Ameliyat Ne Zaman Gerekir?
Zehirli guatr veya tıp dilindeki adıyla Graves hastalığı, tiroid bezinin kontrolsüzce aşırı hormon salgılaması durumudur. Genellikle ilaçlar veya radyoaktif iyot (atom tedavisi) ile kontrol altına alınır. Ancak bu tedavilerin uygun olmadığı veya başarısız olduğu bazı özel durumlarda, ameliyat kesin çözüm olarak devreye girer. Graves hastalığında ameliyatın gerekli görüldüğü durumlar şunlardır:
- Graves hastalığı ile birlikte kanser şüphesi taşıyan bir nodülün varlığı
- Tedaviyle kontrol altına alınamayan, orta veya şiddetli derecede göz bulguları (gözlerin dışarı doğru büyümesi gibi)
- Kullanılan antitiroid ilaçlara karşı gelişen ciddi yan etkiler veya alerjiler
- Tiroid bezinin çok fazla büyüyerek nefes borusuna veya yemek borusuna baskı yapması
- Hastanın hamile olması, emzirmesi veya yakın gelecekte gebelik planlaması (radyoaktif iyot tedavisinden kaçınmak için)
- Hastanın radyoaktif iyot tedavisini reddetmesi veya ilaç tedavisini düzenli kullanamaması
Bu durumlarda tiroid bezinin ameliyatla tamamen çıkarılması, hem hormon fazlalığını hem de eşlik eden diğer sorunları kalıcı olarak çözer.
İyi Huylu Nodüller İçin Ameliyat Tek Çözüm müdür?
İyi huylu tiroid nodüllerinin yönetimi, son yıllarda tıp dünyasında adeta bir devrim yaşadı. Eskiden, iyi huylu olmasına rağmen büyüyerek yutkunma güçlüğü, nefes darlığı veya boyunda estetik olarak rahatsız edici bir şişliğe neden olan nodüller için tek kalıcı çözüm, ameliyatla tiroidin bir kısmının veya tamamının alınmasıydı. Ancak bu durum artık tamamen değişti. Girişimsel radyoloji alanındaki gelişmeler sayesinde, bu nodüller için ameliyat artık tek veya ilk seçenek değil.
Artık odak noktamız, sadece hastalığı tedavi etmek değil bunu yaparken hastaya en az zarar veren, tiroid fonksiyonlarını koruyan ve yaşam kalitesini en yüksekte tutan bir yol izlemek. Bu felsefenin en güzel örneği, termal ablasyon (RFA veya Mikrodalga) ve etanol ablasyon (alkol enjeksiyonu) gibi ameliyatsız tedavi yöntemleridir.
Eğer nodülünüz büyük oranda sıvı içeriyorsa, yani kistik bir nodül ise, tedavisi inanılmaz derecede basit ve etkilidir. Etanol ablasyonu denilen yöntemde nodülün içindeki sıvı bir iğne ile boşaltılır ve ardından içeriye çok az miktarda saf alkol enjekte edilir. Alkol, kist duvarını tahrip ederek bir daha sıvı birikmesini engeller. Bu işlem 5-10 dakika sürer, lokal anestezi ile yapılır, iz bırakmaz ve başarı oranı çok yüksektir. Kistik nodüller için artık altın standart bu yöntemdir.
Eğer nodülünüz katı yapıda ise ve belirti veriyorsa, o zaman termal ablasyon devreye girer. Bu yöntemde ultrason rehberliğinde nodülün içine özel bir iğne yerleştirilir. İğnenin ucundan yayılan ısı enerjisi (radyofrekans veya mikrodalga) nodülü içeriden pişirerek yok eder. Vücut, zamanla bu ölü dokuyu küçülterek ortadan kaldırır. 1 yıl içinde nodül hacminde %90’lara varan küçülme sağlanır ve hastanın şikayetleri tamamen ortadan kalkar.
