Omurga anatomisi, insan vücudunda baş ile pelvis arasında uzanan ve omur adı verilen kemiklerin oluşturduğu merkezi iskelet yapısını ifade eder. Bu yapı omurilik için koruyucu bir kanal oluşturur, vücudun dik durmasını sağlar ve hareket kabiliyeti ile yük taşıma fonksiyonlarının dengeli biçimde gerçekleşmesine katkıda bulunur.
Servikal, torakal ve lomber omurga bölümleri omurganın anatomik olarak üç temel fonksiyonel segmentini oluşturur. Servikal bölge boyun hareketlerini desteklerken torakal omurlar göğüs kafesi ile bağlantılıdır; lomber omurlar ise vücut ağırlığının büyük bölümünü taşıyan güçlü ve geniş yapılı vertebralardan oluşur.
Omurlar arası disk yapısı omurga anatomisinin hareket ve esneklik sağlayan temel bileşenlerinden biridir. Bu diskler jel benzeri nukleus pulposus ve onu çevreleyen anulus fibrosus tabakalarından oluşur; darbeyi emerek omurlar arasındaki sürtünmeyi azaltır ve omurganın esnek hareket etmesine yardımcı olur.
Omurga bağları ve kas sistemi omurganın stabilitesini sağlayan destekleyici anatomik yapılardır. Ligamentler omurların birbirine bağlanmasını ve hizalanmasını korurken, paravertebral kaslar omurganın hareketlerini kontrol eder ve postürün korunmasında önemli rol oynayarak mekanik yük dağılımını dengeler.
| Bilmeniz Gerekenler | Bilgi |
| Omurga Tanımı | Omurga (vertebral kolon), vücudun dik durmasını sağlayan, merkezi sinir sistemini (omuriliği) koruyan ve baş ile gövde arasında bağlantı kuran kemik yapıdır. |
| Omur Sayısı | Toplamda 33 omur bulunur: 7 servikal (boyun), 12 torakal (sırt), 5 lomber (bel), 5 sakral (kuyruk sokumu, kaynaşmış) ve 4 koksigeal (kuyruk kemiği, kaynaşmış). |
| Servikal Omurlar | Boyun bölgesinde yer alır (C1–C7). C1 (atlas) ve C2 (axis), başın hareketlerini sağlar. En hareketli omurga bölgesidir. |
| Torakal Omurlar | Göğüs bölgesinde yer alır (T1–T12). Kaburgalarla bağlantılıdır ve göğüs kafesini oluşturur. Hareket kabiliyeti sınırlıdır. |
| Lomber Omurlar | Bel bölgesinde yer alır (L1–L5). Vücudun ağırlığını taşır, bu nedenle büyük ve güçlüdür. Sıkça bel ağrılarının kaynağıdır. |
| Sakral Omurlar | 5 adet omurun kaynaşmasıyla oluşur (S1–S5). Leğen kemiği (pelvis) ile birleşerek sağlam bir yapı oluşturur. |
| Koksigeal Omurlar | 4 küçük omurun kaynaşmasıyla oluşur. Kuyruk kemiğini oluşturur. Fonksiyonu sınırlıdır. |
| Diskler (Intervertebral Disk) | Her omur arasında yer alan kıkırdak yapılar. Şok emici görev görür, omurlar arasında hareketliliği ve esnekliği sağlar. |
| Omurilik Kanalı | Omurların ortasında yer alan kanal. Omuriliği içerir ve sinirlerin geçişini sağlar. |
| Ligamentler ve Kaslar | Omurgayı destekleyen ve stabilize eden yapılar. Hareketi sağlar ve omurları bir arada tutar. |
| Omurilik | Beyinden başlayarak omurganın içinde uzanan sinir dokusu. Vücut ile beyin arasında bilgi taşıma görevini üstlenir. |
| Sinir Kökleri | Omurilikten çıkan sinir lifleri, her omur aralığından çıkarak vücuda dağılır. Motor ve duyu sinyallerini iletir. |
| Faset Eklemler | Omurların arka kısmında yer alır. Omurların birbirine bağlanmasını ve sınırlı hareket etmesini sağlar. |
| Skolyoz | Omurganın yana doğru eğriliğiyle karakterize edilen yapısal bozukluktur. |
| Lordoz ve Kifoz | Lordoz: bel bölgesindeki içe doğru eğrilik. Kifoz: sırt bölgesindeki dışa doğru eğrilik. Normal sınırlarda olmalıdır; anormallikleri postür sorunlarına yol açar. |
| Omurga Sağlığı | Düzenli egzersiz, doğru duruş, ağır yükleri doğru taşıma gibi faktörlerle korunabilir. Disk dejenerasyonu, fıtık, travma gibi durumlar omurga sağlığını bozabilir. |
Omurga Anatomisi Nedir?
