Bel fıtığı ameliyatı omurga disklerindeki yırtılma sonucunda sinirlere baskı yapan fıtıklaşmış dokunun, mikrocerrahi veya endoskopik sistemler kullanılarak vücuttan fiziksel olarak çıkarılması işlemidir. Bu operasyon genellikle bel bölgesine açılan küçük bir kesiden girilip, anestezi altında siniri ezen bozulmuş parçaların temizlenmesiyle gerçekleştirilir. Günümüzde şiddetli bel ve bacak ağrılarına yol açan bu mekanik sorunun çözümünde, geleneksel açık cerrahiye güçlü bir alternatif olarak ameliyatsız bel fıtığı tedavisi seçenekleri ön plana çıkmaktadır. İleri radyolojik görüntüleme cihazları eşliğinde uygulanan girişimsel radyoloji yöntemleri, doku kesisi veya narkoz gerektirmeden sorunlu bölgeye iğnelerle doğrudan müdahale imkanı sunarak hızlı, izsiz ve konforlu bir iyileşme süreci sağlar.
Omurgamızın Yapısı Nasıldır ve Bel Fıtığı Gelişimini Nasıl Etkiler?
İnsan vücudunu ayakta tutan, hareket etmemizi sağlayan ve sinir sistemimizin ana otobanı olan omuriliği koruyan yapıya omurga adını veriyoruz. Omurgamızı, üst üste dizilmiş kemiklerden oluşan sağlam bir kolon gibi düşünebilirsiniz. Özellikle bel bölgemiz (lomber bölge), vücudumuzun tüm yükünü taşıyan, eğilme, doğrulma ve dönme gibi hareketleri sağlayan en hareketli ve en çok basınca maruz kalan kısımdır. Bu kemiklerin birbirine sürtünmesini engellemek, hareketlerimizi esnek kılmak ve yürürken, koşarken ya da bir eşya kaldırırken oluşan şokları emmek için her iki kemik arasında “intervertebral disk” dediğimiz özel kıkırdak yastıkçıklar bulunur.
Bu disklerin yapısı oldukça kusursuz bir mühendisliğe sahiptir. Diski içi dolgulu bir çöreğe benzetmek, yapısını anlamak için harika bir yoldur. Dış kısmında, içerideki malzemenin dışarı taşmasını engelleyen ve oldukça dayanıklı liflerden oluşan sert bir çeper bulunur. Bu çeperin tam ortasında ise yüksek oranda su içeren, jöle kıvamında, yükleri emme görevi üstlenen esnek bir çekirdek yer alır. Sağlıklı bir insanda bu diskler, tonlarca ağırlığa bile direnç gösterebilecek bir dayanıklılığa sahiptir. Ancak zamanla, çeşitli çevresel ve fiziksel faktörler bu kusursuz yapının bozulmasına zemin hazırlar.
Disk yapısını zayıflatan başlıca faktörler şunlardır:
- Yaşlanma süreci
- Aşırı kilo
- Hareketsiz yaşam
- Sigara kullanımı
- Ağır kaldırma
- Genetik faktörler
- Duruş bozuklukları
- Zayıf kaslar
- Mesleki zorlanmalar
Bel Fıtığı Nedir ve Hangi Belirtilerle Ortaya Çıkar?
Yukarıda saydığımız olumsuz faktörlerin etkisiyle, diskin dışını saran o güçlü ve koruyucu lif tabakası zamanla esnekliğini kaybeder, zayıflar ve üzerinde küçük çatlaklar oluşmaya başlar. Özellikle derin bel ve karın kasları yeterince güçlü değilse, omurganın dengesi bozulur ve normalde kasların taşıması gereken yük doğrudan bu zayıflamış disklere biner. Ters bir hareket yapıldığında, ağır bir eşya hatalı kaldırıldığında veya uzun süre yanlış pozisyonda oturulduğunda, diskin dışındaki bu zayıflamış lifler yırtılır.