Peki, Termal Ablasyonun Ameliyata Göre Avantajları Nelerdir?
Ameliyatsız tedavinin neden bu kadar öne çıktığını anlamak için, ameliyatla arasındaki farkları net bir şekilde görmek gerekir. Ablasyonun sunduğu bazı önemli üstünlükler bulunur:
- Genel anestezi gerektirmemesi
- Hastanede yatış olmaması
- Boyunda kesi izi kalmaması
- İyileşme süresinin çok kısa olması (1-2 gün)
- Ses kısıklığı riskinin çok düşük olması (<%0.1)
- Kalsiyum düşüklüğü riskinin olmaması
- Tiroid fonksiyonlarının korunması
Belki de en önemli avantaj, tiroid fonksiyonlarının korunmasıdır. Ameliyatla tiroid bezinin yarısı alındığında bile hastaların neredeyse yarısı, ömür boyu tiroid ilacı kullanmak zorunda kalır. Bu her gün bir ilaç alma, düzenli kan tahlilleri yaptırma ve doğru dozu bulma zorunluluğu demektir. Termal ablasyon ise sadece sorunlu nodülü hedef alıp sağlıklı tiroid dokusuna dokunmadığı için, hastanın hormon dengesini bozmaz ve ilaç bağımlılığı riskini ortadan kaldırır. Bu hastanın yaşam kalitesi için paha biçilmez bir kazanımdır.
Aşırı Hormon Üreten “Sıcak” Nodüller İçin Hangi Tedaviler Vardır?
“Sıcak nodül” ya da tıp dilindeki adıyla “otonom fonksiyon gösteren tiroid nodülü,” vücudun hormon dengesini alt üst eden bir durumdur. Bu nodüller, beynin kontrolünden çıkarak kendi başlarına, sürekli ve aşırı miktarda tiroid hormonu üretirler. Tedavi edilmediğinde bu durum çarpıntı, ritim bozuklukları, kemik erimesi ve sinirlilik gibi ciddi sorunlara yol açar. Bu sorunu çözmek için elimizde üç temel silah vardır: Radyoaktif İyot (Atom Tedavisi), Ameliyat ve Radyofrekans Ablasyon (RFA). Her birinin kendine göre avantajları ve dezavantajları vardır ve doğru seçimi yapmak, hastanın önceliklerine bağlıdır.
- Geleneksel Yöntemler: Radyoaktif İyot ve Ameliyat
Bu iki yöntem hipertiroidiyi yani aşırı hormon üretimini düzeltmede son derece etkilidir. Başarı oranları %90’ın üzerindedir ve sorunu genellikle tek seferde kökünden çözerler.
Radyoaktif İyot (RAI): Ağızdan alınan bir kapsül ile yapılır. Radyoaktif madde, sadece aşırı çalışan sıcak nodül tarafından emilir ve onu içeriden tahrip eder. Ameliyatsız bir yöntem olması en büyük avantajıdır.
Ameliyat: Özellikle nodül büyükse ve baskı da yapıyorsa, nodülün bulunduğu tiroid lobunun cerrahi olarak çıkarılması kesin bir çözümdür.
Ancak bu iki yöntemin de ortak ve önemli bir dezavantajı vardır: kalıcı hipotiroidi (tiroidin az çalışması) riski. Bu tedavilerden sonra hastaların büyük bir çoğunluğu, hayatlarının geri kalanında her gün tiroid hormonu ilacı kullanmak zorunda kalır.
- Modern Alternatif: Radyofrekans Ablasyon (RFA)
RFA, bu denklemdeki en yeni ve en heyecan verici oyuncudur. Tıpkı iyi huylu nodüllerde olduğu gibi, sıcak nodül de ısı enerjisiyle içeriden yok edilir.
