Atardamar, kalpten çıkan ve oksijen bakımından zengin kanı dokulara taşıyan kalın duvarlı kan damarlarıdır. Dolaşım sisteminin temel bileşenlerinden biri olan atardamarlar, yüksek basınca dayanıklı elastik yapıları sayesinde kanı kalpten organlara ileterek hücrelerin oksijen ve besin ihtiyacının karşılanmasını sağlar.
Atardamarların temel görevi, kalbin pompaladığı kanı sistemik dolaşım yoluyla vücudun tüm dokularına ulaştırmaktır. Bu damarlar genellikle oksijen açısından zengin kan taşır ve kalpten uzaklaştıkça daha küçük dallara ayrılarak arteriyol ve kılcal damarlara dönüşür, böylece hücresel düzeyde madde alışverişi mümkün olur.
Sistemik dolaşımda atardamar kanı, akciğerlerde oksijenle zenginleşmiş kanı kalbin sol karıncığından alarak beyin, kaslar ve iç organlar dahil tüm vücut dokularına taşır. Bu süreç hücrelerin metabolik faaliyetlerini sürdürebilmesi için gerekli oksijen ve besin maddelerinin düzenli şekilde dağıtılmasını sağlar.
Atardamar duvar yapısı ve basınç özellikleri, üç katmandan oluşan güçlü ve elastik bir damar yapısı ile karakterizedir. Kalın kas tabakası ve elastik lifler, kalpten gelen yüksek basınçlı kan akımını dengeler ve kanın sürekli ve düzenli biçimde ilerlemesine yardımcı olarak dolaşım sisteminin stabilitesini korur.
| Bilmeniz Gerekenler | Bilgi |
| Atardamar nedir | Atardamarlar (arterler), kalpten çıkan ve oksijen açısından zengin kanı vücut dokularına taşıyan damarlardır. İstisna olarak, akciğer atardamarı (pulmoner arter) oksijen bakımından fakir kanı akciğerlere taşır. |
| Görevleri | Oksijenli kanın ve besin maddelerinin organ ve dokulara ulaştırılmasını sağlarlar. Aynı zamanda kan basıncının düzenlenmesine katkıda bulunurlar. |
| Yapısal özellikleri | Kalın ve elastik duvarlara sahiptir. Üç katmandan oluşur: tunika intima (iç), tunika media (orta, düz kas içerir), tunika adventitia (dış). Bu yapı, kanın yüksek basınçla taşınmasına dayanıklıdır. |
| Kan akış yönü | Kalpten organ ve dokulara doğru kan taşır. |
| Taşıdığı kan türü | Genellikle oksijenli (oksijen bakımından zengin) kan taşır. Akciğer atardamarı ise istisna olarak oksijen fakiri kan taşır. |
| Örnek atardamarlar | Aort, karotid arter (boyun), femoral arter (bacak), brakiyal arter (kol), pulmoner arter (akciğer). |
| Nabız hissedilmesi | Atardamarlar, nabzın hissedilebildiği damarlardır çünkü her kalp atışıyla genişlerler. |
| Kan basıncı | Atardamarlarda kan basıncı yüksektir. Bu nedenle duvarları toplardamarlara göre daha kalın ve elastiktir. |
| Klinik önemi | Atardamarlarda oluşan tıkanıklıklar (örneğin ateroskleroz) hayati organlara giden kan akışını engelleyebilir ve kalp krizi, inme gibi ciddi durumlara yol açabilir. |
Atardamar Nedir ve Vücudumuzdaki Temel Özellikleri Nelerdir?