Omurgamız, dışarıdan bakıldığında sadece üst üste dizilmiş kemiklerden oluşan basit, taşıyıcı bir kolon gibi algılanabilir. Ancak bedenin içine doğru biraz daha yakından bakıldığında, bu yapının inanılmaz derecede karmaşık ve dinamik bir sistem olduğu hemen fark edilir. Vücudumuzun yükünü taşıyan, eğilip doğrulmamızı sağlayan ve daha da önemlisi beynimizden çıkıp tüm organlarımıza dağılan hayati sinir ağlarını koruyan muazzam bir köprüdür. Bu köprünün her bir milimetresi, kusursuz bir biyomekanik uyum içinde çalışır. Gelişen teknoloji ve modern tıbbın sunduğu ileri görüntüleme cihazları sayesinde, artık bu devasa yapıyı sadece statik bir iskelet olarak değil; canlı, nefes alan, beslenen ve sürekli etkileşim içinde olan bir ağ olarak haritalandırabiliyoruz. Günümüzde pek çok boyun ve bel rahatsızlığı, bedende büyük kesiler yapılmasına hiç gerek kalmadan, doğrudan sorunun kaynağına ulaşılarak tedavi edilebiliyor. Bu tür zarif ve minimal müdahalelerin başarılı olabilmesi için, omurganın o gizli topografyasını çok iyi bilmek gerekiyor. Kemiklerin ince kıvrımları, damarların geçtiği dar yollar, sinirlerin dallandığı karanlık koridorlar, hastaya zarar vermeden şifaya ulaşmanın anahtarlarıdır. Bu yapı ne kadar iyi anlaşılırsa, yapılan işlemler de o kadar güvenli ve etkili olur.
Boyun Bölgemizdeki İkinci Omur (C2) Anatomisi Neden Bu Kadar Hassastır?
Boyun bölgemiz, omurganın en hareketli, en esnek ve aynı zamanda anatomik açıdan en narin kısmıdır. Özellikle tıp dilinde “Aksis” olarak adlandırılan ikinci boyun omuru (C2), başımızın sağa ve sola dönmesini sağlayan o harika mekanizmanın tam merkezinde yer alır. Araba kullanırken kör noktayı kontrol etmek için kafamızı çevirdiğimizde hissettiğimiz o özgürlük, büyük ölçüde bu omurun eşsiz tasarımına borçludur. Ancak bu bölge sadece hareket yeteneğiyle öne çıkmaz; barındırdığı hayati yapılarla da inanılmaz derecede kritik bir noktadır. Beynimize kan taşıyan en temel atardamarlardan biri olan vertebral arter, tam da bu omurun çok yakınından, adeta ona sürtünerek geçer. Bu yüzden boyun bölgesinde yaşanabilecek şiddetli kazalar, düşmeler veya ileri derece eklem kireçlenmeleri, çok dikkatli bir yaklaşım gerektirir. Bu tür durumlarda boyun kemiklerinin birbirine sabitlenmesi gerektiğinde, uygulanan işlemlerin milimetrik bir hassasiyetle yapılması zorunludur. Kemiklerin arka tarafında bulunan ince köprüler kullanılarak yapılan vidalama işlemleri, beyne giden bu önemli damarı korumak için en güvenli yoldur. Ancak herkesin kemik yapısı, boyu veya kilosu aynı olmadığı gibi bu kemiklerin kalınlığı da aynı değildir. İşlem öncesinde çekilen bilgisayarlı tomografilerle yapılan milimetrik ölçümler, tedavinin tamamen o kişiye özel olarak planlanmasını sağlar.
