SBÜ İstanbul Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nde kurucu hekim olarak görev almak ve aynı dönemde profesörlük unvanını kazanmak, mesleki kariyerimin en önemli dönüm noktalarından biri oldu. Bu süreçte yalnızca klinik uygulamalarımı sürdürmekle kalmadım; aynı zamanda sıfırdan bir yapı kurmanın sorumluluğunu üstlenerek, radyoloji ve girişimsel (nöro)radyoloji alanında güçlü, sürdürülebilir ve yüksek standartlara sahip bir sistem oluşturmayı hedefledim.
Pandemi başlangıcında açılan Hastanenin kuruluş aşamasında aktif rol alarak, Radyoloji, girişimsel radyoloji ve nöroradyoloji birimlerinin altyapısını planladım. Teknolojik donanımın belirlenmesinden klinik işleyişin yapılandırılmasına kadar pek çok kritik süreci yönettim. Amacım, hem tanısal hem de tedavi edici girişimlerin en güncel ve güvenli şekilde uygulanabileceği bir merkez oluşturmaktı. Bu doğrultuda, uluslararası standartları temel alan bir yaklaşım benimsedim. Pandemi döneminde girişimsel radyolojik işlemlerin çoğunluğunun yoğun bakım ve genel anestezi gerektirmemesi nedeniyle, kesintisiz hasta kabulüne devam edip bir çok branşa yardımcı olduk.
Klinik pratiğimde özellikle endovasküler tedavilere yoğunlaştım. Anevrizma, inme, damar tıkanıklıkları ve kompleks vasküler patolojilerin minimal invazif yöntemlerle tedavisinde aktif olarak yer aldım. Akut inme tedavisinde mekanik trombektomi gibi hayat kurtarıcı girişimlerin etkin şekilde uygulanmasını sağlamak, bu süreçte benim için büyük bir öncelik oldu. Aynı zamanda TAKE, TARE gibi tümör embolizasyonları ve radyofrekans, mikrodalga, kriyoablasyon teknikleri gibi girişimsel onkoloji uygulamalarını da kliniğin önemli bir parçası haline getirdim.
Profesörlük sürecimle birlikte akademik sorumluluklarım da daha da arttı. Asistan ve uzman hekimlerin eğitiminde aktif rol alarak, girişimsel radyoloji alanında nitelikli insan kaynağı yetiştirmeye odaklandım. Eğitim programları, uygulamalı çalışmalar ve bilimsel toplantılar aracılığıyla bilgi ve deneyimimi paylaşmaya devam ettim. Bu süreç, yalnızca klinik başarı değil, aynı zamanda akademik sürdürülebilirlik açısından da büyük önem taşıyordu.
Beş senelik süreç sonunda yoğun çalışmamızın ürünü olan bilimsel datayı hekim kadromuz dünyanın en prestijli dergilerinde yayınladı. Bu bilimsel araştırmaların bir kısmı dünyada ilk kez uygulanan teknikleri yansıtmaktaydı.
Anjiografi sayısının oldukça fazla olması, kendi yönettiğimiz yaklaşık 30 yatak ve büyük bir ekip olmamız nedeniyle çalıştığım dönemde nörolojik damar hastaklıkları, damar tıkanıklıklarının açılma yöntemleri, tümör tedavileri, embolizasyonlar, tiroid hastalıklarının tedavisi gibi konularda Avrupa, Asya, Afrika, Körfez bölgesi ve Rusya ve çevre ülkelerinden yüzlerce uzman meslektaşımıza kurslar ve eğitimler verdik.
Multidisipliner çalışma anlayışını merkeze alarak, nöroloji, beyin cerrahisi, onkoloji ve diğer branşlarla yakın iş birlikleri geliştirdim. Özellikle kompleks vakalarda ekip çalışmasının sağladığı sinerji ile daha başarılı ve güvenli sonuçlar elde ettik. Bu yaklaşım, hasta bakım kalitesini artırmanın yanı sıra tedavi süreçlerini de daha etkin hale getirdi.
SBÜ İstanbul Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nde kurucu hekim ve profesör olarak görev yaptığım bu dönem, hem klinik hem akademik hem de yönetsel anlamda kendimi en üst düzeyde geliştirdiğim bir süreç oldu. Bugün sahip olduğum liderlik becerileri, girişimsel vizyon ve akademik derinlik, büyük ölçüde bu yoğun ve sorumluluk dolu dönemin bir yansımasıdır.