Vücudumuzdaki kan dolaşımı, büyük bir uyum içinde çalışan kapalı bir sistemdir. Bu sistem içinde atardamarların en belirgin özelliği, yüksek basınç altında çalışmalarıdır. Kalp her kasıldığında, içindeki kanı büyük bir güçle dışarıya fırlatır. İşte bu fırlatılan kanın ilk karşılandığı ve tüm vücuda dağıtılmaya başlandığı yer atardamarlardır. Bu yüksek basınçlı atım, damar duvarlarında hissedilir bir dalgalanma yaratır; bileğimizden veya boynumuzdan hissettiğimiz nabız, aslında kalbin pompaladığı kanın atardamar duvarında yarattığı bu esneme hareketinden başka bir şey değildir.
Sistem çok hassas bir denge üzerine kuruludur. Kalbin kasılma anında damar içinde oluşan en yüksek basınca sistolik basınç, kalp kasının gevşeyip bir sonraki atım için kanla dolduğu sırada damar içinde kalan en düşük basınca ise diyastolik basınç diyoruz. Halk arasında bu değerler büyük tansiyon ve küçük tansiyon olarak bilinir. Atardamarların esnek yapısı, bu iki basınç arasındaki farkı yumuşatarak organlarımıza giden kan akışının kesintiye uğramadan, sürekli ve pürüzsüz bir şekilde devam etmesini sağlar.
Bir Atardamar Hangi Tabakalardan Oluşur ve Özellikleri Nelerdir?
Sürekli olarak yüksek basınca maruz kalan bir yapının son derece dayanıklı olması gerekir. Bir atardamarın duvarı, mikroskobik düzeyde incelendiğinde iç içe geçmiş üç farklı zırh katmanından oluşur. Bu katmanların her birinin üstlendiği çok kritik görevler vardır. En içte, kanla doğrudan temas halinde olan adeta teflon bir tava gibi pürüzsüz bir yüzey bulunur. Bu pürüzsüzlük kanın takılmadan akmasını ve pıhtılaşmamasını sağlar. Orta kısımda damarın gücünü aldığı kalın bir kas tabakası, en dışta ise damarı çevre dokulara bağlayan koruyucu bir kılıf yer alır.
Damar duvarını oluşturan tabakalar şunlardır:
- İntima
- Medya
- Adventisya
Bu tabakaların sağlığı, genel damar sağlığının doğrudan bir yansımasıdır. Özellikle en içteki tabakanın pürüzsüz yapısının çeşitli nedenlerle bozulması, ilerleyen yıllarda karşımıza çıkacak olan damar sertliği gibi büyük problemlerin ilk tohumlarının atıldığı aşamadır.
Atardamar Kanı Nereye Taşır ve Hep Temiz Kan mı Taşır?
Atardamarların genel rotası her zaman kalpten dışarıya, dokulara doğrudur. Sol karıncıktan çıkan ana atardamar olan aort, önce yukarı doğru kıvrılarak beyne ve kollara giden dallarını verir. Ardından göğüs ve karın boşluğu boyunca aşağı doğru inerek karaciğer, mide, bağırsaklar ve böbrekler gibi tüm iç organlara zengin kan akışını sağlar. Son olarak kasık bölgesinde ikiye ayrılarak bacaklara ve ayak uçlarına kadar uzanır.
Toplumda atardamarların her zaman oksijeni bol, yani temiz kan taşıdığı yönünde kesin bir yargı vardır. Ancak tıp dünyasında her zaman istisnalar mevcuttur. Vücudumuzdaki büyük dolaşım sistemi hücreleri beslemek için temiz kan taşırken, küçük dolaşım dediğimiz farklı bir mekanizma daha vardır. Kalbin sağ tarafından çıkıp doğrudan akciğerlere giden pulmoner atardamarlar, tüm vücudu dolaşıp oksijenini yitirmiş ve karbondioksit yüklenmiş olan kirli kanı taşır. Bu kan, akciğerlerde temizlendikten sonra tekrar kalbe dönecektir.
Vücudumuzdaki Atardamar Çeşitleri Nelerdir?