Boyun omuru ölçümlerinde dikkate alınan anatomik parametreler şunlardır:
- Genişlik
- Uzunluk
- Kalınlık
- Açı
Omurgamızı Besleyen Adamkiewicz Arteri Anatomisi Nasıl Çalışır?
Omurgamızın ve içindeki omuriliğin sağlıklı bir şekilde işlev görebilmesi, çok iyi beslenmesine, yani kanlanmasına bağlıdır. Vücudumuzdaki en karmaşık ve kusursuz çalışan damar ağlarından biri buradadır. Ana atardamarımız olan aorttan ayrılan küçük dallar, omurgaya doğru ilerleyerek bu hassas dokulara sürekli olarak oksijen ve besin taşır. Bu sistemin en hayati parçası ise, tıp dünyasında “Adamkiewicz arteri” olarak bilinen damardır. Bu damar, tıpkı büyük bir metropolün ana elektrik şebekesi gibidir. Omuriliğin göğüs kafesinin altından bel bölgesine kadar uzanan çok geniş bir kısmını tek başına besleme görevini üstlenir. Görüntüleme cihazlarında kendine has saç tokası benzeri bir kıvrım yaparak ilerlediği görülür. İğneyle yapılan lokal tedavilerde veya omurga çevresindeki kötü huylu tümörlere müdahale edilirken, bu damarın yerinin saptanması tartışılamaz bir zorunluluktur. Eğer bu damar işlem sırasında yanlışlıkla zarar görürse veya tıkanırsa, omuriliğin o bölgesine giden kan akışı aniden kesilir. Bunun sonuçları oldukça ağırdır; bacaklarda ani güç kaybı, idrar tutamama ve hatta kalıcı felç durumlarına kadar gidebilecek ciddi nörolojik kayıplar yaşanabilir. Bu sebeple işlem öncesinde çekilen ilaçlı filmlerle damarın tam rotası çizilir.
Adamkiewicz arterinin çıkış yapabileceği vücut seviyeleri şunlardır:
- Sırt
- Göğüs
- Bel
Batson Venöz Pleksusu Olarak Bilinen Omurga Anatomisi Ağı Bize Ne Anlatır?
Sadece temiz kanı dokulara ulaştıran atardamarlar değil dokulardaki kirli kanı toplayıp geri götüren toplardamar sistemi de omurga çevresinde oldukça eşsiz bir yapıya sahiptir. Bu karmaşık ağa “Batson venöz pleksusu” adı verilir. Vücudumuzdaki pek çok toplardamarda, örneğin bacaklarımızda, kanın yerçekimiyle geriye kaçmasını engelleyen küçük, tek yönlü kapakçıklar bulunur. Ancak omurga çevresindeki bu özel damar ağında kapakçık yoktur. Bu durum kanın vücut içindeki basınç değişikliklerine göre damar içinde her iki yöne de serbestçe hareket edebilmesi anlamına gelir. Çok şiddetli bir öksürük krizi, ıkınma veya ağır bir eşya kaldırma anında karın içi basıncı arttığında, kan bu damarlarda geriye doğru akabilir. Bu durum bedenimizin basıncı dengelemesi için doğal bir yoldur ancak tıbbi açıdan bazı önemli sonuçlar doğurur. Kapakçıksız bu serbest yollar, vücudun başka bir yerindeki, örneğin prostat veya meme dokusundaki kötü huylu tümör hücrelerinin kan yoluyla omurgaya çok daha kolay taşınmasına ve oraya yerleşmesine neden olabilir. Aynı zamanda, kemik kırıklarında kullanılan dolgu malzemelerinin bu damarlar yoluyla akciğerlere kadar sürüklenme ihtimali de bu yapı nedeniyle her zaman göz önünde bulundurulur.
Omurga venöz ağına bağlı ortaya çıkabilecek risk faktörleri şunlardır:
- Sızıntı
- Metastaz
- Emboli
Omurga Anatomisi İçindeki Kambin Üçgeni İşlemlerde Nasıl Bir Güvenli Alan Sağlar?
