Beyin anevrizması embolizasyonu (kapalı tedavi) ile açık ameliyat (mikrocerrahi klipleme) arasındaki temel fark, hastanın kafatasının açılıp açılmaması ve müdahale yoludur. Embolizasyon, kasık veya kol damarından girilerek kafatası açılmadan doğrudan damar içinden anevrizmanın tedavi edildiği minimal invaziv bir işlemdir. Açık beyin ameliyatında ise kafa kemiği kesilip beyin zarı açılarak baloncuğa dışarıdan ulaşılır ve boyun kısmına metal bir klips yerleştirilir. Bu temel yaklaşım farkı; operasyonun invazivlik derecesini, vücutta kalan iz durumunu, hastanın yoğun bakım ihtiyacını ve günlük hayata dönüş hızını doğrudan belirler. Kapalı yöntem bedensel bütünlüğü maksimum düzeyde korurken, açık cerrahi daha uzun ve meşakkatli bir iyileşme dönemi gerektirir.
Beyin Anevrizması Nedir ve Hastalık Nasıl Gelişir?
Sağlıklı bir atardamar duvarı, iç içe geçmiş esnek kas hücrelerinden ve damara dayanıklılık kazandıran özel protein liflerinden oluşur. Bu yapı kanın içerideki yüksek basıncına karşı koyarak damarın formunu korumasını sağlar. Ancak özellikle beynin tabanında yer alan ve damarların dallara ayrıldığı çatallanma noktalarında, zaman içerisinde bu esnek doku zayıflayabilir. Yıllar süren kan akımının yarattığı mekanik stres, zayıflayan bu bölgenin tıpkı incelmiş bir bisiklet iç lastiği gibi dışa doğru balonlaşmasına yol açar. Damar duvarında meydana gelen bu bölgesel genişlemeye beyin anevrizması adı verilir.
Anevrizmalar genellikle belirgin bir boyun kısmı ve yuvarlak bir kubbesi olan baloncuklar şeklinde karşımıza çıkar. Bunun yanı sıra damarın genel olarak bir iğ şeklinde genişlediği veya damar duvarının yapısal bütünlüğünü kaybettiği farklı biçimlerde de oluşumlar gözlemlenebilir. Hastalığın temel problemi, oluşan bu yeni baloncuğun duvarının normal bir damar duvarına göre çok daha ince ve kırılgan olmasıdır. Bu ince duvar yapısı, içinden geçen yüksek kan basıncına her zaman direnç gösteremeyebilir. Yeterince desteklenmeyen bu hassas doku, dış müdahale olmaksızın çatlayıp kanama potansiyeli taşır. Bu nedenle damardaki şekil bozukluklarının anlaşılması ve takip edilmesi büyük önem taşır.
Sıklıkla karşılaşılan anevrizma türleri şunlardır:
- Sakküler
- Fuziform
- Disekan
- Blister
Yukarıda sayılan bu farklı morfolojik yapıların her biri, damarın incelme şekline ve hastalığın gelişim sürecine göre değişiklik gösterir. Sakküler anevrizmalar bir sap ile ana damara bağlı yuvarlak keseler oluştururken, diğer türler damarın daha geniş bir bölümünü etkileyebilir veya çok ince duvarlı hassas yapılar olarak ortaya çıkabilir.
Beyin Anevrizması Büyüdüğünde Hangi Belirtilerle Kendini Gösterir?
Beyin damarlarında oluşan bu baloncuklar, genellikle yapılarında bir yırtılma meydana gelene kadar sessiz kalma eğilimindedir. Çoğu zaman hastalar bu durumun farkında olmadan yıllarca yaşamlarına devam edebilirler. Ancak anevrizma zaman içinde yavaş yavaş büyürse, beynin içerisindeki dar alanda çevre dokulara ve sinirlere fiziksel bir baskı yapmaya başlar. Bu büyüme evresi, vücudun bazı erken uyarı sinyalleri vermesine olanak tanır. Çevre sinirlere olan bu baskı nedeniyle hastalar genellikle açıklanamayan bazı nörolojik şikayetlerle hekime başvururlar.