Vücudumuzun her bölgesinin ihtiyaç duyduğu kan miktarı ve damarların maruz kaldığı basınç seviyesi birbirinden çok farklıdır. Kalpten yeni çıkmış kanın yarattığı fırtınayla baş etmek farklı bir dayanıklılık gerektirirken, gözümüzün içindeki incecik dokuları beslemek çok daha hassas bir yapı gerektirir. Bu nedenle atardamarlar, bulundukları bölgeye ve çaplarına göre yapısal farklılıklar gösterirler.
Damar yapılarına göre temel çeşitler şunlardır:
- Elastik
- Müsküler
- Arteriol
Kalbe en yakın olan devasa damarlar bol miktarda elastik lif içerir ki bu sayede devasa basıncı bir yay gibi esneyerek emebilirler. Organlara doğru ilerledikçe bu damarlar biraz daha küçülür ve duvarlarındaki kas miktarı artar. Bu kaslı yapı hangi organın o an ne kadar kana ihtiyacı varsa oraya giden akışı artırıp azaltma görevini üstlenir. En uç noktalara gelindiğinde ise damarlar artık gözle görülmeyecek kadar küçülmüş durumdadır.
Atardamar İle Kılcal Damar Bağlantısı Nasıldır?
Atardamarların kanı taşıma serüveni, dokuların derinliklerinde son bulur. Uç noktalara ulaştıklarında atardamarlar yerini kılcal damarlara bırakır. Kılcal damarlar o kadar inanılmaz derecede incedir ki kırmızı kan hücreleri bu damarların içinden ancak bükülüp kıvrılarak, adeta tek sıra halinde geçebilirler.
Bu olağanüstü yakın temas, yaşamın sırrının gerçekleştiği yerdir. Kan hücresi kılcal damardan yavaşça geçerken, içindeki oksijeni ve besinleri damar duvarından sızdırarak hücrelere bırakır. Aynı anda, hücrelerin ürettiği atık maddeleri ve karbondioksiti kendi içine çeker. Tüm o devasa yüksek basınçlı otoyol sisteminin nihai amacı, işte bu mikroskobik düzeydeki sessiz alışverişin kusursuz bir şekilde gerçekleşmesini sağlamaktır.
Sık Görülen Atardamar Hastalıkları Nelerdir?
İnsan ömrü uzadıkça ve modern yaşamın getirdiği hareketsiz hayat tarzı yaygınlaştıkça, atardamar hastalıklarıyla çok daha sık karşılaşır olduk. Normal şartlarda içi cam gibi pürüzsüz ve son derece esnek olan bu damarlar, yıllar içinde yavaş yavaş yıpranmaya başlar. Kandaki kolesterol, kalsiyum ve diğer bazı atık maddeler, damarın o pürüzsüz iç yüzeyinden sızarak duvarın içine birikmeye başlar. Bu birikintiler zamanla sertleşerek plak adı verilen yapıları oluşturur.
Damar sertliğine yol açan başlıca durumlar şunlardır:
- Ateroskleroz
- Kireçlenme
- Plak birikimi
Bu plaklar büyüdükçe damarın iç boşluğunu daraltır ve içinden geçen kanın miktarını ciddi şekilde azaltır. Dokular ihtiyaç duydukları kanı yeterince alamadıklarında hücresel düzeyde açlık çekmeye başlarlar. Bu durum özellikle kalpte, beyinde ve bacak damarlarında ciddi problemlere zemin hazırlar. Hastalık yıllarca hiçbir belirti vermeden çok sinsi bir şekilde ilerleyebilir.
Atardamar Tıkanıklığında Vücutta Hangi Belirtiler Oluşur?
Damar daralmaya başladığında, vücut bunu telafi etmek için çeşitli yollar dener ancak bir noktadan sonra dokuların oksijensizliği kendini alarm zilleriyle belli eder. Özellikle bacakları besleyen atardamarlardaki tıkanıklıklar hastaların günlük yaşamını çok derinden etkiler. Başlangıçta sadece efor sarf edildiğinde ortaya çıkan şikayetler, hastalık ilerledikçe dinlenme anlarında bile kişiyi rahatsız etmeye başlar.