Omuriliğimizi devasa ve çok şeritli bir ana otoyol olarak hayal edersek, bu otoyoldan çıkış yapan araçların geçtiği gişeler “nöral foramen” dediğimiz küçük kemik pencereleridir. Vücudumuzun her noktasına dağılan his ve hareket sinirleri, omurgadan bu pencereleri kullanarak dışarı çıkar. Halk arasında bel veya boyun fıtığı olarak bilinen durum omurların arasındaki yastıkçıkların dışarı taşarak tam da bu daracık pencerenin içine girmesi ve oradan geçmeye çalışan siniri duvara doğru sıkıştırmasıdır. Sıkışan sinir nefes alamaz, zamanla şişer, iltihaplanır ve bu durum bacağa veya kola vuran bıçak saplanır tarzda dayanılmaz ağrılara dönüşür. Böyle bir durumda iğneyle bu bölgeye ulaşıp siniri rahatlatmak istediğimizde, zaten günlerdir baskı altında olan ve aşırı hassaslaşan bu sinire kesinlikle iğne ucuyla dokunmamamız gerekir. İşte bu noktada doğanın bize sunduğu “Kambin Üçgeni” devreye girer. Bu üçgen, hedef bölgedeki anatomik yapıların kendi aralarında oluşturduğu sanal bir boşluktur. Adeta tehlikeli bir arazide güvenle yürünebilecek temiz bir koridor gibidir. Canlı röntgen cihazları kullanılarak iğnenin ucu tam bu üçgenin merkezine, güvenli alana yönlendirilir.
Kambin üçgeninin sınırlarını oluşturan yapılar şunlardır:
- Sinir
- Omur
- Eklem
Osteoporoz Kaynaklı Omurga Kırıklarında Çimento Tedavisi Anatomisi Nasıl Uygulanır?
Yaş ilerledikçe kemik kalitesinin yavaş yavaş azalması, yani halk arasındaki yaygın adıyla kemik erimesi (osteoporoz), omurga kemiklerinin zayıflayarak sessizce kendi içine doğru çökmesine yol açabilir. Bazen de omurgaya sıçrayan başka hastalıklar benzer şekilde kemiğin taşıyıcı kolon dayanıklılığını yok eder. İçten içe çöken bu kemikler, her nefes alışta veya yataktan kalkışta sırtta çok şiddetli ağrılara, zamanla boy kısalmasına ve duruş bozukluğu olan kamburluğa neden olur. Eskiden bu tür hastalar için büyük ve zorlu açık ameliyatlar gerekirken, bugün “kemik çimentosu” kullanılarak yapılan çok daha ince yöntemler mevcuttur. Omurgadaki bu mekanik zayıflığı gidermek için canlı görüntüleme eşliğinde sırttaki küçücük bir noktadan iğneyle kırık kemiğin tam kalbine girilir. O bölgeye sıvı halde tıbbi bir dolgu maddesi yavaşça enjekte edilir. Bu özel madde dakikalar içinde sertleşerek kemiğin içindeki kırık parçaların birbirine sürtünmesini engeller ve ağrıyı anında keser. Gerekli durumlarda ise dolgu maddesi verilmeden önce kemiğin içine küçük bir tıbbi balon yerleştirilir. Bu balon yavaşça şişirilerek çökmüş olan kemik eski yüksekliğine doğru kaldırılır.
Çimento tedavisinin sıklıkla uygulandığı klinik durumlar şunlardır:
- Osteoporoz
- Tümör
- Kırık
- Çökme
Omurga Anatomisi Kılavuzluğunda Transforaminal Enjeksiyonlar Nasıl Yapılır?