RFA’nın En Büyük Avantajı: Tiroid fonksiyonlarını korumasıdır. Sadece sorunlu nodülü hedef aldığı için, işlemden sonra geriye kalan sağlıklı tiroid dokusu normal çalışmaya devam eder. Bu sayede hastanın ömür boyu ilaca bağımlı kalma riski son derece düşüktür.
RFA’nın Dezavantajı: Başarı oranı, tecrübeli ellerde çok yüksek olsa da RAI ve ameliyata göre literatürde bir miktar daha değişken olarak bildirilmiştir. Bazen en iyi sonucu almak için ikinci bir seans gerekebilir.
Bu durumda karar tamamen kişiseldir. Sizin için en önemli olan şey, sorunun tek seferde ve en yüksek ihtimalle çözülmesi mi, yoksa ömür boyu ilaç kullanma riskinden kaçınmak mı? Bu sorunun cevabı, hangi tedavinin sizin için daha uygun olduğunu belirleyecektir.
Tiroid Kanserinde Ameliyatsız Tedavi Seçenekleri Var mı?
“Kanser” kelimesini duyduğumuzda aklımıza hemen büyük ve zorlu tedaviler gelse de tiroid kanseri söz konusu olduğunda, özellikle de çok erken evrede yakalandığında, durum farklı olabilir. Ameliyat, tiroid kanserinin standart tedavisi olmaya devam etse de termal ablasyon gibi ameliyatsız yöntemler iki özel durumda çığır açan bir alternatif olarak öne çıkmaktadır.
Çok Küçük ve Düşük Riskli Tiroid Kanserleri (Papiller Mikrokarsinom)
Çapı 1 cm’den küçük olan ve genellikle başka bir nedenle yapılan ultrason sırasında tesadüfen saptanan bu kanserlere “papiller mikrokarsinom” denir. Bu tümörlerin büyük çoğunluğu o kadar yavaş büyür ki birçoğu kişinin hayatı boyunca hiçbir sorun yaratmaz. Bu nedenle bu kadar küçük bir kanseri tedavi ederken “aşırı tedavi”den kaçınmak çok önemlidir.
Bu durumda hastalara genellikle üç seçenek sunulur: Ameliyat, Aktif İzlem veya Termal Ablasyon.
- Ameliyat: Kanserli lobu alarak sorunu kökünden çözer ama gereksiz bir müdahale olabilir ve hastayı hipotiroidi riskiyle karşı karşıya bırakır.
- Aktif İzlem: Sadece düzenli ultrason takibi yapmaktır. Bu güvenli bir yöntemdir ancak bazı hastalar için “içeride bir kanserle yaşama” fikri psikolojik olarak çok yıpratıcı olabilir.
- Termal Ablasyon (RFA/Mikrodalga): Bu ameliyatın riskleri ile aktif izlemin belirsizliği arasında mükemmel bir “orta yol” sunar. Kanserli doku, iğne ile girilerek ısı ile yok edilir. Bu yöntem kanseri aktif olarak tedavi ederken tiroid bezini, hormon fonksiyonlarını ve hastanın yaşam kalitesini korur.
Yapılan büyük bilimsel çalışmalar doğru seçilmiş hastalarda termal ablasyonun, kanseri kontrol etme konusunda ameliyat kadar başarılı olduğunu göstermiştir. Onkolojik sonuçlar aynıyken, komplikasyon riski, iyileşme süresi ve kozmetik sonuçlar açısından ablasyon çok daha üstündür.
Ameliyat Sonrası Tekrarlayan Kanserli Lenf Bezleri
Tiroid kanseri ameliyatı geçiren bazı hastalarda, yıllar sonra hastalık boyundaki lenf bezlerinde yeniden ortaya çıkabilir (nüks). Bu durumun standart tedavisi, tekrar ameliyatla bu lenf bezlerini temizlemektir. Ancak daha önce ameliyat edilmiş bir boyunda ikinci, hatta üçüncü bir ameliyat yapmak son derece risklidir. Yara dokusu nedeniyle normal anatomi kaybolduğu için ses teli sinirine veya kalsiyum bezlerine kalıcı hasar verme riski ilk ameliyata göre kat kat artar.