Karşılaşılan en tipik belirtiler şunlardır:
- Ağrı
- Kramp
- Uyuşma
- Karıncalanma
- Soğukluk
- Solukluk
- Yara
En karakteristik bulgu, kişinin belirli bir mesafe yürüdükten sonra baldırlarında hissettiği ve onu durup dinlenmeye mecbur bırakan şiddetli kramp tarzı ağrıdır. Hasta birkaç dakika dinlendiğinde kasların oksijen ihtiyacı azalacağı için ağrı geçer, ancak yürümeye başladığında aynı mesafede tekrar ortaya çıkar. Eğer tıkanıklık çok ileri boyuttaysa, dokular o kadar besinsiz kalır ki ayak parmak uçlarında iyileşmeyen yaralar veya doku ölümleri başlayabilir.
Atardamar Balonlaşması (Anevrizma) Nedir ve Neden Tehlikelidir?
Tıkanıklıkların tam aksine, bazı atardamar hastalıklarında damarın içi daralmaz, aksine damar duvarı aşırı derecede genişler. Damar duvarının genetik nedenler yüksek tansiyon veya ilerleyen yaşın etkisiyle yapısını kaybedip zayıfladığı bir noktadan dışarıya doğru balon gibi şişmesi durumuna anevrizma adı verilir. Bu durum çoğunlukla vücudumuzun en büyük atardamarı olan aortta görülür.
Anevrizmalar genellikle hastaya hiçbir rahatsızlık vermez ve başka bir nedenle yapılan ultrason veya tomografi taramalarında tamamen tesadüfen saptanırlar. Ancak bu sessizlik son derece aldatıcıdır. Balonlaştıkça duvar incelir ve her kalp atışının yarattığı yüksek kan basıncı, o incecik duvara içeriden sürekli olarak vurur. Eğer bu balonlaşma belli bir çapı aşarsa, dayanıksızlaşan damar duvarı aniden yırtılıp patlayabilir. Bu durum dakikalar içinde hastanın kaybedilmesine yol açabilecek kadar şiddetli bir iç kanamaya neden olur.
Ani Atardamar Tıkanıklığı Neden Acil Bir Durumdur?
Yıllar içinde yavaş yavaş gelişen damar sertliğinin aksine, bazen atardamarlar saniyeler içinde aniden tıkanabilir. Bu durum genellikle kalpte ritim bozukluğu olan hastalarda kalbin içinde oluşan bir kan pıhtısının koparak kan akışıyla birlikte sürüklenmesi ve gidip bacak, kol veya beyin gibi bir bölgedeki atardamarı aniden tıkamasıyla oluşur. Buna emboli diyoruz.
Organlar kan akışının yavaş yavaş azalmasına bir miktar uyum sağlayabilir, ancak kan akışının bıçak gibi aniden kesilmesine karşı hiçbir savunmaları yoktur. Tıkanıklığın olduğu bölgede aniden başlayan çok şiddetli, çıldırtıcı düzeyde bir ağrı meydana gelir. İlgili uzuv bir anda buz gibi soğur, rengi soluklaşır ve kişi o bölgesini hissedemez, hareket ettiremez hale gelir. Bu tablo saniyelerin bile çok kıymetli olduğu gerçek bir acil durumdur. Çok kısa bir süre içinde o pıhtı oradan uzaklaştırılmazsa, uzvun kalıcı olarak kaybedilmesi riski doğar.
Atardamar Tedavisinde Girişimsel Radyoloji Nedir?
Geçmiş yıllarda atardamarlardaki bir tıkanıklığı açmak veya kanayan bir bölgeyi tamir etmek için tek seçenek büyük ve zorlu açık cerrahi ameliyatlardı. Hastanın vücudunda büyük kesiler açılır, damara doğrudan ulaşılarak işlemler yapılırdı. Ancak tıp teknolojisindeki muazzam ilerlemeler sayesinde, günümüzde bu hastalıkların tedavisinde yepyeni bir sayfa açıldı. Bu sayfanın adı girişimsel radyolojidir.