Hastanın yaşayabileceği bazı erken belirtiler şunlardır:
- Görme bozuklukları
- Göz kapağı düşüklüğü
- Göz arkasında ağrı
- Yüzde uyuşukluk
- Çift görme
Eğer anevrizma duvarı kan basıncına daha fazla dayanamaz ve bir yırtılma meydana gelirse, hastanın klinik tablosu saniyeler içinde dramatik bir şekilde değişir. Beynin etrafındaki hassas zarların arasına kan sızması, beynin tolere edemeyeceği kadar ağır bir şok yaratır. Bu durumdaki hastalar genellikle hayatlarında deneyimledikleri en şiddetli baş ağrısını yaşadıklarını ifade ederler. Bu eşi benzeri görülmemiş ağrıya eşlik eden başka acil bulgular da hızla ortaya çıkar.
Kanama anında ortaya çıkan tablodaki bulgular aşağıdaki gibidir:
- Ani baş ağrısı
- Bulantı
- Kusma
- Bilinç bulanıklığı
- Ense sertliği
- Nöbet geçirme
Beyin Anevrizması Oluşumunda Etkili Olan Risk Faktörleri Nelerdir?
Her hastalıkta olduğu gibi damar yapısının bozulmasında da bireyin yaşam tarzı, genetik mirası ve çevresel etkenler ortaklaşa bir rol üstlenir. İstatistiksel verilere bakıldığında, bazı faktörlerin damar duvarını zayıflatmada çok daha aktif olduğu görülmektedir. Aile geçmişinde benzer damar sorunları bulunan kişilerin, doku yapıları gereği bu tür genişlemelere daha yatkın olması beklenen bir durumdur. Bununla birlikte doğuştan gelen bazı bağ dokusu rahatsızlıkları da damarların elastikiyetini erkenden kaybetmesine zemin hazırlar.
Beyin anevrizması gelişimini etkileyen risk faktörleri şunlardır:
- Yüksek tansiyon
- Sigara kullanımı
- Genetik yatkınlık
- İleri yaş
- Alkol tüketimi
- Madde bağımlılığı
Bu listedeki faktörlerin hepsi müdahale edilebilir özellik taşımaz. Ancak yüksek tansiyon, damar duvarına içeriden sürekli olarak şiddetli bir mekanik darbe uygulayan en yıpratıcı etkenlerin başında gelir. Kan basıncının kontrol altına alınamaması, o zayıf noktanın her kalp atışında biraz daha gerilmesine neden olur. Diğer yandan tütün ürünlerinin kullanımı, kanın kimyasını bozarak damarı onaran hücrelerin işlevini yitirmesine yol açar. Bu zararlı alışkanlık, anevrizmanın hem oluşumunu hem de büyüme hızını tetikleyen çok güçlü bir unsurdur.
Beyin Anevrizması Teşhisi İçin Hangi Yöntemler Tercih Edilir?
Hastalığın doğru yönetilebilmesi, sorunun yerinin, şeklinin ve boyutlarının kusursuz bir şekilde haritalandırılmasına bağlıdır. Modern tıbbın sunduğu gelişmiş görüntüleme teknolojileri, beynin en ücra köşelerindeki milimetrik damar yapılarını bile detaylı bir şekilde inceleme fırsatı sunar. Acil bir durum söz konusuysa, hastaneye ulaşan bireyin beyin yapısı dakikalar içinde taranarak olası bir kanama sızıntısı veya balonlaşma tespit edilmeye çalışılır. Anevrizmanın etrafındaki sağlıklı damarlarla olan ilişkisi, uygulanacak tedavinin yol haritasını belirler.