İşte tam bu noktada içerideki jöle kıvamındaki esnek madde bu yırtıklardan sızarak dışarıya, yani omurilik kanalına ve bacaklarımıza giden sinirlerin olduğu bölgeye doğru taşar. Bu taşan dokunun sinirleri sıkıştırması, ezmesi ve onlara fiziksel olarak baskı yapması durumuna genel olarak bel fıtığı diyoruz. Ancak sorun sadece mekanik bir ezilme değildir. Dışarı sızan bu jölemsi maddenin yapısı kimyasal olarak asidiktir. Sinir dokusu ile temas ettiğinde çok şiddetli bir iltihaplanmaya, mikroskobik kan dolaşımının bozulmasına ve sinir çevresinde ciddi bir ödeme yol açar. Bu kimyasal tahriş, hastanın belinden başlayıp kalçasına, oradan da topuğuna kadar inen elektrik çarpması veya yanma hissi şeklinde tarif ettiği ünlü siyatik ağrısını başlatır.
Bel fıtığının en sık görülen belirtileri şunlardır:
- Şiddetli bel ağrısı
- Kalçaya vuran ağrı
- Bacağa yayılan sızı
- Ayaklarda uyuşukluk
- Karıncalanma hissi
- Kas güçsüzlüğü
- Yürüme zorluğu
- Hareket kısıtlılığı
- İdrar tutamama
Bel Fıtığı Ameliyatı Hangi Durumlarda Kesinlikle Gereklidir?
Toplumda fıtık tanısı alan kişilerin büyük bir çoğunluğu hemen ameliyat masasına yatması gerektiği gibi bir yanılgıya düşebilir. Oysa istatistiklere ve tıbbi verilere göre, bel fıtığı vakalarının çok büyük bir kısmı istirahat, doğru ilaç kullanımı, fizik tedavi ve bel kaslarını güçlendiren spesifik egzersizler gibi ameliyatsız yöntemlerle iyileşebilmektedir. Ameliyat, her yüz hastadan sadece birkaçında gerçekten zorunlu hale gelir.
Peki, cerrahi müdahale ne zaman kaçınılmazdır? Eğer hasta, uygulanan tüm fizik tedavi ve ilaç rejimlerine rağmen haftalarca bacağına vuran, uyutmayan, yaşam kalitesini sıfıra indiren dayanılmaz ağrılardan kurtulamıyorsa, cerrahi seçenek masaya gelir. Ancak daha da önemlisi, sinirdeki baskının artık kalıcı hasar yaratmaya başladığını gösteren bazı tehlike işaretleri vardır. Sinir fonksiyonlarını yitirmeye başladığında, bacak kaslarında geri dönüşü zor olan güçsüzlükler ortaya çıkar.
Ameliyat gerektiren acil ve tehlikeli durumlar şunlardır:
- İlerleyici güç kaybı
- Düşük ayak gelişimi
- Bağırsak kontrol kaybı
- Mesane kontrol kaybı
- Dayanılmaz ağrı
- İlerleyici hissizlik
- Ayakta duramama
Bu belirtiler ortaya çıktığında, siniri kurtarmak ve kalıcı felç durumunu engellemek adına cerrahi müdahale ile o fıtık parçasının oradan fiziksel olarak çıkarılması tıbbi bir mecburiyettir.
Geleneksel Bel Fıtığı Ameliyatı Yöntemleri Nelerdir ve Nasıl Yapılır?
Tıbbi teknolojilerin gelişmesiyle birlikte bel fıtığı operasyonları da büyük bir evrim geçirmiştir. Günümüzde en sık uygulanan cerrahi yöntem “Mikrodiskektomi” olarak adlandırılan ve ileri teknoloji ürünü cerrahi mikroskoplar altında yapılan işlemdir. Bu ameliyat genellikle hastanın tamamen uyutulduğu genel anestezi altında gerçekleştirilir. Hastanın belinde, fıtığın olduğu bölgenin tam üzerine denk gelen noktada ortalama iki santimetrelik küçük bir kesi açılır. Cilt altındaki dokular ve kaslar özel aletlerle nazikçe aralanarak omurga kemiğine ulaşılır. Cerrah, sinire giden yolu açmak için kemik dokusunun ufak bir kısmını ve altındaki bağ dokusunu alır. Mikroskobun sağladığı devasa büyütme ve güçlü aydınlatma sayesinde, sinir kökü dikkatlice korunarak onu ezen fıtık parçaları mikro cerrahi aletlerle bulundukları yerden çıkarılır.