Girişimsel radyoloji, ultrason, anjiyografi veya tomografi cihazlarının sağladığı çok net ve anlık görüntüler eşliğinde, vücudun derinliklerindeki damarlara dışarıdan büyük kesiler yapmadan ulaşma sanatıdır. Çok ince, yüksek teknolojili miller, teller ve tüpler (kateterler) kullanılarak, sadece cildin üzerindeki minicik bir iğne deliğinden damar sisteminin içine girilir. Bu sayede doktor, damarların içini adeta bir otoyolda ilerler gibi dolaşarak hastalıklı bölgeye ulaşıp gerekli tedaviyi doğrudan içeriden gerçekleştirebilir.
Girişimsel Yöntemlerin Atardamar Ameliyatlarına Göre Avantajları Nelerdir?
Bu modern tedavi yaklaşımının geleneksel açık ameliyatlara kıyasla sunduğu avantajlar o kadar fazladır ki günümüzde pek çok damar hastalığında ilk tercih edilen yöntem haline gelmiştir. Özellikle yaşlı, kalp rahatsızlığı olan veya genel anestezi (narkoz) alması riskli bulunan hastalar için bu yöntemler adeta can simidi niteliğindedir.
Öne çıkan önemli avantajlar şunlardır:
- Kesisiz
- Dikişsiz
- Narkozsuz
- İz bırakmayan
- Ağrısız
- Güvenli
- Hızlı
Hastanın vücudunda neşterle açılmış büyük bir yara olmadığı için işlem sonrası ağrı yok denecek kadar azdır. Genel anestezi yerine hastanın sadece uyuşturulup rahatlatılması, solunum cihazına bağlanma riskini ortadan kaldırır. Geleneksel bir damar ameliyatı sonrası hastanede günlerce yatmak gerekirken, bu minimal müdahaleler sonrası hastalar genellikle işlemin ertesi günü kendi ayaklarıyla yürüyerek evlerine, normal yaşamlarına dönebilmektedirler. Kanama ve enfeksiyon riskinin son derece düşük olması da bu sürecin konforunu artıran en büyük unsurlardandır.
Tıkalı Atardamar Balon ve Stent Yöntemiyle Nasıl Açılır?
Atardamarların içini daraltan kireçli plakların tedavisinde en sık başvurduğumuz yöntem kapalı yolla damarın içeriden genişletilmesidir. İşlem genellikle kasık bölgesindeki atardamara lokal anestezi yapılarak başlar. Buradan sokulan incecik bir kılavuz tel ile kan akışının yönünde ilerlenerek, daralmış veya tıkanmış olan sorunlu bölgeye kadar güvenle ulaşılır.
Bu telin üzerinden geçirilen sönük haldeki çok özel bir medikal balon, tam tıkanıklığın olduğu noktaya konumlandırılır. Balon, dışarıdan uygulanan kontrollü ve yüksek bir basınçla şişirildiğinde, damarı daraltan sert plakları büyük bir güçle ezerek damarın dış çeperine doğru yapıştırır. Böylece kanın rahatça geçebileceği geniş bir tünel açılmış olur. Ancak bazı durumlarda sadece balon yapmak yeterli olmaz; ezilen plakların zamanla tekrar damar içine çökerek yolu kapatmaması için, o bölgeye içeriden destek olacak bir yapı gerekir. Bu amaçla, metalik esnek kafesler olan stentler damar içine kalıcı olarak yerleştirilir. Stent, damarı adeta bir iskele gibi içeriden destekleyerek ömür boyu açık kalmasını sağlar.
Atardamar Balonlaşması Kapalı Yöntemle Nasıl Tedavi Edilir?