Tanı aşamasında başvurulan tıbbi yöntemler şunlardır:
- Bilgisayarlı tomografi
- Manyetik rezonans
- Anjiyografi
Eğer hasta acil bir kanama tablosu ile gelmişse, ilk tercih genellikle saniyeler içinde sonuç veren bilgisayarlı tomografidir. Rutin taramalar veya tesadüfi bulguların incelenmesi gerektiğinde ise radyasyon içermeyen manyetik rezonans görüntüleme daha fazla ön plana çıkar. Ancak anevrizmanın boyun genişliğini, kubbesinin yüksekliğini ve etrafındaki çok ince kılcal damarlarla olan ilişkisini anlamak için damar içinden yapılan detaylı anjiyografi işlemi gerçekleştirilir. Bu işlem sırasında alınan üç boyutlu görüntüler, hekimlerin hastalığın yapısını bilgisayar ortamında her açıdan değerlendirmesine olanak tanır.
Açık Beyin Anevrizması Ameliyatı Nasıl Gerçekleştirilir?
Uzun yıllar boyunca beyin damarlarındaki bu sorunları çözmek için yegane yaklaşım cerrahi olarak bölgeye ulaşmak olmuştur. Mikrocerrahi klipleme adı verilen bu yöntem sorunun dışarıdan mekanik bir şekilde çözülmesi esasına dayanır. Ameliyathane ortamında ve genel anestezi altında gerçekleştirilen bu işlem hastanın kafatasından küçük bir kemik penceresinin çıkarılmasıyla başlar. Beynin dış yüzeyini koruyan zarlar dikkatlice açılır ve asıl beyin dokusuna ulaşılır.
Ancak sorunlu damarlar genellikle beynin yüzeyinde değil kafatasının tabanına yakın derin bölgelerde konumlanır. Cerrah, beynin doğal kıvrımlarını kullanarak ve özel cerrahi mikroskoplar eşliğinde bu derin alana doğru yavaşça ilerler. Anevrizmanın bulunduğu damara ulaşıldığında, etraftaki sağlıklı dokular ve ince dallar büyük bir titizlikle bu baloncuktan ayrıştırılır. Son aşamada, anevrizmanın ana damara bağlandığı boyun kısmına titanyumdan üretilmiş özel bir mandal (klips) yerleştirilir. Bu klips, baloncuğun içine kan girişini fiziksel olarak keser. Ardından beyin zarları onarılır ve kafatası kemiği yerine sabitlenerek ameliyat tamamlanır.
Açık Beyin Anevrizması Ameliyatı Sürecinde Karşılaşılan Riskler Nelerdir?
Açık cerrahi yaklaşım anevrizmayı kapatma konusunda etkili bir yol sunsa da vücudun en hassas organı olan beynin fiziksel olarak işleme maruz kalması bazı istenmeyen durumların doğmasına zemin hazırlayabilir. Beyin dokusu, dışarıdan uygulanan basınca ve manipülasyona karşı son derece duyarlıdır. Derinlerdeki anevrizmaya ulaşmak için dokunun aletlerle bir miktar kenara itilmesi gerekebilir. Bu durum işlem sonrasında ilgili bölgede doku ödemine ve şişliklere yol açabilmektedir.
Operasyon esnasında karşılaşılabilecek bazı sorunlar şunlardır:
- Beyin dokusunda ödem
- Sinir hasarı
- Kılcal damar zedelenmesi
- Yara yeri enfeksiyonu
- Kanama riski
Anevrizmaların yerleştiği bölgeler genellikle görme duyusunu, göz hareketlerini ve yüz kaslarını kontrol eden önemli sinirlerin çok yakınındadır. Ameliyat sırasındaki çalışma alanının darlığı, bu sinirlerin gerilmesine veya etkilenmesine neden olarak işlem sonrası hastada geçici veya kalıcı göz kapağı düşüklüğüne yol açabilir. Bununla birlikte ana damardan beynin derin merkezlerine kan taşıyan mikroskobik boyutlardaki ince damarların gözden kaçarak klipsin arasında kalması, o damarın beslediği bölgenin oksijensiz kalması gibi ciddi sorunlar yaratma potansiyeline sahiptir.