Bel ve boyun fıtıklarında, acil cerrahi müdahale gerektirmeyen durumlarda en sık başvurulan ve en etkili yöntemlerden biri, halk arasında “nokta atışı” olarak da bilinen transforaminal epidural enjeksiyonlardır. Bu işlemin temel amacı, fıtığın siniri ezdiği ve şişirdiği o daracık alana dışarıdan son derece ince bir iğneyle ulaşıp, sinirin etrafındaki ödemi ve hücresel yangıyı baskılayacak ilaçları doğrudan hedefin üzerine bırakmaktır. İlaç kan dolaşımına değil de sadece sorunlu bölgeye verildiği için ağızdan alınan veya kalçadan vurulan iğnelere göre çok daha güçlü ve hızlı bir iyileşme sağlar. Bu başarının ardındaki sır, hastanın anatomik haritasını kusursuz okuyabilmektir. Hasta yüzüstü yatarken omurga bölgesi canlı röntgen (floroskopi) cihazıyla görüntülenir. Doğru açıyı yakalamak için cihaz yana doğru belirli bir derece eğildiğinde, ekrandaki omurga kemikleri adeta küçük bir köpek silüeti (“Scotty Dog”) oluşturur. Hedeflenen giriş bölgesi, bu silüetin boyun kısmına denk gelen alandır. İlaç verilmeden önce bölgeye ekranda parlayan özel bir boya maddesi sıkılır ve iğnenin nerede olduğu kesinleştirilir.
Nokta atışı işlemde kullanılan yönlendirme açıları şunlardır:
- Ön
- Arka
- Yan
- Eğik
Faset Eklem Anatomisi Kaynaklı Ağrılar Radyofrekans Yöntemiyle Nasıl Tedavi Edilir?
Beli sürekli ağrıyan pek çok kişi, sorunun sadece omurilik kanalındaki fıtıklardan kaynaklandığını düşünür. Oysa yıllar süren kronik bel ve boyun ağrılarının çok büyük bir kısmı, omurları birbirine bağlayan arka taraftaki küçük eklemlerden kaynaklanır. Bu küçük destek noktalarına “faset eklemleri” diyoruz. Tıpkı dizlerimizde, omuzlarımızda veya parmaklarımızda olduğu gibi, yaşlandıkça ve ağır yük taşıdıkça bu eklemler de aşınır, kurur ve kireçlenir. Kireçlenen eklemler hasta hareket ettikçe birbirine sürtünerek ağrı üretmeye başlar. Özellikle sabahları yataktan kalkarken hissedilen tutukluk bu durumun tipik göstergesidir. Bu sızlama, eklemin çevresini bir ağ gibi saran çok ince sinirler tarafından algılanıp beynimize iletilir. Sorunun gerçekten bu eklemlerden kaynaklandığından emin olmak için önce tanısal bir test yapılır; bu ince sinirler geçici ilaçlarla uyuşturulur. Eğer hastanın ağrısı hemen geçiyorsa, hedef kesinlikle doğrudur. Ardından, daha kalıcı bir rahatlama sağlamak için radyofrekans ablasyon (RFA) adı verilen ileri bir teknoloji kullanılır. İğnenin ucuyla bu sinirlere ulaşılarak radyo dalgalarıyla kontrollü bir ısı yaratılır ve sinirin ağrı sinyali göndermesi uzun bir süre engellenir.
Radyofrekans teknolojisinin farklı uygulama türleri şunlardır:
- Termal
- Atımlı
- Soğutulmuş
Boyun ve Bel Fıtıkları Omurga Anatomisi İçinde Hangi Sinirleri Etkiler?
İnsan bedeni, muazzam bir elektrik tesisatı gibi olağanüstü bir düzende çalışır. Omurgamızdan sağlı sollu çıkan her bir sinir teli, vücudumuzun belirli bir bölgesinin kas gücünden, dokunma hissinden ve hatta terlemesinden sorumludur. Bu yüzden bir hastanın neresinde uyuşma hissettiğini veya neresinin zayıfladığını dikkatlice dinlemek, omurgadaki sorunun hangi milimetrede olduğunu anlamanın ilk ve en önemli adımıdır. Boyun bölgesindeki bir kıkırdak dışarı taştığında, omuzlarımıza, kollarımıza ve parmaklarımıza giden elektrik kablolarını, yani sinirleri sıkıştırır. Örneğin belirli bir omur seviyesindeki fıtık hastanın sadece baş parmağında uyuşma ve elden eşya düşürme şikayeti yaparken, bir alt seviyedeki fıtık orta parmağı veya arka kol kaslarını etkileyebilir. Bel bölgesinde de bu harita harika bir uyumla çalışır. Fıtığın omurilik kanalının tam ortasından mı yoksa yan taraftaki dar bir geçitten mi dışarı taştığı, sıkışan sinirin numarasını doğrudan değiştirir. Fiziksel muayene sırasında elde edilen bu değerli ipuçları, MR görüntüleriyle birleştirilerek anatomik sorun tamamen aydınlatılır.