Özellikle vücudun en büyük damarı olan aorttaki anevrizmaların tedavisi, tıp tarihindeki en etkileyici teknolojik gelişmelerden biridir. Eskiden hastanın göğüs veya karın boşluğunun tamamen açıldığı çok büyük riskler taşıyan bu ameliyatlar, bugün ileri teknoloji stent-greftler kullanılarak tamamen kapalı yöntemle yapılabilmektedir.
Yine kasık damarlarından çok küçük bir delikle girilerek özel bir kateter sistemi aortun içine kadar ilerletilir. Kateterin ucunda, dışı özel bir medikal kumaşla kaplı, güçlü bir metalik iskelete sahip olan stent sistemi kapalı halde durmaktadır. Balonlaşmanın olduğu zayıf bölgeye gelindiğinde, bu sistem dışarıdan bir şemsiye gibi açılır. Açılan kumaş kaplı stent, sağlam damar dokusuna sıkıca tutunarak kanın içinden geçebileceği yepyeni ve son derece sağlam bir boru hattı oluşturur. Kan artık yeni açılan bu sistemin içinden akarken, dışarıdaki zayıf ve patlamaya hazır balonlaşmış doku basınca maruz kalmaktan tamamen kurtulmuş olur.
Atardamar Tıkama (Embolizasyon) İşlemi Hangi Durumlarda Yapılır?
Girişimsel tıp sadece kapalı damarları açmakla kalmaz, aynı zamanda kanamayı durdurmak veya hastalıklı bir organı besinsiz bırakmak amacıyla bazı damarları bilinçli olarak tıkama yeteneğine de sahiptir. Bu işleme embolizasyon adı verilir. Mantık son derece basittir: Sorun çıkaran dokunun enerji kaynağını kesmek.
Tedavinin sık uygulandığı durumlar şunlardır:
- Miyomlar
- Büyümüş prostat
- Kanamalar
- Tümörler
- Anevrizmalar
Örneğin kadınlarda çok sık görülen ve şiddetli kanamalara yol açan rahim miyomları, eskiden rahmin tamamen alınmasıyla tedavi edilirdi. Bugün ise miyomu besleyen atardamarlar tespit edilip, içine minik tanecikler sıkılarak damar kasıtlı olarak tıkanmaktadır. Beslenemeyen miyom yavaşça büzülüp küçülürken, kadın hem ağrılarından kurtulmakta hem de rahmini koruyabilmektedir. Benzer şekilde erkeklerde iyi huylu prostat büyümesinde de prostatı besleyen damarlar tıkanarak bezin küçülmesi ve idrar yollarının rahatlaması sağlanmaktadır. Ayrıca mide, bağırsak veya akciğer gibi bölgelerdeki hayati tehlike yaratan şiddetli iç kanamalarda da kanayan damarın tespiti ve saniyeler içinde tıkanması gerçek anlamda hayat kurtarıcıdır.
Pıhtılaşan Atardamar Nasıl Temizlenir?
Aniden pıhtı atarak tıkanan damarlarda saniyelerle yarışılır. Sadece koldan serumla verilen kan sulandırıcı ilaçlar, bu büyük ve sert pıhtıları eritmeye tek başına yeterli olmaz. Bu noktada devreye farmakomekanik tedaviler girer. Doktor, anjiyo ünitesinde kateter vasıtasıyla pıhtının tam kalbine, içine kadar ulaşır.
Çok güçlü pıhtı eritici ilaçlar, dışarıdan değil doğrudan pıhtının tam merkezine basınçlı bir şekilde sıkılır. Bu sayede ilacın etkisi maksimize edilir. Aynı zamanda, pıhtıyı mekanik olarak parçalayan veya damarın içinden dışarıya doğru güçlü bir vakum etkisi yaratarak pıhtıyı bir elektrik süpürgesi gibi çeken özel tıbbi cihazlar kullanılır. Özellikle bacak tıkanıklıklarında veya felç (inme) durumunda beyin damarlarında, ilk saatlerde veya günlerde yapılan bu doğrudan müdahaleler sayesinde doku ölümü engellenir, uzuv kesilme riski sıfıra yaklaşır ve hasta tamamen sağlığına kavuşur.