Beyin Anevrizması Embolizasyonu (Kapalı Tedavi) Nasıl Bir Yöntemdir?
Tıp teknolojisinde yaşanan devrim niteliğindeki ilerlemeler, hastalara kafatasının açılmasına gerek kalmadan tedavi olma imkanı sunan yepyeni bir ufuk açmıştır. Embolizasyon adı verilen bu kapalı yöntem sorunu beynin dışından değil bizzat kanın aktığı yoldan, yani damarın içinden çözme felsefesine dayanır. Bu işlemler, ameliyathane yerine anjiyografi laboratuvarlarında, yüksek teknolojili üç boyutlu görüntüleme sistemlerinin rehberliğinde gerçekleştirilir. Hastanın kafa derisinde herhangi bir kesi yapılmaz, kemiğe dokunulmaz ve beynin fiziksel yapısına dışarıdan müdahale edilmez.
İşlem genellikle kasık bölgesindeki veya el bileğindeki bir atardamardan çok küçük bir iğne deliği aracılığıyla giriş yapılarak başlatılır. Bu noktadan damarın içine çok ince, esnek ve uzun tüpler yerleştirilir. Hekim, dev ekranlardan anlık görüntüleri takip ederek bu ince tüpleri kalbin etrafından geçirip boyun damarlarına, oradan da beynin içindeki sorunlu bölgeye kadar yönlendirir. Tüpün ucu anevrizmanın içine ulaştığında, baloncuğu içeriden kapatacak malzemelerin gönderilme süreci başlar. İşlem bittikten sonra kullanılan tüm tüpler vücuttan çıkarılır ve giriş yapılan küçük bölgeye hafif bir baskı uygulanarak işlem sonlandırılır.
Beyin Anevrizması Embolizasyonu İşleminde Hangi Teknikler Kullanılır?
Damarın içinden yapılan bu yolculukta hekimin en büyük yardımcısı, insan mühendisliğinin ulaştığı son noktayı temsil eden mikro malzemelerdir. Anevrizmanın büyüklüğüne, yerleşim yerine ve boyun genişliğine bağlı olarak farklı teknikler ve cihazlar kullanılarak hastaya en uygun tedavi planı oluşturulmaya çalışılır. Bu malzemelerin ortak özelliği, kanın içinde rahatça ilerleyebilecek esneklikte olmaları ve damar duvarına zarar vermeden görevlerini yerine getirmeleridir.
Kapalı tedavilerde yararlanılan cihazlar ve teknikler şunlardır:
- Platin koiller
- Mikro balonlar
- Örgülü stentler
- Akım yönlendiriciler
- Sepet cihazları
En klasik kapalı yöntem sarmal şekilli çok yumuşak platin tellerin (koillerin) anevrizma kesesinin içine doldurulmasıdır. Bu teller kesenin içinde yumak oluşturarak kanın içeri girmesini engeller. Eğer anevrizmanın boynu çok genişse, bu tellerin ana damara taşmasını önlemek amacıyla geçici olarak şişirilen mikro balonlardan veya ana damar boyunca döşenen kalıcı ince metal stentlerden destek alınır. Çok daha büyük veya şekli bozuk anevrizmalarda ise sadece ana damarın içine sıkı dokunmuş akım yönlendirici stentler yerleştirilerek, kanın baloncuk içine girmesi tamamen önlenir ve zamanla o bölgenin kendi kendine sönmesi hedeflenir. Yenilikçi bir diğer yaklaşım ise, kesenin içini dolduran ve tıpkı bir sepet gibi açılarak anevrizmayı tıkayan cihazların kullanılmasıdır.
Beyin Anevrizması Embolizasyonu ve Ameliyatı Arasındaki Temel Farklar Nelerdir?