Bir diğer popüler cerrahi seçenek ise “Endoskopik Diskektomi”, yani halk arasındaki tabiriyle kapalı fıtık ameliyatıdır. Bu yöntemde kesi çok daha küçüktür, sadece birkaç milimetrelik mini deliklerden işlem yapılır. İşlem bölgesine ucunda yüksek çözünürlüklü kamera bulunan ince bir tüp yerleştirilir. Kamera sayesinde fıtıklaşan doku ekran üzerinden devasa boyutlarda izlenerek sinirin üzerinden temizlenir.
Çok daha ağır vakalarda, örneğin fıtıklaşan disk tamamen çökmüşse, omurga kanalında ciddi bir daralma varsa ve omurgada kayma (instabilite) oluşmuşsa, “Laminektomi” veya halk arasında platin ameliyatı olarak bilinen füzyon cerrahileri uygulanır. Bu işlemlerde omurganın arka kemiği genişletilir, bozulan diskin tamamı yerinden sökülür ve iki omur kemiği arasına titanyum kafesler yerleştirilerek omurganın stabilitesi yeniden sağlanır.
Bel Fıtığı Ameliyatı Sonrası Riskler Nelerdir ve Başarısız Bel Cerrahisi Sendromu Nedir?
Cerrahi teknikler ne kadar gelişmiş olursa olsun, her cerrahi müdahalenin doğası gereği barındırdığı bazı riskler ve dezavantajlar vardır. Fıtık ameliyatı geçiren hastaların tamamı ne yazık ki tamamen ağrısız ve sorunsuz bir hayata kavuşamayabilir. Ameliyat sonrasında bazı hastalarda hafif veya orta şiddette kronik bel ağrıları, bacaklarda sızıntı şeklinde ağrılar ve hareket kısıtlılıkları devam edebilir.
Açık veya mikroskobik operasyonlarda dokularda bir kesi yapılması, kemiğe ulaşmak için kasların sıyrılması ve anestezi alınması kaçınılmazdır. Ancak ameliyatların en çok çekinilen sonuçlarından biri “epidural fibrozis” adı verilen durumdur. Vücut, ameliyat edilen bölgedeki doku hasarını iyileştirmek için doğal bir reaksiyon gösterir ve orada bir yara izi (skar dokusu) oluşturur. Bu sert doku, zamanla bir yapışkan gibi sinir kökünün etrafını sarabilir. Fıtık fiziksel olarak alınmış olsa bile, bu kez sinir bu yara dokusunun içinde sıkışıp boğulur ve ağrılar tekrar şiddetlenir. Fıtığın aynı yerden tekrar etmesi veya bu yapışıklıkların gelişmesi sonucu hastanın ağrılarının geçmemesi durumuna “Başarısız Bel Cerrahisi Sendromu” adı verilir ve tedavisi oldukça zorlu bir süreçtir.
Ameliyat sonrası karşılaşılabilecek genel riskler şunlardır:
- Enfeksiyon gelişimi
- Kanama problemleri
- Sinir tahribatı
- Anestezi komplikasyonları
- Epidural fibrozis
- Fıtık nüksü
- Kronik ağrılar
Bel Fıtığı Ameliyatı Sonrası İyileşme Sürecinde Nelere Dikkat Edilmelidir?
Ameliyat olan hastaların, dokuların düzgün kaynaması ve omurga sağlığının korunması için iyileşme sürecinde çok dikkatli olmaları gerekir. İlk haftalarda özellikle yatak içi pozisyonlar büyük önem taşır. Kas spazmını kırmak ve omurgaya binen yükü hafifletmek için sırtüstü yatarken dizlerin ve kalçanın altına yastık destekleri konulmalıdır. Yan yatıldığında ise omurganın düz durması için bacaklar hafifçe karna çekilmeli ve iki diz arasına mutlaka bir yastık yerleştirilmelidir. Yüzüstü yatmak belin doğal kavisini bozacağı için kesinlikle önerilmez. İyileşme başlar başlamaz, vücudun eski esnekliğini ve kas gücünü kazanması için multidisipliner fizik tedavi ve rehabilitasyon programlarına başlanması sağlıklı bir yaşam için şarttır.