Atardamar İşlemleri Öncesinde Hangi Testler Yapılır?
Tüm bu ileri düzey müdahalelerin güvenli bir şekilde gerçekleştirilebilmesi için işlem öncesinde hastanın durumunun detaylı olarak analiz edilmesi şarttır. Anjiyografi işlemleri sırasında damarların görüntülenmesini sağlamak amacıyla kana renkli bir sıvı (kontrast madde) verilir. Bu sıvı işlem bittikten sonra böbrekler tarafından süzülerek vücuttan atılacaktır.
İşlem güvenliği için istenen öncelikli parametreler şunlardır:
- Kreatinin
- Üre
- Trombosit
- INR
Böbreklerin bu süzme işlevini güvenle yapabileceğinden emin olmak için kan testlerine bakılır. Ayrıca işlem sırasında damara müdahale edileceği için hastanın kanının pıhtılaşma süreleri ve kanama riski değerlendirilir. Gerekirse hastanın kullanmakta olduğu ilaçlar işlemden belli bir süre önce doktor kontrolünde geçici olarak kesilir veya dozları ayarlanır.
İşlem Sonrasında Atardamar Sağlığı İçin Nelere Dikkat Edilmelidir?
İşlem tamamlanıp hasta yatağına alındığında iyileşme süreci başlamış olur. Damara giriş yapılan kasık veya bilek bölgesindeki plastik kılıf çıkarıldıktan sonra, o bölgede bir kanama olmaması için belirli bir süre elle veya özel aletlerle baskı uygulanır. Kimi durumlarda da damardaki o küçük delik özel dikiş cihazlarıyla anında kapatılabilir.
Hastanın birkaç saat boyunca ayağa kalkmadan dümdüz sırt üstü yatması, o bölgenin sorunsuzca iyileşmesi için çok önemlidir. Hastaneden taburcu olduktan sonraki ilk birkaç gün boyunca ağır yük kaldırmamak, merdiven inip çıkarken dikkatli olmak, o bölgeyi zorlayacak fiziksel aktivitelerden kaçınmak gerekir. Ancak en kritik nokta, damar içine yerleştirilen stentlerin uzun yıllar sorunsuz çalışabilmesi için doktor tarafından reçete edilen kan sulandırıcı ilaçların aksatılmadan, harfiyen kullanılmasıdır.
Gelecekte Atardamar Hastalıklarından Korunmak İçin Neler Yapılmalıdır?
Unutulmamalıdır ki tıkanmış bir damarın teknolojik cihazlarla harika bir şekilde açılmış olması, hastalığın bir daha hiç kapınızı çalmayacağı anlamına gelmez. Eğer o damarın tıkanmasına neden olan hayat tarzı hataları devam ederse, hastalık başka bir damarda veya aynı damarın farklı bir noktasında tekrar ortaya çıkacaktır. Atardamar sağlığı vücudun genel sağlığının bir aynasıdır ve korunması tamamen sizin elinizdedir.
Sağlıklı bir damar yapısı için vazgeçilmez olan alışkanlıklar şunlardır:
- Egzersiz
- Diyet
- Kilo
- Kontrol
Sigara içiliyorsa derhal ve tamamen hayatınızdan çıkarılmalıdır. Doymuş yağlardan fakir, zeytinyağlıların, sebzenin, taze meyvenin ve tam tahılların ağırlıkta olduğu bir beslenme düzeni benimsenmelidir. Düzenli olarak yapılan tempolu yürüyüşler, atardamarların esnekliğini koruyan en büyük yardımcıdır. Eğer yüksek tansiyon veya şeker hastalığı varsa, bunların mutlaka kontrol altında tutulması gerekir.