Beyin sağlığını tehdit eden bu hastalığın yönetiminde açık cerrahi ile kapalı embolizasyon yöntemleri arasında hem tıbbi yaklaşım hem de hastanın deneyimlediği süreç açısından derin farklılıklar bulunur. Her iki yöntem de anevrizmayı devre dışı bırakmayı amaçlasa da bu hedefe ulaşırken bedene yüklenen fizyolojik ve psikolojik yük oldukça farklıdır. Kapalı yöntemlerin en belirgin özelliği, minimal müdahale prensibiyle hareket ederek doğal yapıların bütünlüğünü korumaya odaklanmasıdır.
Her iki tedavi yöntemi arasındaki temel farklar şu konularda belirginleşir:
- İyileşme süresi
- Vücutta bırakılan iz
- Hastanede yatış süresi
- İşlem sonrası ağrı
- Anestezi süresi
- Estetik sonuçlar
Açık cerrahide hastanın kafatasının açılması ve beyin dokusuna dokunulması nedeniyle ameliyat sonrası yara iyileşmesi, enfeksiyon kontrolü ve ödem yönetimi haftalar sürebilen uzun bir yoğun bakım ve klinik takibi gerektirir. Hastalar genellikle taburcu olduktan sonra bile normal günlük hayatlarına dönebilmek için uzun bir nekahet dönemi geçirirler. Vücutta kalıcı bir kesi izi bulunur ve sürecin estetik yansımaları hastayı duygusal olarak etkileyebilir.
Buna karşılık kapalı embolizasyon işlemlerinde kafatasına dokunulmadığı için beyin dokusu dış etkenlerden korunmuş olur. Sadece kasık veya bilek bölgesindeki küçük bir iğne girişinden işlem yapıldığı için cerrahi yara, dikiş veya kemik iyileşmesi gibi süreçler yaşanmaz. Anestezi süresi daha kısadır ve hastanın bedensel dengesi üzerindeki yük oldukça hafiftir. İki yöntem arasındaki bu belirgin farklar, özellikle yaşlı veya ek hastalıkları olan bireylerde kapalı yöntemi çok daha güvenilir bir seçenek haline getirmeye yardımcı olur.
Beyin Anevrizması Embolizasyonu Sonrasında İyileşme Süreci Nasıldır?
Kapalı tedavi yöntemlerinin hastalar açısından en motive edici yanı işlem sonrasındaki hızlı ve konforlu toparlanma sürecidir. Hastaneye yatış anından taburculuğa kadar geçen süre, açık ameliyatlara kıyasla şaşırtıcı derecede kısadır. Kanama yaşamamış ve planlı bir şekilde kapalı yöntemle tedavi edilen hastalar, işlemden sonraki birkaç saati uyanma ve dinlenme odasında geçirirler. Daha sonra genellikle standart bir hasta odasına alınırlar. Vücutlarında iyileşmesini bekledikleri büyük bir yara olmadığı için fiziksel acı ve ağrı hissi minimum düzeyde kalır.
Hastanede kalış süresi, işlem yapılan hastaların büyük bir çoğunluğu için bir veya iki günü aşmaz. Hasta kısa süre içinde yataktan kalkıp yürüyebilir, yemeğini kendi başına yiyebilir ve kişisel ihtiyaçlarını zorlanmadan karşılayabilir. Taburcu olduktan sonraki birkaç gün içinde de normal günlük yaşantısına, ev işlerine veya çalışma hayatına kaldığı yerden devam edebilir. Estetik açıdan saçların kesilmemiş olması ve başta herhangi bir bandaj bulunmaması, hastaların bu zorlu hastalık sürecini psikolojik olarak da çok daha rahat atlatmalarına büyük destek sağlar.