İyileşme döneminde uyulması gereken temel kurallar şunlardır:
- Yüzüstü yatmamak
- Yan yatarken destek kullanmak
- Ağır kaldırmaktan kaçınmak
- Ani dönüşler yapmamak
- Düzenli yürüyüş yapmak
- Fizik tedaviye devam etmek
- İdeal kiloyu korumak
- Postüre dikkat etmek
- Uzun süre oturmamak
Bel Fıtığı Tedavisinde Girişimsel Radyoloji Nedir ve Ameliyatsız Çözümler Nasıl Uygulanır?
Pek çok hasta, genel anestezi almaktan, vücudunda kesi yapılmasından, günlerce hastanede yatmaktan ve işinden uzak kalmaktan haklı olarak çekinir. İşte geleneksel ilaç tedavileri ile cerrahi ameliyatlar arasında mükemmel bir köprü görevi gören “Girişimsel Radyoloji” tam bu noktada devreye girer.
Girişimsel radyoloji, ultrason, floroskopi (skopi), bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans (MR) gibi son derece gelişmiş ileri teknoloji görüntüleme cihazlarının kılavuzluğunda çalışır. Mantığı son derece zarif ve etkilidir: Hastanın dokularını neşterle kesip biçmek yerine, iğne deliği kadar küçük yollardan vücudun içine girilir ve ağrıyı üreten sorunlu bölge doğrudan tedavi edilir. Bu işlemler sırasında görüntüleme cihazları sayesinde insan vücudunun içi anlık ve canlı olarak monitörlerden izlenir. Kullanılan özel iğnelerin rotası, açısı ve sinire olan uzaklığı milimetrik hassasiyetle kontrol altındadır. Bu sayede hata payı sıfıra indirilerek doğrudan hedefe yönelik, güvenli tedaviler gerçekleştirilir.
Girişimsel Radyoloji ile Bel Fıtığı Tedavisinin Ameliyata Göre Avantajları Nelerdir?
Bu ameliyatsız yöntemlerin hastalar için sunduğu konfor ve tıbbi avantajlar geleneksel açık cerrahilerle kıyaslandığında oldukça fazladır. İşlemlerin neredeyse tamamı hastanın bilincinin açık olduğu lokal anestezi veya hafif rahatlatıcı ilaçlar eşliğinde yapılır. Vücutta neşter kullanılmadığı için ciltte veya kaslarda tahribat oluşmaz, dikiş atılmaz ve vücutta ameliyat izi kalmaz. Kesip biçme işlemi olmadığı için, açık cerrahilerin en büyük handikabı olan doku yapışıklığı (epidural fibrozis) riski ortadan kalkar.
Girişimsel radyoloji yöntemlerinin başlıca avantajları şunlardır:
- Genel anestezi gerektirmez
- Cerrahi kesi yapılmaz
- Dikiş izi bırakmaz
- Kanama riski düşüktür
- Enfeksiyon riski çok azdır
- Hastanede yatış gerekmez
- İyileşme süreci hızlıdır
- Dokulara zarar verilmez
- Yapışıklık riski oluşturmaz
- İşlem tekrarlanabilir
Çoğu hasta işlemden bir saat sonra yürüyerek evine dönebilir ve ertesi gün günlük yaşantısına, masa başı işine rahatlıkla devam edebilir.
Bel Fıtığı İçin Nokta Atışı Enjeksiyon (Epidural Steroid) Nedir ve Etkisi Nasıldır?
Ameliyatsız tedavilerin ilk basamağını halk arasında sıklıkla “nokta atışı enjeksiyon” olarak bilinen Epidural Steroid Enjeksiyonları oluşturur. Bu tedavideki temel hedef, diskin içinden sızan sıvının sinir etrafında yarattığı asidik yanmayı, iltihabı ve ödemi doğrudan kaynağında kurutmaktır. Ağızdan alınan ağrı kesiciler kan yoluyla tüm vücuda dağılıp etkisini kaybederken, bu yöntemde güçlü bir ödem çözücü ilaç karışımı görüntüleme cihazları eşliğinde milimetrik bir iğne ile tam fıtığın siniri ezdiği noktaya bırakılır.