Sıkça sorulan sorular
Atardamar nedir ve dolaşım sistemindeki görevi nedir?
Atardamar kanı nereye taşır ve hangi organlara ulaşır?
Atardamarların toplardamarlardan farkı nedir?
Atardamarlar genellikle oksijen açısından zengin kan mı taşır?
Atardamarların yapısal özellikleri nelerdir?
En büyük atardamar hangisidir ve görevi nedir?
Atardamar hastalıkları nelerdir ve en sık hangileri görülür?
Atardamar tıkanıklığı hangi belirtilerle ortaya çıkar?
Atardamar sağlığını korumak için neler yapılmalıdır?
Atardamar hastalıklarında ne zaman doktora başvurulmalıdır?

Prof. Dr. Özgür Kılıçkesmez, minimal invaziv damar içi tedavilere odaklanan, Türkiye’nin önde gelen girişimsel radyoloji ve nöroradyoloji uzmanlarından biridir. Anevrizma ve inme tedavileri, embolizasyon işlemleri, tiroid ve paratiroid hastalıklarının ameliyatsız tedavileri, girişimsel onkoloji ve periferik damar girişimleri başlıca uzmanlık alanları arasındadır. Halen İstanbul Memorial Göztepe Hastanesi Girişimsel Radyoloji ve Nöroradyoloji Bölümü Sorumlusu olarak görev yapmaktadır.
1997 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olan Prof. Dr. Kılıçkesmez, 2012–2013 yıllarında Londra Guy’s & St Thomas’ ve King’s College Hospital’da “Clinical Fellow” olarak girişimsel radyoloji ve onkoloji alanında ileri eğitim almıştır. 2020 yılında profesör unvanını almış, aynı yıl SBÜ Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Girişimsel Radyoloji Kurucu Hekimi olmuştur. Ayrıca EBIR (European Board of Interventional Radiology) sertifikasına sahiptir.
Prof. Dr. Kılıçkesmez’in 94 uluslararası, 40 ulusal makalesi ve 2500’ün üzerinde atıfı bulunmaktadır. American Journal of Roentgenology (AJR) ve Diagnostic & Interventional Radiology gibi prestijli dergilerde hakemlik yapmaktadır. Klinik ve akademik deneyimiyle inme tedavisi, beyin anevrizması, embolizasyon, tümör ablasyonu ve tiroid/paratiroid hastalıklarının minimal invaziv tedavileri konularında ulusal ve uluslararası alanda referans gösterilen bir isimdir.

Vaka Örnekleri
Santral ven oklüzyonu: Balon tedavisi
Vakalar
Y stent eşlikli kapalı anevrizma tedavisi
Vakalar
Bel fıtığı disk içi radyofrekans tedavisi sonucu
Fıtık Tedavisi
Boyun Fıtığı Tedavisinde Lazer Teknolojisi ve Anjiyografi
Fıtık Tedavisi
Basedow-Graves hastalığı ameliyatsız tedavi sonucu
Tiroid Hastalıkları
TAKE işlemi ile yok edilen karaciğer tümörü
Kanser Tedavisi
Ameliyatsız Paratiroid Adenomu Tedavisi Sonucu
Paratiroid Adenomu
Sol akciğer komşuğuna gizlenmiş paratiroid adenomu
Paratiroid Adenomu
Bağırsak dalak anevrizması embolizasyonu
Embolizasyon
Dev dalak damar anevrizması kaplı stent ile tedavisi
Stent
Böbrek damarı anevrizmasının akım yönlendirici stent ile tedavisi
Stent
Dev Karaciğer Hemanjiom Mikrodalga Ablasyon
Ablasyon
Nefrostomi
Vakalar
Kanamış Beyin Anevrizmasının Koil ile Tedavisi
Embolizasyon
Kanamış Beyin Damar Yumağı (AVM) Embolizasyon Tedavisi
Embolizasyon
Beyin Toplar Damar Stentleme