Boyun fıtıklarında uyuşma ve ağrı yaşanan başlıca bölgeler şunlardır:
- Omuz
- Kol
- Dirsek
- El
- Parmak
Omurga Kanal Daralması (Spinal Stenoz) Anatomisi Nedir ve Ameliyatsız Çözümler Nelerdir?
Yıllar geçtikçe yerçekiminin amansız etkisi, yaşam tarzımız ve doğal yaşlanma süreci omurgamızın şeklini değiştirir. Kemiklerde oluşan kireçlenmeler, arka eklemlerdeki kalınlaşmalar ve omurgayı yıllarca ayakta tutan bağların esnekliğini kaybederek kabalaşması, omuriliğin ve sinirlerin içinden güvenle geçtiği tüneli giderek daraltır. Bu duruma tıp dünyasında omurga kanal daralması (spinal stenoz) diyoruz. Normalde oldukça ferah ve geniş olan bu kanal daraldığında, içinden geçen sinir dokuları ezilmeye ve sıkışmaya başlar. Bu sorunu yaşayan kişilerin en tipik şikayeti; bir süre yürüdükten veya ayakta durduktan sonra bacaklarına vuran şiddetli ağırlık hissi, karıncalanma, güçsüzlük ve dayanılmaz kramplardır. Hasta mecburen bir yere oturup dinlenme veya öne doğru eğilme ihtiyacı hisseder. Anatomik olarak kemiklerin ve sertleşmiş bağ dokularının yarattığı bu fiziksel darlığı dışarıdan iğneyle genişletmek mümkün değildir. Ancak o daracık alanda sürekli sürtünen sinirlerin etrafında oluşan şiddetli iltihap ve ödem, iğneyle yapılan nokta atışı tedavilerle yüksek oranda kurutulabilir. Ödem azaldığında sinirler biraz nefes alır ve hastanın yürüme kapasitesi artar.
Kanal daralması hastalarının yürüdükçe yaşadığı şikayetler şunlardır:
- Ağrı
- Uyuşma
- Kramp
- Karıncalanma
- Güçsüzlük
Girişimsel İşlemlerde Omurga Anatomisi Rehberliğinde Güvenlik Nasıl Sağlanır?
Hastanın sırtında veya boynunda büyük cerrahi kesiler açmadan, sadece iğne deliklerinden içeri girerek doğrudan hedefe ulaşmak, hastaya büyük bir rahatlık ve güven sağlar. İşlem sonrası zorlu iyileşme süreçleri yaşanmaz, hastalar aynı gün içinde yürüyerek evlerine dönebilir. Ancak bu işlemler, bedenin derinliklerindeki hayati yapıları çıplak gözle doğrudan göremediğimiz için, son derece titiz ve tavizsiz güvenlik protokolleri gerektirir. İğnenin ucundaki en küçük bir sapma, sinirlere veya damarlara zarar verebilir. Bu nedenle altın kural açıktır: Hiçbir girişimsel işlem ezbere, tahmine dayalı veya sadece el yordamıyla yapılamaz. Mutlaka bedenin içini canlı canlı, anlık olarak gösteren ileri teknoloji görüntüleme cihazları kullanılır. Bu sistemler sayesinde iğnenin ilerleyişi milim milim takip edilir. Boyun ve bel bölgesinde yanlışlıkla bir damarın içine ilaç verilmemesi için işlem sırasında özel boyalı renkli maddelerle testler yapılır. Kanama riskini en aza indirmek adına hastanın kullandığı günlük kan sulandırıcı haplar işlemden çok önce kontrol altına alınır ve hijyen standartları en üst düzeyde tutulur.