Tedavi süreci taburculukla birlikte tamamen sona ermez. Damar içine yerleştirilen sarmal tellerin veya stentlerin, hedeflenen bölgeyi başarıyla kapattığından emin olmak ve zaman içindeki durumunu izlemek için belirli aralıklarla takip randevuları planlanır. Genellikle altıncı ay ve birinci yıl dönümlerinde yapılan yeni görüntülemeler ile damarın yapısı kontrol edilir. Yapılan takiplerde, kan akımının anevrizma dışına başarıyla yönlendirildiği doğrulandığında, hastalar geleceğe dair kaygılarını arkalarında bırakarak hayatlarına güvenle devam edebilirler. Bu konforlu ve etkili tedavi süreci, modern tıbbın sunduğu imkanlar dahilinde hastaların yaşam kalitesini korumayı birinci öncelik olarak kabul eden hekimlik anlayışının en güzel yansımalarından biridir.
Sıkça sorulan sorular
Beyin anevrizması embolizasyonu ile ameliyatı arasındaki temel farklar nelerdir?
Beyin anevrizması embolizasyonunda kasıktan veya el bileğinden girilerek anevrizma damar içinden kapatılır. Cerrahi yöntemde ise kafatası açılarak anevrizmaya klips yerleştirilir. En uygun tedavi anevrizmanın özelliklerine göre belirlenir.
Beyin anevrizması embolizasyonu hangi hastalar için daha uygun olabilir?
Derin yerleşimli, belirli şekil ve boyuttaki anevrizmalarda veya cerrahi riski yüksek hastalarda embolizasyon tercih edilebilir. Tedavi seçimi anevrizmanın konumu, yapısı ve hastanın genel sağlık durumuna göre yapılır.
Beyin anevrizması ameliyatı hangi durumlarda embolizasyona göre tercih edilir?
Geniş boyunlu, karmaşık yapılı veya bazı yüzeyel anevrizmalarda cerrahi klipleme daha uygun olabilir. Karar; görüntüleme bulguları, kanama durumu ve multidisipliner nörovasküler ekibin değerlendirmesiyle verilir.
Beyin anevrizması embolizasyonu ve ameliyatı sonrası iyileşme süreci farklı mıdır?
Embolizasyon sonrasında hastanede kalış ve günlük yaşama dönüş süresi genellikle daha kısa olabilir. Cerrahi tedavide ise iyileşme süresi operasyonun kapsamına, hastanın yaşına ve kanama durumuna göre değişebilir.
Beyin anevrizması embolizasyonu ve ameliyatının başarı oranını hangi faktörler etkiler?
Anevrizmanın büyüklüğü, yerleşimi, şekli, yırtılmış olup olmaması, hastanın yaşı ve ek hastalıkları tedavi başarısını etkileyen başlıca faktörlerdir. Deneyimli merkezlerde uygun hasta seçimi başarıyı artırabilir.
Beyin anevrizması embolizasyonu ve ameliyatının olası riskleri nelerdir?
Her iki yöntemde de kanama, pıhtı oluşumu, inme, enfeksiyon ve nörolojik komplikasyonlar görülebilir. Riskler uygulanan yönteme, anevrizmanın özelliklerine ve hastanın genel sağlık durumuna göre değişiklik gösterebilir.
Beyin anevrizması tedavisinden sonra tekrar anevrizma gelişebilir mi?
Tedavi edilen anevrizma büyük ölçüde güvence altına alınsa da bazı hastalarda yeniden dolum veya farklı bölgelerde yeni anevrizmalar gelişebilir. Bu nedenle düzenli görüntüleme ve hekim kontrolleri önem taşır.
Beyin anevrizması embolizasyonu ve ameliyatı öncesinde hangi tetkikler yapılır?
Beyin tomografisi, MR anjiyografi, BT anjiyografi veya dijital substraksiyon anjiyografi gibi görüntüleme yöntemleri kullanılır. Ayrıca genel sağlık durumu değerlendirilerek tedavi planı kişiye özel oluşturulur.