İğnenin doğru yere ulaştığından emin olmak için içeriye önce renkli bir sıvı (kontrast madde) verilir. İlacın sinir etrafına nasıl yayıldığı ekrandan canlı olarak izlenir ve onaylandıktan sonra asıl tedavi edici ilaç enjekte edilir. İşlem son derece güvenlidir ve hastaya hızlı bir rahatlama sağlar. Sinir etrafındaki ödem çözüldüğünde ağrı diner, kas spazmı biter ve vücut kendi doğal iyileşme mekanizmasını devreye sokarak o küçük fıtık parçasını zamanla yok edebilir.
Bel Fıtığı İçin Ozon Tedavisi ve Nükleoplasti İşlemi Nasıl Yapılır?
Eğer fıtık sadece ödem yapmakla kalmamış ve omurilik kanalına doğru ciddi bir mekanik çıkıntı oluşturmuşsa, fıtığın fiziksel boyutunu ameliyatsız yollarla küçültmeyi hedefleyen teknolojiler kullanılır. “Nükleoplasti” adı verilen işlemde, floroskopi kılavuzluğunda çok ince bir kanül ile diskin tam merkezine girilir. Bu kanülün içinden gönderilen radyofrekans veya plazma enerjisi yayan ince bir tel sayesinde, diskin içindeki bozulmuş fazla doku saniyeler içinde ısıtılarak buharlaştırılır. İçerideki madde miktarı azalınca diskin iç basıncı düşer ve dışarı taşmış olan fıtık parçası içeriye doğru vakumlanarak geri çekilir.
Bu mantığın bir diğer popüler ve etkili uygulaması da İntradiskal Ozon Tedavisidir (Ozononükleoliz). Yine aynı şekilde görüntüleme eşliğinde diskin içine saf oksijen ve ozon gazı karışımı zerk edilir. Ozon gazı son derece güçlü bir antioksidan ve kurutucudur. Fıtığın içindeki suyu hızla emerek fıtığın büzüşmesini ve küçülmesini sağlar. Ayrıca ozonun doğal anti-enflamatuar etkisi sayesinde bölgedeki iltihap kurur ve hasarlı dokuların hücresel düzeyde onarımı hızlanır. Özellikle son yıllarda ozon ile birlikte hastanın kendi kanından elde edilen PRP gibi hücre yenileyici sıvıların da diske verilmesiyle iyileşme süreci çok daha güçlü bir şekilde desteklenmektedir.
Bel Fıtığı İçin Lazer (PLDD) Tedavisi Nedir ve Nasıl İyileşme Sağlar?
Perkütan Lazer Disk Dekompresyonu (PLDD), diskin yapısının kapalı ve içi su dolu bir hidrolik sistem olduğu temeline dayanır. Kapalı bir balon düşünün; bu balonun içinden çok küçük bir miktar havayı veya suyu bile dışarı çıkarsanız, balonun duvarlarına içeriden yapılan gerilim anında düşer.
Bu işlemde hasta yüzüstü yatarken, sadece giriş noktası uyuşturularak diskin merkezine özel bir iğne yerleştirilir. Bu iğnenin içinden saç teli kadar ince bir lazer fiberi geçirilir. Lazer enerjisi kullanılarak diskin tam merkezindeki sıvının sadece çok ufak bir kısmı buharlaştırılır. Bu çok küçük buharlaşma bile, diskin içindeki yüksek hidro-mekanik basıncı yarı yarıya düşürmeye yeter. Basınç düştüğünde, fıtıklaşan kısımdaki gerginlik ortadan kalkar ve sinir rahat bir nefes alır. İşlem sonrası çekilen MR’larda fıtığın boyutu hemen küçülmemiş gibi görünse de içerideki basınç azaldığı için hastanın bacağına vuran o korkunç ağrılar dramatik bir şekilde kaybolur. Başlangıç seviyesindeki veya orta düzeydeki fıtıklarda çok etkili bir yöntemdir.