İşlem sırasında canlı görüntüleme için kullanılan cihazlar şunlardır:
- Floroskopi
- Ultrasonografi
- Tomografi
Sıkça sorulan sorular
Omurga anatomisi nedir ve omurganın temel görevleri nelerdir?
Omurga kaç bölümden oluşur ve bu bölümler nelerdir?
Omurların yapısı nasıldır ve omurgada kaç omur bulunur?
Omurlar arasındaki diskler ne işe yarar?
Omurilik omurga içerisinde nasıl korunur?
Omurganın doğal eğrilikleri neden önemlidir?
Omurga anatomisinde sinir köklerinin görevi nedir?
Omurga anatomisinde en sık görülen sorunlar nelerdir?
Omurga sağlığını korumak için nelere dikkat edilmelidir?
Omurga ağrılarında ne zaman doktora başvurulmalıdır?

Prof. Dr. Özgür Kılıçkesmez, minimal invaziv damar içi tedavilere odaklanan, Türkiye’nin önde gelen girişimsel radyoloji ve nöroradyoloji uzmanlarından biridir. Anevrizma ve inme tedavileri, embolizasyon işlemleri, tiroid ve paratiroid hastalıklarının ameliyatsız tedavileri, girişimsel onkoloji ve periferik damar girişimleri başlıca uzmanlık alanları arasındadır. Halen İstanbul Memorial Göztepe Hastanesi Girişimsel Radyoloji ve Nöroradyoloji Bölümü Sorumlusu olarak görev yapmaktadır.
1997 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olan Prof. Dr. Kılıçkesmez, 2012–2013 yıllarında Londra Guy’s & St Thomas’ ve King’s College Hospital’da “Clinical Fellow” olarak girişimsel radyoloji ve onkoloji alanında ileri eğitim almıştır. 2020 yılında profesör unvanını almış, aynı yıl SBÜ Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Girişimsel Radyoloji Kurucu Hekimi olmuştur. Ayrıca EBIR (European Board of Interventional Radiology) sertifikasına sahiptir.
Prof. Dr. Kılıçkesmez’in 94 uluslararası, 40 ulusal makalesi ve 2500’ün üzerinde atıfı bulunmaktadır. American Journal of Roentgenology (AJR) ve Diagnostic & Interventional Radiology gibi prestijli dergilerde hakemlik yapmaktadır. Klinik ve akademik deneyimiyle inme tedavisi, beyin anevrizması, embolizasyon, tümör ablasyonu ve tiroid/paratiroid hastalıklarının minimal invaziv tedavileri konularında ulusal ve uluslararası alanda referans gösterilen bir isimdir.

Vaka Örnekleri
Santral ven oklüzyonu: Balon tedavisi
Vakalar
Y stent eşlikli kapalı anevrizma tedavisi
Vakalar
Bel fıtığı disk içi radyofrekans tedavisi sonucu
Fıtık Tedavisi
Boyun Fıtığı Tedavisinde Lazer Teknolojisi ve Anjiyografi
Fıtık Tedavisi
Basedow-Graves hastalığı ameliyatsız tedavi sonucu
Tiroid Hastalıkları
TAKE işlemi ile yok edilen karaciğer tümörü
Kanser Tedavisi
Ameliyatsız Paratiroid Adenomu Tedavisi Sonucu
Paratiroid Adenomu
Sol akciğer komşuğuna gizlenmiş paratiroid adenomu
Paratiroid Adenomu
Bağırsak dalak anevrizması embolizasyonu
Embolizasyon
Dev dalak damar anevrizması kaplı stent ile tedavisi
Stent
Böbrek damarı anevrizmasının akım yönlendirici stent ile tedavisi
Stent
Dev Karaciğer Hemanjiom Mikrodalga Ablasyon
Ablasyon
Nefrostomi
Vakalar
Kanamış Beyin Anevrizmasının Koil ile Tedavisi
Embolizasyon
Kanamış Beyin Damar Yumağı (AVM) Embolizasyon Tedavisi
Embolizasyon
Beyin Toplar Damar Stentleme