Beyin anevrizması embolizasyonu ile ameliyatı arasında seçim nasıl yapılır?
Tedavi kararı; anevrizmanın boyutu, şekli, yerleşimi, kanama durumu, hastanın yaşı ve ek hastalıkları dikkate alınarak beyin cerrahisi ve girişimsel nöroradyoloji uzmanlarının ortak değerlendirmesiyle verilir.
Beyin anevrizması tedavisi sonrasında düzenli takip neden önemlidir?
Tedavi sonrasında anevrizmanın tamamen kapalı kaldığının doğrulanması ve olası yeni damar değişikliklerinin erken saptanması için belirli aralıklarla görüntüleme ve nörolojik kontrollerin sürdürülmesi önerilir.

Prof. Dr. Özgür Kılıçkesmez, minimal invaziv damar içi tedavilere odaklanan, Türkiye’nin önde gelen girişimsel radyoloji ve nöroradyoloji uzmanlarından biridir. Anevrizma ve inme tedavileri, embolizasyon işlemleri, tiroid ve paratiroid hastalıklarının ameliyatsız tedavileri, girişimsel onkoloji ve periferik damar girişimleri başlıca uzmanlık alanları arasındadır. Halen İstanbul Memorial Göztepe Hastanesi Girişimsel Radyoloji ve Nöroradyoloji Bölümü Sorumlusu olarak görev yapmaktadır.
1997 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olan Prof. Dr. Kılıçkesmez, 2012–2013 yıllarında Londra Guy’s & St Thomas’ ve King’s College Hospital’da “Clinical Fellow” olarak girişimsel radyoloji ve onkoloji alanında ileri eğitim almıştır. 2020 yılında profesör unvanını almış, aynı yıl SBÜ Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Girişimsel Radyoloji Kurucu Hekimi olmuştur. Ayrıca EBIR (European Board of Interventional Radiology) sertifikasına sahiptir.
Prof. Dr. Kılıçkesmez’in 94 uluslararası, 40 ulusal makalesi ve 2500’ün üzerinde atıfı bulunmaktadır. American Journal of Roentgenology (AJR) ve Diagnostic & Interventional Radiology gibi prestijli dergilerde hakemlik yapmaktadır. Klinik ve akademik deneyimiyle inme tedavisi, beyin anevrizması, embolizasyon, tümör ablasyonu ve tiroid/paratiroid hastalıklarının minimal invaziv tedavileri konularında ulusal ve uluslararası alanda referans gösterilen bir isimdir.

Vaka Örnekleri
Santral ven oklüzyonu: Balon tedavisi
Vakalar
Y stent eşlikli kapalı anevrizma tedavisi
Vakalar
Bel fıtığı disk içi radyofrekans tedavisi sonucu
Fıtık Tedavisi
Boyun Fıtığı Tedavisinde Lazer Teknolojisi ve Anjiyografi
Fıtık Tedavisi
Basedow-Graves hastalığı ameliyatsız tedavi sonucu
Tiroid Hastalıkları
TAKE işlemi ile yok edilen karaciğer tümörü
Kanser Tedavisi
Ameliyatsız Paratiroid Adenomu Tedavisi Sonucu
Paratiroid Adenomu
Sol akciğer komşuğuna gizlenmiş paratiroid adenomu
Paratiroid Adenomu
Bağırsak dalak anevrizması embolizasyonu
Embolizasyon
Dev dalak damar anevrizması kaplı stent ile tedavisi
Stent
Böbrek damarı anevrizmasının akım yönlendirici stent ile tedavisi
Stent
Dev Karaciğer Hemanjiom Mikrodalga Ablasyon
Ablasyon
Nefrostomi
Vakalar
Kanamış Beyin Anevrizmasının Koil ile Tedavisi
Embolizasyon
Kanamış Beyin Damar Yumağı (AVM) Embolizasyon Tedavisi
Embolizasyon
Beyin Toplar Damar Stentleme