Bel Fıtığı Ağrılarında Radyofrekans Yöntemi Nedir ve Ne İşe Yarar?
Bazen hastanın fıtığı küçülmüş veya tedavi edilmiş olsa da sinir kökü aylar boyunca ezilip tahriş olduğu için adeta kısa devre yapan bozuk bir elektrik kablosu gibi kendi kendine ağrı sinyalleri üretmeye devam eder. Bu durumlarda “Radyofrekans Nöromodülasyon” adı verilen yöntem imdada yetişir.
Girişimsel radyolog, yüksek çözünürlüklü cihazlar eşliğinde radyofrekans iğnesini doğrudan o arızalı ağrı sinyallerini beyne ileten sinir kökünün üzerine yerleştirir. İşlemde siniri yakmamak ve kalıcı hasar vermemek için “Darbeli (Pulsed) RF” adı verilen özel bir mod kullanılır. Sinire milisaniyeler düzeyinde kısa radyo dalgaları ile akım verilir ve ardından soğuması için beklenir. Böylece ısı asla 42 dereceyi geçmez. Bu elektromanyetik dalgalar sayesinde hastanın bacağını hareket ettirmesini sağlayan motor sinirlere hiçbir zarar verilmeden, sadece ağrıyı taşıyan ince sinir lifleri sersemletilir ve ağrının beyne iletilmesi bloke edilir. Bu adeta bilgisayara format atmak veya resetlemek gibi bir işlemdir ve hastanın ağrılarında uzun süreli ciddi bir rahatlama sağlar.
Diskogel ve Epiduroskopi Uygulamaları Bel Fıtığı İçin Ne Zaman Tercih Edilir?
Gelişen tıbbi teknolojilerin sunduğu bir diğer ameliyatsız tedavi seçeneği, diskin içine görüntüleme eşliğinde özel, doku dostu bir jelin (Diskogel) enjekte edilmesidir. Bu jel yapı diskin içine ulaştığında oradaki basıncı dengeler, su tutma kapasitesini artırır ve diskin eski esnekliğine kavuşmasına yardımcı olarak fıtığın içeri çekilmesini destekler.
Eğer bir hasta geçmişte açık bel fıtığı ameliyatı olmuş ve ağrıları geçmemişse, genellikle “Başarısız Bel Cerrahisi Sendromu” ve yapışıklıklar söz konusudur. Bu durumda “Epiduroskopi” adı verilen ileri teknoloji bir işlem uygulanır. Hastanın kuyruk sokumundaki anatomik doğal açıklıktan, ucunda optik bir mercek bulunan incecik ve esnek kameralı sistemlerle girilerek omurilik kanalı boyunca ilerlenir. Bu mikro kameralar sayesinde siniri sıkan ve boğan yara izleri ekranda doğrudan görülür. Aynı sistem üzerinden gönderilen lazer, radyofrekans veya mekanik cihazlarla bu yapışıklıklar güvenli bir şekilde traşlanarak açılır ve sinir sıkıştığı o dar alandan kurtarılır.
Bel Fıtığı Ameliyatı Kararı Öncesi Girişimsel Radyoloji Neden Değerlendirilmelidir?
Bel fıtığı, insanı hem bedensel hem de psikolojik olarak son derece yoran, günlük yaşamın en basit aktivitelerini bile işkenceye dönüştürebilen ciddi bir rahatsızlıktır. Geleneksel tedavi yaklaşımlarında ağrı kesicilerden ve fizik tedaviden fayda görmeyen hastalar çoğu zaman kendilerini doğrudan açık cerrahi seçenekleriyle karşı karşıya bulurlar. Oysa çağdaş tıp pratiğinde, dokulara saygılı ve koruyucu hekimlik ön plandadır. Geleneksel açık cerrahilerin içerdiği anestezi, kanama, hastanede kalış süresi ve en önemlisi ameliyat sonrası gelişebilecek yapışıklık (fibrozis) gibi kalıcı riskler göz önüne alındığında, cerrahi her zaman en son çare olmalıdır.