İşte bu noktada termal ablasyon, yüksek riskli bir tekrar ameliyatına karşı harika bir alternatiftir. Nükseden lenf bezi, ultrason rehberliğinde bir iğne ile hedeflenir ve ısı ile güvenli bir şekilde yok edilir. Bu ayaktan yapılabilen, komplikasyon oranı çok düşük ve son derece etkili bir yöntemdir. Bu yaklaşım hastaları tekrar tekrar büyük ameliyatlar olmaktan kurtarır ve kanser takibini, yönetilebilir kronik bir hastalık sürecine dönüştürür.

Prof. Dr. Özgür Kılıçkesmez, minimal invaziv damar içi tedavilere odaklanan, Türkiye’nin önde gelen girişimsel radyoloji ve nöroradyoloji uzmanlarından biridir. Anevrizma ve inme tedavileri, embolizasyon işlemleri, tiroid ve paratiroid hastalıklarının ameliyatsız tedavileri, girişimsel onkoloji ve periferik damar girişimleri başlıca uzmanlık alanları arasındadır. Halen İstanbul Memorial Göztepe Hastanesi Girişimsel Radyoloji ve Nöroradyoloji Bölümü Sorumlusu olarak görev yapmaktadır.
1997 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olan Prof. Dr. Kılıçkesmez, 2012–2013 yıllarında Londra Guy’s & St Thomas’ ve King’s College Hospital’da “Clinical Fellow” olarak girişimsel radyoloji ve onkoloji alanında ileri eğitim almıştır. 2020 yılında profesör unvanını almış, aynı yıl SBÜ Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Girişimsel Radyoloji Kurucu Hekimi olmuştur. Ayrıca EBIR (European Board of Interventional Radiology) sertifikasına sahiptir.
Prof. Dr. Kılıçkesmez’in 94 uluslararası, 40 ulusal makalesi ve 2500’ün üzerinde atıfı bulunmaktadır. American Journal of Roentgenology (AJR) ve Diagnostic & Interventional Radiology gibi prestijli dergilerde hakemlik yapmaktadır. Klinik ve akademik deneyimiyle inme tedavisi, beyin anevrizması, embolizasyon, tümör ablasyonu ve tiroid/paratiroid hastalıklarının minimal invaziv tedavileri konularında ulusal ve uluslararası alanda referans gösterilen bir isimdir.

Vaka Örnekleri
Santral ven oklüzyonu: Balon tedavisi
Vakalar
Y stent eşlikli kapalı anevrizma tedavisi
Vakalar
Bel fıtığı disk içi radyofrekans tedavisi sonucu
Fıtık Tedavisi
Boyun Fıtığı Tedavisinde Lazer Teknolojisi ve Anjiyografi
Fıtık Tedavisi
Basedow-Graves hastalığı ameliyatsız tedavi sonucu
Tiroid Hastalıkları
TAKE işlemi ile yok edilen karaciğer tümörü
Kanser Tedavisi
Ameliyatsız Paratiroid Adenomu Tedavisi Sonucu
Paratiroid Adenomu
Sol akciğer komşuğuna gizlenmiş paratiroid adenomu
Paratiroid Adenomu
Bağırsak dalak anevrizması embolizasyonu
Embolizasyon
Dev dalak damar anevrizması kaplı stent ile tedavisi
Stent
Böbrek damarı anevrizmasının akım yönlendirici stent ile tedavisi
Stent
Dev Karaciğer Hemanjiom Mikrodalga Ablasyon
Ablasyon
Nefrostomi
Vakalar
Kanamış Beyin Anevrizmasının Koil ile Tedavisi
Embolizasyon
Kanamış Beyin Damar Yumağı (AVM) Embolizasyon Tedavisi
Embolizasyon
Beyin Toplar Damar Stentleme