Eğer belinizde ve bacağınızda şiddetli ağrılar varsa, ancak ayak bileğinizde felç başlangıcı, ani idrar kaçırma veya bacakta şiddetli güç kaybı gibi çok acil ameliyat gerektiren kırmızı bayrak belirtileri yoksa; bıçak altına yatmadan önce değerlendirmeniz gereken en güvenli yol Girişimsel Radyoloji uygulamalarıdır. Görüntüleme cihazları eşliğinde uygulanan nokta atışı tedaviler, ozon uygulamaları, disk içi basıncı düşüren lazer işlemleri ve ağrı sinyallerini durduran radyofrekans tedavileri; bedeninize ve anatomik bütünlüğünüze zarar vermeden sağlığınıza kavuşmanız için geliştirilmiş en rasyonel seçeneklerdir.

Prof. Dr. Özgür Kılıçkesmez, minimal invaziv damar içi tedavilere odaklanan, Türkiye’nin önde gelen girişimsel radyoloji ve nöroradyoloji uzmanlarından biridir. Anevrizma ve inme tedavileri, embolizasyon işlemleri, tiroid ve paratiroid hastalıklarının ameliyatsız tedavileri, girişimsel onkoloji ve periferik damar girişimleri başlıca uzmanlık alanları arasındadır. Halen İstanbul Memorial Göztepe Hastanesi Girişimsel Radyoloji ve Nöroradyoloji Bölümü Sorumlusu olarak görev yapmaktadır.
1997 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olan Prof. Dr. Kılıçkesmez, 2012–2013 yıllarında Londra Guy’s & St Thomas’ ve King’s College Hospital’da “Clinical Fellow” olarak girişimsel radyoloji ve onkoloji alanında ileri eğitim almıştır. 2020 yılında profesör unvanını almış, aynı yıl SBÜ Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Girişimsel Radyoloji Kurucu Hekimi olmuştur. Ayrıca EBIR (European Board of Interventional Radiology) sertifikasına sahiptir.
Prof. Dr. Kılıçkesmez’in 94 uluslararası, 40 ulusal makalesi ve 2500’ün üzerinde atıfı bulunmaktadır. American Journal of Roentgenology (AJR) ve Diagnostic & Interventional Radiology gibi prestijli dergilerde hakemlik yapmaktadır. Klinik ve akademik deneyimiyle inme tedavisi, beyin anevrizması, embolizasyon, tümör ablasyonu ve tiroid/paratiroid hastalıklarının minimal invaziv tedavileri konularında ulusal ve uluslararası alanda referans gösterilen bir isimdir.

Vaka Örnekleri
Santral ven oklüzyonu: Balon tedavisi
Vakalar
Y stent eşlikli kapalı anevrizma tedavisi
Vakalar
Bel fıtığı disk içi radyofrekans tedavisi sonucu
Fıtık Tedavisi
Boyun Fıtığı Tedavisinde Lazer Teknolojisi ve Anjiyografi
Fıtık Tedavisi
Basedow-Graves hastalığı ameliyatsız tedavi sonucu
Tiroid Hastalıkları
TAKE işlemi ile yok edilen karaciğer tümörü
Kanser Tedavisi
Ameliyatsız Paratiroid Adenomu Tedavisi Sonucu
Paratiroid Adenomu
Sol akciğer komşuğuna gizlenmiş paratiroid adenomu
Paratiroid Adenomu
Bağırsak dalak anevrizması embolizasyonu
Embolizasyon
Dev dalak damar anevrizması kaplı stent ile tedavisi
Stent
Böbrek damarı anevrizmasının akım yönlendirici stent ile tedavisi
Stent
Dev Karaciğer Hemanjiom Mikrodalga Ablasyon
Ablasyon
Nefrostomi
Vakalar
Kanamış Beyin Anevrizmasının Koil ile Tedavisi
Embolizasyon
Kanamış Beyin Damar Yumağı (AVM) Embolizasyon Tedavisi
Embolizasyon
Beyin Toplar Damar Stentleme